Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Aralık 02, 2008, 03:50:38 ÖS
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Ümmetin Sanal Kur'an Kursu...... www.ilminadresi.com
İslamı Öğreniyorum ( Bölüm Yöneticileri: AzRa - Kul Ahmedd )
İslam'ın Şartları - Rükûnleri
Oruç
11 Ay'ın Sultanı RAMAZAN
(Moderatörler:
Zemheri__
,
hakikat
)
RAMAZAN VE RAMAZAN’A MAHSUS İBADETLERİMİZ
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« önceki
sonraki »
Sayfa:
[
1
]
Gönderen
Konu: RAMAZAN VE RAMAZAN’A MAHSUS İBADETLERİMİZ (Okunma Sayısı 231 defa)
~ HAFIZ 05 ~
~ حَافِظٌ ~ حَافِظٌ ~ حَافِظٌ ~
Üstad-ı Azam
Teşekkür: 136
Offline
Mesaj Sayısı: 883
~ HEPİMİZ KARDEŞİZ ~ ~ İYİKİ KARDEŞİZ ~
RAMAZAN VE RAMAZAN’A MAHSUS İBADETLERİMİZ
«
:
Eylül 14, 2007, 09:49:16 ÖÖ »
RAMAZAN VE RAMAZAN’A MAHSUS İBADETLERİMİZ
AYET : BAKARA SURESİ – 185.AYET
شَهْرُرَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَفَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضاً أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَاهَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ:
MEALİ :
“Ramazan ayı ki onda Kur’an-ı Kerim,yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi.Sizden biriniz Ramazan ayına sağ olarak hazır bulunursa,hemen o ayda oruç tutsun.Amma o aya hazır olan kimse hasta olur veya seferde bulunursa tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutsun.” (BAKARA SURESİ – 185.AYET)
Bugünkü sohbetimizde Ramazan ve Ramazana mahsus ibadetlerimizden söz edeceğim.ALLAH Teâlâ’ya bizi bu rahmet ayına eriştirdiği için hamdediyor,O’nun sevgili kulu ve elçisi Muhammed Mustafa (SAV)’e salat ve selam ediyoruz.
Geçtiğimiz Ramazan ayında beraber oruç tuttuğumuz ve namaz kıldığımız pek çok kardeşimiz,ömürleri vefa etmediği için bu ramazana yetişemediler.Onlara ve bütün ölülerimize ALLAH’tan rahmet diliyor mekanları cennet olsun diyoruz.
Bundan sonraki Ramazanlara erişip erişemeyeceğimizi bilemiyoruz.Ömrümüzün ne kadarı gitti ve ne kadarı kaldığı hakkında kesin bir bilgimiz yoktur.Bunun için bu mübarek ayı iyi değerlendirmeli,ALLAH’ın rızasını kazanmaya çalışmalıyız.
Ramazan ayı manevî hayatımızda seçkin yeri olan bir aydır.Bu ay daha girer girmez, diğer aylardan farklı bir yaşantı içine gireriz.Gündüzleri yemek,içmek gibi hayatî zevklerden ve her türlü aşırılıklardan çekinerek tuttuğumuz oruçlarla,geceleri dînî bir vecd içinde kıldığımız teravih namazları ile,gönüllerimize iman nurunun ilâhî hüzmeleri dökülmeye başlar.Ramazan sonuna kadar devam eden ve günden güne gönüllerde feyzi artan manevî neşe ile mümin kendisine,ailesine ve içinde yaşadığı topluma ve hatta bütün insanlara yararlı bir kişi olarak bayrama erişir.
Ramazan ayı,rahmeti ve bereketi bol bir aydır.Bu ayın gelmesi ile iyilikler çoğalır, kötülükler azalır,yoksullara ve düşkünlere yardım elleri uzanır.
Evet,bu ay rahmet ayıdır.Çünkü Peygamberimiz (SAV),bu ayın rahmet ve mağfiret ayı olduğunu bildirmiştir.Bu ayın,hiçbir kamerî ayla kıyaslanamayacak üstünlüğü vardır.Esasen aylar ve günler,zamanın dilimleri olmak itibariyle aralarında bir fark yoktur.Ancak bazı önemli olayların meydana geldiği ay ve günler,diğer zaman dilimlerine göre farklıdır,farklı kabul edilir.İşte Ramazan ayı da bu farklı zaman dilimlerinden biridir.Çünkü insanlığın kararan ufkunu aydınlatan Kur’an-ı Kerim,bu ayda inmeye başlamıştır.İslâm’ın beş temel ibadetinden biri olan oruç,bu aya tahsis edilmiştir.İnsanı ALLAH’a yaklaştıran nafile ibadetlerimizden biri olan Teravih Namazı bu ayın gecelerini nurlandırmaktadır.Malî ibadetlerimizden biri olan Fıtır Sadakası da bu ayın sonunda verilmektedir.
Kur’an-ı Kerim,Ramazan ayı ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
شَهْرُرَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ:
“Ramazan ayı ( öylesine faziletli bir aydır ki ) insanlara yol gösterici ve doğruyu eğriden ayırmanın delilleri olarak Kur’an (bu ayda) indirildi.” (BAKARA SURESİ -185.AYET)
Ebû Hüreyre (RA)’den rivayete göre Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurmuştur:
“Ramazan girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da zincire vurulur.”
Hadis-i şerifte ifade edilen;cennet kapılarının açılması,ALLAH’ın rahmetinden, cehennem kapılarının kapanması ise,kötülüklerin azalmasından,şeytanların zincire vurulması da faaliyetlerinin etkisizliğinden kinayedir.
Ramazan ayı ibadetler ayıdır.Peygamberimiz (SAV) bu ayda kendisini tamamen ibadete verir,hele Ramazanın son on gününü itikafla (mescide kapanarak) geçirirdi.
İbni Abbas (RA) Peygamberimiz (SAV)’in Ramazan hayatını şöyle anlatır:
“Peygamberimiz (SAV),insanların en cömerdi idi.Kendisine vahiy getiren melek Cebrail (AS) ile Ramazan ayında karşılaştığı zaman cömertliği doruk noktasına erişirdi.Cebrail (AS) Ramazanın her gecesinde Peygamberimiz (SAV)’le buluşup,Kur’an okurlardı.İşte böylece Peygamberimiz (SAV),Cebrail (AS) ile buluştuğunda insanlara rahmet getiren rüzgardan daha cömert,daha yararlı olurdu.”
Hz. Aişe (RA) anlatıyor:“Ramazan-ı şerifin son on günü girince Peygamberimiz (SAV),(ibadet konusunda) ciddi bir gayret gösterirdi.Geceyi ibadetle geçirir,ailesini de ibadet için uyandırırdı.”
İşte her şeyde olduğu gibi Ramazan ayını değerlendirme konusunda da örnek alacağımız insan,Peygamberimiz (SAV)’dir.O’nu örnek alan yanılmaz ve zararlı çıkmaz.
RAMAZAN AYINA MAHSUS İBADETLERİMİZ
Ramazan ayına mahsus ibadetlerimizin başında oruç gelir.İslâm’ın beş temel ibadetinden biri olan oruç,Ramazan ayına tahsis edilmiş bir ibadettir.
Peygamberimiz (SAV)’in Mekke’den Medine’ye hicretinden bir buçuk yıl sonra farz kılınmış olan oruç,kitap, sünnet ve icma ile sabittir.Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:
أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ
لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ:
“Ey müminler,sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de oruç farz kılındı.Umulur ki korunursunuz.” (BAKARA SURESİ – 184.AYET)
İslâm’ın beş temel ibadet üzerine kurulduğunu söyleyen Peygamberimiz (SAV), bunlardan birinin de Ramazan ayı orucu olduğunu bildirmiştir.
Bedenî bir ibadet olan orucun,diğer namaz ve hac gibi ibadetlerden farklı yönleri vardır.Nefse ağır gelen bir ibadet olduğu kadar da neşeli bir ibadettir.Oruç tutmakla yükümlü olmayan çocukların bu ibadete gösterdikleri ilgi bunun ifadesidir.
Oruçtaki bu neşenin kaynağı,hiç şüphesiz kişinin iradesine hakim olmasıdır.Oruçlu iftar sofrasına oturup,Peygamberimiz (SAV)’den rivayet edilen:“ALLAH’ım senin rızan için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum.(Ey mağfireti bol ALLAH’ım, günahlarımı bağışla)” diye dua etmesi,onu neşe ve sevincin zirvesine yükseltir.Bir tesadüf eseri sofrasında bulunan ve oruç tutmayan bir mü’minin gönlünde bir pişmanlık duyacağında şüphe yoktur.
Peygamberimiz (SAV),oruçlunun iftar sofrasındaki neşesini şu sözleri ile ifade etmişlerdir:
“Oruçlunun iki sevinci vardır.Birisi iftar zamanındaki sevincidir.Diğeri de tuttuğu oruçla ALLAH’a kavuştuğu ve orucunun mükafatına erdiği zamanki sevincidir.”
Oruç tutanlara ALLAH Teâlâ’nın kıyamet günü özel muamele yapacağını Peygamberimiz (SAV) müjdelemiştir.Peygamberimiz (SAV),ALLAH Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu bildirmiştir:“Ademoğlunun her ameli (nin karşılığı kendisine) kat kat verilir Bir iyiliğe on katından yedi yüze kadar mükâfatlandırılır.Yalnız oruç hariç O benim içindir ve onun mükâfatını ben veririm.Çünkü (oruçlu) yemesini ve nefsanî arzularını sırf benim için (benim rızamı kazanmak için) terkediyor.”
Sehl b. Sa’d’ın rivayetinde Peygamberimiz (SAV),şöyle buyurmuştur:
“Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır ki,kıyamet gününde bu kapıdan ancak oruç tutanlar girecektir.Bunlardan başkaları giremez.Oruçlular nerede? diye çağrılır. Onlar da kalkıp o kapıdan girerler.Oruçlular girdikten sonra kapı kapanır ve oradan hiçbir kimse giremez.”
Her ibadette olduğu gibi oruç ibadetinde de fert ve toplum için pek çok yararlar vardır.Kur’an-ı Kerim,oruçtan ve orucun hikmetinden söz ederken:“Umulur ki oruçla günahlardan korunursunuz.” buyurmuş;oruç sayesinde insanın günah işlemekten, başkalarına hile ve haksızlık yapmaktan sakınacağı duyurulmuştur.Çünkü sakıncalı olmayan yemeyi ve içmeyi ALLAH rızası için belli bir süre terkeden oruçlu,O’nun yasakladığı söz ve işlerden de sakınmak durumundadır.Aksi halde orucunun bir anlamı kalmaz.Nitekim Peygamberimiz:
“Oruç bir kalkandır;(oruçluyu kötülüklerden korur),oruçlu kötü söz söylemesin. Oruçlu kendisi ile itişmek ve dalaşmak isteyene iki defa ben oruçluyum desin.Ruhumu kudret elinde tutan ALLAH’a yemin ederim ki,oruçlu ağzın açlık kokusu ALLAH katında misk kokusundan daha güzeldir.”
Bir başka hadis-i şerif de mealen şöyledir:“Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, ALLAH Teâlâ o kimsenin yemesini,içmesini bırakmasına (yani oruç tutmasına) değer vermez.” Yine Peygamberimiz:“Oruç tutan öyle insanlar var ki, ellerine açlık ve susuzluktan başka bir şey geçmez.” buyurmuştur.
ORUÇ İNSANDA BAŞKALARINA YARDIM ETME DUYGULARINI GELİŞTİRİR
Çoğu varlıklı insanlar,yoksulların çektiklerini bilmezler.Varlıklı kimse tuttuğu orucun nefse olan etkisini tadar da,yıl boyu açlık çeken ve yokluk içinde kıvranan yoksulları ve kimsesiz çocukları düşünür;onlara karşı gönlünde şefkat ve yardım duyguları uyanır.
Hz. Aişe (RA),Peygamberimiz(SAV)’in vefatından sonra ne zaman bir yemek yese, Peygamberimiz (SAV)’i hatırlayarak ağlamaya başlardı.Bir defasında niçin ağladığı kendisine sorulunca şu cevabı vermiştir:“Hz. Muhammed (SAV) sağlığında doyasıya bir günde iki defa yemek yememiştir.Onu hatırladığım için ağlıyorum.”
İşte oruç,insana yoksulların çektikleri sıkıntıyı yaşatır da onlara yardım elini uzatma alışkanlığı kazandırır.
ORUÇ SAĞLIĞI KORUR
Orucun sağlık ve tedavi yönünden de önemi büyüktür.Peygamberimiz (SAV):“Oruç tutunuz ki,sıhhat bulasınız.” buyurmuştur.
İnsan vücudunun bütün gün çalışarak yorulan organları uyku ile dinlendiği gibi,bir yıl durmadan çalışan mide ve sindirim organları da oruç sayesinde dinlenir ve görevlerini daha iyi yapma imkanı kazanır.Peygamberimiz (SAV)’in ifadeleri ile mide, hastalıkların evidir.Perhiz de,en etkili tedavidir.Bir çok hastalıkların tedavisinde doktorların perhiz ve diyet tavsiye etmeleri bunu teyit etmektedir.
ORUÇ İNSANI SABRA ALIŞTIRIR
Zor işler sabırla başarılır ve her engel onunla aşılır.Bunun için Kur’an-ı Kerim’de sabredenler müjdelenmiş ve sonsuz ecirle ödüllendirilecekleri vadedilmiştir.
ORUÇ NİMETLERİN KADRİNİ ÖĞRETİR
İnsan eriştiği nimetlerin kıymetini,ancak bu nimetler elden çıktıktan sonra anlar, ama iş işten geçtiği için bir yararı olmaz.Oruç,insanı belli bir süre de olsa nimetlerden uzaklaştırır ve nimetlerin kadrini öğretir.
ORUÇ TOPLUM HAYATINI DA OLUMLU ŞEKİLDE ETKİLER
Oruç tutanlar nefsin aşırı derecedeki isteklerini durdurmak ve iradelerine hakim olmak için büyük güç kazanırlar.Yüce Mevlânın emirlerine itaat eder,yasaklarından kaçınırlar.Birbirlerine karşı iyi ilişkiler içinde bulunur,görevlerini en iyi şekilde yerine getirmeye,iyi bir insan olmaya çalışırlar.Bunda bütün ibadetlerin olduğu kadar orucun da etkisi vardır.
Orucun fert ve toplum hayatına pek çok yararları olması yanında günahlara da keffarettir.Nitekim Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurur:“Bir kimse ramazanın faziletine inanarak ve mükâfatını umarak oruç tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.”
Oruç,tan yerinin ağarmaya başlamasından güneşin batmasına kadar,ibadet niyetiyle yemek,içmek ve cinsî yaklaşımdan kendini tutmaktır.Şu ayet,orucun başlangıç ve bitiş zamanını bildirmektedir:
وَكُلُواْ وَاشْرَبُواْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ:
“Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı) siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yiyin,için,sonra akşama kadar orucu tamamlayın.” (BAKARA SURESİ – 187.AYET)
Özet olarak ifade etmek gerekirse;oruç imsak ile başlar,iftar ile sona erer.İmsak, sahur yemeğinin değil,orucun başlangıcıdır.Bu itibarla takvimlerde yazılı olan imsak saatine kadar yiyilip-içilecek,bu saatten itibaren ise yemeye ve içmeye son verilecektir.
ORUÇ KİMLERE FARZDIR?
Oruç,ergenlik çağına gelmiş,akıllı,Müslüman erkek ve kadınlara farzdır.Ancak oruç kendilerine farz olanlardan hasta olanlar ile yolcu olanlar,oruç tutmayabilirler.Hasta olanlar iyileştiklerinde,yolcu olanlar da evlerine döndüklerinde,yedikleri günlerin sayısı kadar oruç tutar,kaza ederler.Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:
فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضاً أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ:
“Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (orucunu yer ve tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder.” (BAKARA SURESİ – 184.AYET)
Hasta bakıcıların,gebe ve emzikli kadınların durumları da aynıdır.Oruç tuttukları takdirde kendileri veya çocukları zarar görecekse veya gereği gibi hastaya bakamayacaklarsa,bunlar da sonradan tutmak üzere oruçlarını yiyebilirler. Çünkü dinde zorluk yok,kolaylık vardır.
Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan veya iyileşmesi mümkün olmayan hastalar da oruç tutmazlar,yedikleri her gün için yoksula bir fidye verirler.Fidye vermeye ekonomik durumları müsait olmayanlar ALLAH’tan af ve mağfiret dilerler.Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:
وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ:
“Oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere (Her gün için) yoksulu doyuracak fidye gerekir.” (BAKARA SURESİ – 184.AYET)
Adet gören veya lohusa olan kadınlar ise namaz kılamaz,oruç tutamazlar.Ancak bu halleri geçtikten sonra,namazları değil,sadece yedikleri günleri kaza ederler.
Fatıma binti Ebî Hubeys,Peygamberimiz (SAV)’e gelerek:“Ey ALLAH’ın Rasûlü,ben istihazalı (yani tenasül organından devamlı kan gelen) bir kadınım,hiç temizlenemiyorum.Acaba namazı bıraksam mı?” diye sordu.Peygamberimiz (SAV):“O, bir hastalık sebebiyle gelen bir kandır,hayız kanı değildir.Adet görme günleri gelince namazı bırak,temizlendiğin vakit kanı yıka ve namazını kıl.” buyurdu.
Rivayete göre Muâze adında bir hanım Hz. Aişe (RA)’ya gelerek:“Neden âdet gören bir kadın temizlendikten sonra âdet günlerinde kılamadığı namazları kaza etmiyor da tutamadığı oruçları kaza ediyor?” diye sordu. Hz. Aişe (RA):“Sen Harûriye'den misin?" dedi.Kadın:“Hayır,Haruriye değilim ama öğrenmek için soruyorum.” dedi.Bunun üzerine Hz. Aişe (RA):“Vaktiyle bu iş bizim başımıza geldiğinde orucu kaza etmekle emrolunduk,namazın kazası ile emrolunmadık.” dedi.
Harûrâ,Kûfe’ye yakın bir köyün adıdır. Hz. Ali (RA)’a karşı ayaklanan Hâriciler ilk defa burada toplanmışlardır.Hz. Aişe (RA),Muâze’ye:“Sen Harûriye'nin görüşünde misin?” demek istemiştir.Çünkü onlar,adet gören kadının adet günlerinde kılamadığı namazları kaza edeceği görüşündedirler.
Lohusalık hali de hayız gibidir.Hayız ile ilgili hükümler aynen lohusalık içinde geçerlidir.
TERAVİH NAMAZI
Ramazana mahsus ibadetlerden biri de teravih namazıdır.
Teravih namazı sünnet-i müekkede’dir.Sünnet ya Peygamberimiz(SAV)’in devam ettikleri,ya devam ederken bir özrün araya girmesi ile terkettikleri işlerdir. Peygamberimiz (SAV),bu namazı hem kılmış ve hem de kıldırmıştır.Ancak farz olur endişesi ile cemaatle kılmaktan vaz geçmiştir.
Buhârî ile Müslim’in Hz. Aişe (RA)’dan rivayetlerine göre,şöyle demiştir:“Bir Ramazan gecesi Peygamberimiz (SAV),mescidde teravih namazı kıldı.Ashab-ı Kiram da ona uyarak kıldılar.Ertesi gece de böyle cemaatle kıldılar.Halk çoğaldı.Üçüncü yahut dördüncü gece cemaat yine toplanmış,Peygamberimiz (SAV)’i beklemeye başlamışlardı. Fakat Peygamberimiz (SAV),o gece teravihe çıkmadı.Sabah namazından sonra cemaate: “Ey insanlar,sizin cemaatle teravih namazını kılmaya olan şiddetli arzu ve hevesinizi görüyorum.Benim de namaza çıkmama hiçbir engel yoktu.Yalnız böyle aşırı bir istekle devam edilerek üzerinize farz kılınmasından,sizin de onu devamlı kılmaya gücünüzün yetmeyeceğinden endişe ettim (bunun için gelmedim.)” buyurdu.
Bundan sonra Teravih namazını cemaatle değil,herkes kendi başına kılmaya devam etti.Hz. Ebû Bekir (RA) devrinde de bir değişiklik olmadı.Hz. Ömer (RA) halife olunca bir süre daha böyle devam etti.Bir Ramazan gecesi Hz. Ömer (RA) mescide geldi,halkı kendi başına teravih namazı kılarken görünce:“Öyle sanıyorum ki,bunları bir imam arkasında toplarsam daha iyi olacak” dedi.Ertesi gece Übeyy bin Kâb (RA)’ı teravih namazı imamı tayin edip cemaati onun arkasında topladı ve teravih namazı bundan böyle cemaatle kılınmaya başladı.Başka bir gece Hz. Ömer (RA) mescide geldi,halkın vecd içinde namaz kıldıklarını görünce: “Şu teravihin böyle cemaatle kılınması ne güzel âdet oldu” diyerek sevincini ifade etti.Hz. Ali halkı bu namaza daima teşvik etmiş ve: “ALLAH,Ömer’in kabrini nurlandırsın,nasıl ki Ömer mescidlerimizi teravihin feyzi ile nurlandırıp şereflendirdi ise.” diyerek teravih namazının Ramazan-ı şerifte Müslümanların mabedlerine özel bir şeref bahşettiğini bildirmiş ve Hz. Ömer’in bu yaptığını tasvip ettiğini ifade etmiştir.
Peygamberimiz (SAV)tarafından kıldırılan teravih namazının kaç rekat olduğu bildirilmemiştir.Ebu Seleme b. Abdurrahman’ın Hz. Aişe (RA)’ya Peygamberimiz (SAV)’in Ramazandaki gece namazını sorduğunda,Hz. Aişe şu cevabı vermiştir: “Peygamberimiz (SAV),ne Ramazanda ne de Ramazandan başka gecelerde on bir rekatten fazla kılmış değildir.”
İbni Hibban Sahih’inde Câbir (RA)’dan,Peygamberimiz (SAV)’in Ashabı ile birlikte sekiz rekat teravih,sonra da vitir namazı kıldıklarını;Beyhakî’nin İbni Abbas (RA)’ dan rivayetinde ise,Peygamberimiz (SAV)’in yirmi rekat teravih namazı kıldırdıklarını, bildirmiştir.
Şevkânî yukarıdaki rivayetleri naklettikten sonra şöyle diyor:“Bu konudaki rivâyetler Ramazan gecelerinde teravih namazının ve bu namazı cemaatle,yalnız başına kılmanın meşrû olduğunu;teravih namazının kesin olarak kaç rekat olduğu ve her rekatte ne kadar Kur’an okunacağı hakkında ise bir sünnet varit olmamıştır.”
Hulefâ-i Râşidîn devrine gelince;İbni Hacer,Hulefâ-i Râşidin devrinde kılınan teravih namazının yirmi rekat olduğunda Ashabın icmaı vardır. diyor.
Böylece Hz. Ömer (RA),Hz. Osman (RA) ve Hz. Ali (RA)dönemlerinden başlayarak günümüze kadar kılınmakta olan teravih namazı yirmi rek’attır.
Büyük bir İslâm alimi olan İbn Abd'l-Berr,teravih namazının yirmi rekat olduğu fakihlerin çoğunluğunun,Şafiîlerin,Kûfeli alimlerin ve Cumhur-i Ulemanın görüşüdür. diyor.Tabiînden İbn Ebî Müleyke, Hâris el-Hemedânî, Ata İbn Ebî Rabah, Ebû'l-Buhturî, Said İbn Ebî Hasan el-Basrî, Abdurrahman İbn Muhammed, İbn Ebî Bekr ve daha bir çok Tabiîn,Hulefâi Râşidîn ile Ashab-ı Kiram gibi teravihi yirmi rekat olarak kabul edip benimsemişlerdir.
İbn Abdi’l Berr diyor ki:“Alimler topluluğu teravih namazının yirmi rekat olduğu görüşündedir.Hanefî,Şafiî ve Hanbelî fakihlerin çoğunluğunun görüşü de budur.” Malikilere göre teravih namazı otuz altı rekattır.
Bu konuda en kuvvetli ve kesin sözü Ebû Hanife söylemiştir:“EL-İHTİYAR” da ifade edildiğine göre İmam Ebî Yusuf,hocası Ebû Hanife’ye teravih namazının hükmünü ve Hz. Ömer tarafından ne gibi bir delile dayanarak bu namazın yirmi rek'at olarak ve cemaatle kılınmak suretiyle ortaya konulduğunu sormuştur.Ebû Hanife (ALLAH ona rahmet etsin) şu cevabı vermiştir:“Teravih namazı hiç şüphesiz bir sünnet-i müekkede’dir.Hz. Ömer (RA) bu namazın cemaatle yirmi rekat kılınmasını,ne kendi içtihadi ile ne de sırf kendi düşüncesinden çıkarmıştır,ne de Peygamberimiz (SAV) zamanında olmayan bir din konusunu ortaya koymuş bir bid’atçidir.Elbette Ömer (RA),bunu,kendisince bilinen dinin bir temel kaynağına ve Peygamberimiz (SAV)’in bir tavsiyesine dayanarak bunu emretmiştir.”
Bu rivâyet ve görüşleri şöylece özetlemek mümkündür:Ramazan-ı Şerifte sekiz rekat teravih ve üç rekat vitir namazının cemaatle kılınması sahih rivayetlere dayanan Peygamberimiz (SAV)’in fiili ile sabit bir sünnettir.Bu sekiz rekatın üst tarafı ile beraber yirmi rekat olması Hulefâ-i Râşidînin sünnetidir ki,buna fıkıh dilinde müstehap denir.Diğer taraftan,az önce ifade ettiğimiz Peygamberimiz(SAV)’in yirmi rekat teravih kıldığına dair İbni Abbas (RA)’dan gelen rivayet ise senedinden dolayı hadis alimleri tarafından zayıf görülmüştür.Fakat pek çok fakih onu görüşlerine delil gösterdiklerinden,bu rivayete göre de yirmi rekatın da sünnet olduğu sabit olmuş olur.
Ayrıca Peygamberimiz (RA) bu namazı tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur:“Faziletine inanarak ve mükafatını umarak ALLAH rızası için ramazan gecelerini ibadetle geçiren (teravih namazını kılan) kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.”
KAYNAK : DİYANET AYLIK DERGİ
«
Son Düzenleme: Eylül 14, 2007, 11:05:42 ÖÖ Gönderen: Efendy
»
Logged
http://static.boomp3.com/player.swf?id=7a7f4c889397
http://static.boomp3.com/player.swf?id=f3c290665081
http://static.boomp3.com/player.swf?id=6b25552f64cd
http://static.boomp3.com/player.swf?id=d07199527996
http://static.boomp3.com/player.swf?id=bea23b75f5b0
~ HAFIZ 05 ~
~ حَافِظٌ ~ حَافِظٌ ~ حَافِظٌ ~
Üstad-ı Azam
Teşekkür: 136
Offline
Mesaj Sayısı: 883
~ HEPİMİZ KARDEŞİZ ~ ~ İYİKİ KARDEŞİZ ~
Ynt: RAMAZAN VE RAMAZAN’A MAHSUS İBADETLERİMİZ
«
Yanıtla #1 :
Eylül 14, 2007, 09:55:22 ÖÖ »
RAMAZAN AYININ FAZİLETİ
AYET : BAKARA SURESİ 185
شَهْرُرَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَفَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضاً أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَاهَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ:
MEALİ :
“Ramazan ayı ki onda Kur’an-ı Kerim,yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi.Sizden biriniz Ramazan ayına sağ olarak hazır bulunursa,hemen o ayda oruç tutsun.Amma o aya hazır olan kimse hasta olur veya seferde bulunursa tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutsun.” (BAKARA SURESİ – 185.AYET)
Ramazan ayı mağfiret ayıdır.Bu ayda ALLAH bütün mağfiret kapılarını açmıştır.Ramazan ayı rahmettir.Çünkü Ramazanda mü’minlere hiç kimsenin bilemeyeceği,had ve hududunu tayin edemeyeceği,miktarını yalnız ALLAH’ın tayin ve takdir edeceği sevap ve mükafat verilecektir.Bu ay içinde insanı melekleştirecek olan oruç ibadeti yapılacak,tevbe istiğfarlar yapılacak,bir çok Müslüman kötülüğü bırakacak,nefis ve şeytanın esaret ve tuzağından kurtulacak,ALLAH’a kul,Rasül’üne hakiki ümmet olma olma yoluna girecektir.Bu ayda evlerde ve camilerde mukabeleler okunacak,insanlar Kur’an’ın nurundan,feyiz ve bereketinden istifade edeceklerdir.Kur’an’a ve Sünnet’e sarılmakla hakkı bulacaklar ve hidayete ereceklerdir.
Ramazan ayı öyle mübarek bir aydır ki,ondan başka hiçbir ay Kur’an’da kendi adıyla beyan edilmemiştir.Ramazan kelime olarak YAKICI SICAKLIK anlamına gelir.Ramazan ayına bu adın verilmesi,oruç tutan kimselerin aç susuz kalmalarının meydana getirdiği sıcaklık ve yanmalardan veya bu ayda işlenen iyi ameller sonucu kazanılan bol sevaplarla günahların yanarak yok olmasından veya oruç günlerinin farz kılındığı yıllarda yakıcı sıcaklara rast gelmesinden ileri gelmektedir.
Bakara suresi 185.ayetin Ramazan ayı tabiriyle başlamasından maksat,Ramazan ayının fazileti,işgal ettiği yerin yüceliğinin açıklanmasında,orucun farz olması sebebiyle diğer aylar arasındaki hususiyetine işaret olunması içindir.Nitekim Rabbimiz:
فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَفَلْيَصُمْهُ:
“Sizden bu aya erişenler hemen oruç tutsun.” buyurmak suretiyle bu ayda tutulacak orucun farz olduğuna işaret etmiştir.
İSLAMın şartlarından olan orucun Ramazan ayına tahsis olunması,Kur’an-ı Kerim’in Ramazan ayında indirilmiş olması sebebiyledir.İşte bu indiriliş,oruç için diğer aylar arasında öncelik kazanmasına sebep olmuştur.Zira Kur’an ALLAH’ın aziz ve şerefli ilahi bir sözüdür.Bu nedenle indiği zamanı da aziz ve şerefli kılmıştır.Çünkü akl_ı selime sahip olan herkesin nazarından kaçmayacağı üzere,Kur’an’da bütün mahlukatın dünya ve ahirette faydalarına olan bir takım menfaatlar ve ALLAH’ın hükümleri vardır.
Bu aya Ramazan adı verilmesinin sebebi üzerinde üç görüş vardır ve bunları şu şekilde sıralamak mümkündür:
1-)Oruç tutan kimsenin ciğerleri hararetten yanıp,açlıktan kavrulduğu için bu ad verilmiştir.
2-)Oruç tutanın günahları bu ayda yanıp kavrulur gibi yok olduğu için bu ad verilmiştir.
3-)Kur’an-ı Kerim Peygamberimiz (SAV)’e 23 sene müddetle azar azar indirilmiştir.Böyle olduğu halde Kur’an’ın indirilmesinin bu aya tahsis edilmesindeki mana nedir?Bu soruya üç yoldan cevap verilebilir:
A-)Kur’an-ı Kerim Ramazan ayında bulunan Kadir gecesinde indirilmeye başlandığından,
B-)Kur’an-ı Kerim’in Kadir gecesinde bir defada ALLAH katından dünya semasına indirildiğinden,
C-)Ramazan ayının faziletine binaen Kur’an-ı Kerim’in indirilmesi bu aya tahsis edilmiştir.
Ramazan ayının fazilet ve değeri sayılamayacak kadar çoktur.Her halimize bilhassa bizi İSLAM nimetine kavuşturan,bizleri sıyam ve kıyam ehli olarak yaratan ALLAH’a sonsuz hamdü senalar olsun.
Ramazanın faziletini bir çırpıda sıralayabilmek mümkün değildir.Peygamberimiz (SAV) bir hadislerinde şöyle buyuruyor:
إذاجآء رمضان فتحت أبواب الجنة وغلقت أبواب النار وصفدة الشياطين.
“Ramazan ayı girdiğinde cennetin kapıları açılır,cehennem kapıları kapanır,şeytanlar bağlanır.”
Bu hadise göre Ramazan ayında yeryüzüne rahmet yağar,ibadet ve taatlar göklere yükselir.Oruç tutanlar için cennetin kapıları açılır,onlar için cennette köşkler hazırlanır.Şeytanların bağlanması tabirinin asıl anlamının kastedilmiş olması ve Ramazan ayına tazim olarak şeytanların gerçekten bağlanmış muhtemeldir.Bunun açık alametiyse günah ve azgınlığa dalan bir çok isyankarların son derece hırslı olmalarına rağmen,Ramazan ayında günahlardan uzak durmalarıdır.Bu gibi kimseler Ramazan ayı boyunca namaz kılmak,sadaka vermek,açları doyurmak,vaaz dinlemek,tesbih çekmek,kur’an okumak ve mukabele dinlemek gibi hayırlı işlere koşarlar.Ramazan ayı içerisinde kötülük yapmazlar.Kötülük yapanların sayısı da çok az olur.
RAMAZAN AYI NEDEN DİĞER AYLARDAN ÜSTÜNDÜR?
Ramazan ayı ayların sultanıdır.bu aya Ramazan denmesinde elbette ki bir takım ilahi hikmet ve tecelliler vardır.Ramazan ayında ALLAH’ın en büyük tecellisi,Kur’an-ı Kerim’in insanlığın hidayet,saadet ve selametine vesile olması için inzal olunmasıdır.Kur’an Ramazan ayında l olmuştur.Bu bakımdan Ramazana Kur’an ayı da denilir.Ramazan şerefini,izzetini,bereketini Kur’an’dan almıştır.Üstünlüğünün başta gelen sebebi budur.
İçerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinin Ramazan ayında bulunması,diğer aylardan üstün ve efdal olduğuna işarettir.Ramazan ayında nefis ve şeytan,oruç tutan Müslümanları dalalete sürükleyemez.Müslüman bu ayda nefsini terbiye eder,şeytanın tuzağından kurtulduğunda da melekleşir.Ramazan ayı mü’mine bu imkanı sağladığından dolayı da diğer aylardan üstün ve efdaldir.Ramazanda nefis ve şeytan kösteklendiğinden insanlar isyan etmezler,günah işlemezler.Hadiseler cinayetler azalır.diğer aylara oranla yok denecek seviyeye düşer.Bu da Ramazan ayının feyiz ve bereketine delil ve işarettir.
Peygamberimiz (SAV) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:“ALLAH (CC) ümmetime beş şey ihsan etti ki onları daha evvel gelenlere ihsan etmedi:
1-)Ramazanın ilk gecesi olduğu zaman ALLAH ümmetime rahmet nazarıyla bakar.ALLAH,rahmet nazarıyla bakarsa ona azap vermez.
2-)ALLAH meleklere ümmetim için istiğfar etmelerini emreder.
3-)Oruçlunun ağız kokusu ALLAH nazarında misk-ü anberden daha güzel kokar.
4-)ALLAH cennete zinetini takın diye emreder ve dostun olan mü’minlere müjdeler olsun buyurur.
5-)ALLAH oruçlunun bütün günahlarını affeder.”
Bir hadis-i kutside ALLAH (CC),Hz Musa (AS)’a şöyle buyurdu:“Ümmet-i Muhammed’e iki karanlık zarar vermesin diye iki nur verdim.”Hz Musa:“Ya Rabbi,o iki nur nedir?”diye sordu.ALLAH (CC):“Ramazan ve Kur’an-ı Kerim’in nurudur.” buyurdu.Hz Musa :“O iki karanlık hangisidir?” diye sordu.ALLAH (CC):“Kabir ve kıyamet günü karanlığıdır.” buyurdu.
RAMAZANI SEVİNÇLE KARŞILAMAK
Ramazan her şeyden önce sabır ayıdır.Bu sabrın karşılığı cennettir.Ramazanda mü’minin rızkı bol olur.Her gün sofraya çeşitli yemekler koyarsınız,nereden ve nasıl geldiğininin farkında bile olmazsınız.Ramazan mağfiret ve rahmet ayıdır.Tevbe ve istiğfarla Ramazanı karşılamak gerekir.Ramazanda ALLAH’a kulluk yapmaya karar veren mü’minlerin günahları affedilir.Ramazan bereketiyle azaba müstehak olanlar bile azad edilirler.
Selman-ı Farisi’den rivayet edilir:Rasülullah (SAV) Şaban ayının son gününde bizleri toplayarak şöyle buyurdular:“Ey insanlar!Sizi öyle büyük bir ay gölgesi altına almaktadır ki,o ayda Kadir gecesi vardır.Kadir gecesi,kendisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır.ALLAH o ayda oruç tutmayı farz,gece ibadetini nafile kılmıştır.O ayda kim hayır yaparsa,Ramazan dışında bir farzı eda eden kimse gibi sevap alır.Kim ki Ramazanda bir farzı eda ederse Ramazan dışında yetmiş farzı eda eden kimse gibi sevap alır.Ramazan sabır ayıdır.Sabrın mükafatı ise cennettir.O lütuf ayıdır.O öyle bir aydır ki,o ayda mü’minin rızkı artar.Kim Ramazanda bir oruçluya iftar ettirirse bir köle azad etmiş gibi sevap alır ve bütün günahları bağışlanır.”
Bunun üzerine biz (Ashab-ı Kiram) dedik ki:“Ya RasülALLAH,bizim hepimiz bir oruçluya iftar ettirecek güçte değiliz.”Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurdular:“ALLAH bu sevabı,bir yudum süt,su veya bir hurma ile oruçluyu iftar ettirene verir.Kim bir oruçluyu doyurursa,bu onun bütün günahlarının bağışlanmasına sebep olur.ALLAH onu benim havzımdan (Havz-ı Kevser) öyle bir içirir ki ondan sonra bir daha ebediyen susamaz.Onun sevabından hiçbir şey eksilmeden aynı mükafatla mükafatlandırılır.Ramazanın evveli rahmet,ortası mağfiret,sonu ise cehennemden kurtuluştur.Kim Ramazan ayında kölesinin veya işçisinin işini hafifletirse ALLAH onu cehennem ateşinden azad eder.”
“Ramazan ayında dört hasleti sıklaştırınız.İki hasletle Rabbinizi kendinizden razı kılarsınız,diğer iki hasletten müstağni olamazsınız.Rabbinizi kendinizden memnun ve razı kılacak olduğunuz iki hasletten biri LA İLAHE İLLALLAH demek,ikincisi de ALLAH’tan af dilemek üzere TEVBE VE İSTİĞFAR etmektir.Kendisinden müstağni olamayacağınız iki hasletse RABBİNİZDEN CENNETİ İSTEMEK VE CEHENNEM ATEŞİNDEN O’NA SIĞINMAKTIR.”
Bu da mü’minler için değerlendirilmesi gereken bir husustur.Mü’min Ramazandan gafil olmamalıdır.Daha Ramazan girmeden önce tevbe-istiğfar etmeli,günah ve isyanı terk etmeli,o büyük misafiri içini ve dışını temizlemek suretiyle sevinç ve neşeyle karşılamalıdır.Her mü’min Ramazan geliyor diye sevinmeli,ALLAH’a hamd-ü senada bulunmalıdır.
Yüce Peygamberimiz (SAV) başka bir hadislerinde ise şöyle buyurmaktadır:“Ulu ALLAH,Ramazan ayında günün her saatinde Kadir gecesine kadar 600.000 kişiyi cehennemden azad eder.Kadir gecesinde ise Ramazanın başlangıcından o ana (Kadir gecesine) kadar affettiklerini (onların sayılarının toplamını) cehennemden azad eder.Bayram günü de o güne kadar bütün Ramazan boyunca azad ettiklerinin sayısınca insanı cehennemden azad eder,kurtarır.”
Bir başka hadis-i şerif te şöyledir:
إن الله عزوجل فىكل ليلة من رمضان ستمئة ألف عتيق من النارفإذاكان آخرليلة أعتق الله بعددمن مضى.
“ALLAH,Ramazanın her gecesinde 600.000 insanı cehennemden azad eder.Ramazanın son gecesindeyse,daha önce azad ettiklerinin toplam sayısınca azad eder.”
Bu fırsatlar her zaman ele geçmez.İyi değerlendirelim.Ramazan ayını sevinçle ve tevbe-istiğfarla karşılayalım.Daha ilk saatlerinde ALLAH’ın affına uğrayanlar arasına girelim.Ramazanda kendimizi affettiremezsek,ne zaman affettireceğiz?Evveli rahmet,ortası mağfiret,sonu da cehennemden azad olan bu ayı iyi değerlendirelim.Ramazana iyi hazırlanalım.Mü’minler üzerine Ramazandan daha hayırlı bir ay doğmamıştır.Bu ay mü’minler için hayır,bereket,feyiz,af ve mağfiret ayı olduğu gibi münafıklar için şerli bir aydır.Peygamberimiz (SAV) Şaban ayının sonlarına doğru ashabına Ramazana hazırlanmalarını tavsiye buyururdu.
Daha ilk gecesinden itibaren camiler mü’minlerle dolup taşmaya başlar.Teravih namazları kılınır,vaaz ve nasihatler ehliyetli kişilerin ağızların dinlenir,Kur’an-ı Kerim okunur.Evler okunan Kur’an ve mukabelelerle nurlanır.Ramazana saygı gösteren mü’minlerin evleri huzurla ve bereketle dolar.Ramazanda bütün insanların yüzleri güler.İnsanların otomatikman ALLAH’ın emirlerini ifaya başlar.El ALLAH için,dil ALLAH için kalp ALLAH için,göz ALLAH için,kulak ALLAH için,bütün azalar ALLAH için çalışır.
Ayaklar ALLAH rızasının bulunacağı,hayırların kazanılacağı mekanlara gider.İnsan ruhen dinç ve zinde olur.
Mü’minler Ramazana hazırlanma hususunda birbirini teşvik etmeli ve Peygamberimiz (SAV)’in şu müjdesini vermelidir:“Ramazanın gelişine sevinenin cesedini ALLAH cehenneme haram kılar.”Ramazanın gelişine sevinen,görevini yapan,onun feyiz ve bereketine nail olan mü’minin cesedini cehennem yakamaz.Mü’minin nuru cehennemin narını söndürür.
O halde camilere koşalım,Kur’an-ı Kerim dinleyelim ve okuyalım,alimlerin ilminden istifade edelim,imanımızı kuvvetlendirelim,oyundan ve eğlenceden kendimizi uzak tutalım.Ramazana erişip te oruç tutmadığı için,namaz kılmadığı için,hayır ve hasenat yapmadığı için,Kur’an okuyup dinlemediği için,ana-babasına iyilik edip hayır dualarını kazanmadığı için ALLAH’ın engin rahmetinden ve mağfiretinden istifade edemeyenlere,kendisini affettiremeyenlere ancak ve ancak yazıklar olsun denilir.
Ramazanla ilgili bir hadis-i şerif te şöyledir:“Ramazanın ilk gecesi geldiği zaman,bütün cennet kapıları açılır.Bu kapıların hiç birisi Ramazan ayı boyunca kapanmaz.ALLAH,bir münadiye şöyle seslenmesini emreder:Ey hayır isteyen gel!Ey şer yolunda olan azgın!Azgınlığından vazgeç!”Sonra der ki:“İstiğfar eden yok mu?İstiğfar eden bağışlanacak.İsteyen yok mu?İstediği kendisine verilecek.Tevbe eden yok mu?Tevbesi kabul olunacak.Bu çağırmalar şafak atıncaya devam eder.ALLAH,her Ramazan bayramı gecesi,azaba müstehak olan bir milyon kişiyi cehennem azabından azad eder.”
Ramazan ayının fazilet ve bereketinden hissemize pay ayırmak istiyorsak,bu ayın kıymet ve değerini bilmemiz gerekir.Bu ayın hürmetine uyarak dilimizi yalan,gıybet,koğuculuk ve çirkin sözlerden korumamız lazımdır.Bütün azalarımızı hata ve zilletten,kalplerimizi haset,kin,buğz ve adavetten korumalıyız.Eğer böyle yaparsak,ALLAH’tan korkan,Ramazan ayında affa uğrayan bahtiyarlar arasına katılmış olanlardan oluruz.İmanına gömülmüş,namazını kılan,ibadetlerinde olgunluk kazanmak için koşan mü’minler için Ramazan,feyiz,bereket,mağfiret ve rahmet ayıdır.Bunun için Ramazana iyi hazırlanalım,sevinçle karşılayalım.
Ramazan ayı gelince çeşitli ibadetler,hayır ve hasenat yapılır.Bol bol ecir ve mükafat kazanılır.Bir de özel ibadet olan oruç tutulur.Oruç sayesinde nefis terbiye edilir,şeytanın beli kırılır,şehvet yok olur.Nihayet insan melek sıfatına bürünür.Peygamberimiz (SAV) bir hadislerinde:
تخلقوابأخلاق الله وأخلاق رسول الله.
“ALLAH’ın ve Rasülü’nün ahlakını kendinize ahlak edininiz.” buyurmuştur.Bu da orucun faydalarından birisidir.
Yüce Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:
فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَفَلْيَصُمْهُ:
“Kim Ramazan ayına erişirse,oruç tutsun.”Ramazana hazırlanmanın hususiyetlerinden birsi de oruç tutmaya hazırlanmaktır.Bazı insanlar,Ramazanın gelişinden ve gidişinden haberdar bile olmazlar.Ömürleri gaflet ve dalalet içinde geçer.
Peygamberimiz (SAV) buyuruyor:“Ramazanın ilk gecesinde ALLAH şöyle seslenir:Bizi seveni biz de severiz,bizim rızamızı kazanmak isteyeni biz de affımıza mahzar kılarız.Bizden rahmet ve mağfiret dileyeni biz de affederiz.Bütün bunları Ramazan hürmetine yaparız.Bunun üzerine Yüce ALLAH,yazıcı meleklerine Ramazan ayında mü’min kullarının küçük günahlarını yazmamalarını emreder.Yine Yüce ALLAH onların geçmiş günahlarını silip süpürür,mahveder.”
Ramazan ayı girince Arş ve Kürsi ve bütün melekler sayha eder:“Müjdeler olsun ümmet-i Muhammed’e ki, Yüce ALLAH,katında onlar için sayısız nimetler hazırlamıştır.”Güneş,ay ve yıldızlar,havada uçan kuşlar,denizlerde yüzen balıklar,mel’un şeytanın dışında yeryüzünde yaşayan bütün varlıklargece-gündüz,ALLAH’tan mü’minlerin affını isterler.Sabah olduğu zaman mü’minlerden affedilmedik kimse bırakmaz ve ALLAH meleklerine şu emri verir:Ramazan ayında namaz kılarken,tesbih çekerken hep Ümmet-i Muhammed’in affını dileyiniz.”
Peygamberimiz (SAV) buyuruyor ki:“Ramazanın son gecesi geldiğinde gökler,yerler,ve melekler,Ümmet-i Muhammed’in başına konan bir musibetten dolayı mateme garkolurlar.”Sahabe-i Kiram:“Ey ALLAH!ın Rasülü,Ümmet-i Muhammed’in başına konan bu musibet nedir?” diye sorduklarında Peygamberimiz (SAV) de:“Ramazan ayının bizi terketmesidir.”diye cevap verdi.
Çünkü Ramazan ayında yapılan dualar,verilen sadakalar kabul olunur.İşlenen iyiliklere kat kat sevap verilir.Azap kaldırılır.O halde Ramazanın çıkışından daha büyük bir musibet düşünülebilir mi? Ramazanın çıkışına üzülüşümüz,onun sayısız nimet ve üstünlüklerinden mahrum kalışımızdan dolayıdır.Yer gök bizim için ağlarken,bizim kendimize ağlamamız ne kadar acıdır.Halbuki Ramazan bizim ayımız,Şaban Peygamberimizin ayıdır,Recep te ALLAH’ın ayıdır.Bizim ayımız olan Ramazanın çıkışına biz üzülmeliyiz,hatta ağlamalıyız.Gelişine çok sevinmeli,onu layık olduğu şekilde karşılamak için hazırlanmalıyız.İçerisinde elimizden geldiği kadar ibadet ve tatta bulunmalıyız.Çıkışını da hüzünle gözyaşları içinde uğurlamalıyız.Bizlerden şikayetçi olmaması için,şefaatçi olması elimizden geleni yapmalı ve dilemeliyiz.
Hülasa Ramazan ayı mü’minler için bir eğitim ve öğretim ayıdır.Bu ay ibadetler ve hayırlar ve özel ve verimli bir aydır.Kur’an’ın l olduğu aydır.Ramazan mektebinin namaz,oruç,fıtra,Kur’an okumak ve dinlemek,ALLAH’ı çok zikretmek gibi müfredatını uygulayan,geçmiş on bir ayın muhasebesini yapan ve gelecek on bir aya bedenen ve ruhen hazırlanan,böylece İSLAM dininin hayat düsturlarını yaşama aşkıyla dolu olan mü’minler,Yüce Rabbimizden rahmet ve rıza diplomasını alırlar.Ramazan mektebinde arzedilen bu olumlu neticeyi alabilmek için Ramazan eğitiminin tek hedefi,mü’minin biricik gayesi olan,ibadetle,ciddi bir İSLAM insanı olarak kaynaşmak lazımdır.
Ramazan ayının kadir ve kıymetini bilelim.Kendimiz Gafletten uzak tutup,ibadetlerimizi noksansız yapalım.Bu ayın rahmet ve mağfiretinden faydalanalım.Nefsimizi terbiye edelim.Ramazanda bol bol Kur’an okuyalım,mukabeleleri dinleyelim.Peygamberimiz (SAV)’in:“kıyamet günü Kur’an ile oruç,kul için şefaatçi olacaklardır.” hadisini unutmayalım.
Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor:
لوعلم أمتىمافىرمضان لتمنواأن تكون السنة كلهارمضان.
“Eğer ümmetim Ramazan ayındaki İlahi feyizleri bilmiş olsalardı,mutlaka bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederlerdi.”Yani bu ayda olan feyiz,ecir,bereket ve sevabı bilselerdi,senenin tamamının Ramazan olmasını isterlerdi.Çünkü Ramazan ayında en seçkin iyilikler toplanmıştır.
Bu ayda yapılan taar ve iyilikler,kılınan namazlar,tutulan oruçlar,yapılan hayır ve hasenat ALLAH katında makbul olur.Edilen dualar,yapılan tazarru ve niyazlar müstecap olur.Günahkarlar af ve mağfiret edilir.Cennet kendini isteyenlere kucak açar.
Peygamberimiz (SAV) buyuruyor ki:“Cennet şu dört sınıf kimseye özlemle kucak açmış beklemektedir: 1-)Kur’an-ı Kerim’i okuyan 2-)Ramazanda oruç tutan 3-)Açları doyuran 4-)Dilini tutan (Yalan,gıybet,iftira ve çirkin sözlerden muhafaza eden)
ALLAH cümlemizi Ramazan ayının kadir ve kıymetini bilen,üzerine düşen dini görevlerini hakkıyla ifa eden,netice itibarıyla ALLAH’ın rızasına,rahmet ve mağfiretine mahzar olan bahtiyar kullarının arasına cümlemizi dahil buyursun.Dua ve niyazlarımızı müstecab eylesin… AMİN!!!...
KAYNAK : MÜ’MİNLERE VAAZ VE İRŞAD MEHMET ALTUNKAYA
«
Son Düzenleme: Eylül 14, 2007, 11:07:59 ÖÖ Gönderen: Efendy
»
Logged
HAMZA
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ
Editör
Teşekkür: 605
Online
Mesaj Sayısı: 2740
Ynt: RAMAZAN VE RAMAZAN’A MAHSUS İBADETLERİMİZ
«
Yanıtla #2 :
Eylül 14, 2007, 09:58:22 ÖÖ »
ALLAH (c.c.) razı olsun böyle güzel bir konuyu yazandan da, burada bizlerle paylaşan kardeşimden de...
Logged
CESUR
bir gün,
KORKAK
ise her gün ölür.
Oysa ki
ÖLÜM
, her ikisine de belirlenen vakitten önce gelmez.
Toplumda zulme uğrayan
Mazlûmlar
, En az
zâlimler
kadar cesaretli olmalıdırlar.
Sakın korku putunu yüreğinize dikmeyin, korkuyu korkutmadıkça
CESUR
ve
YÜREKLİ
olamazsınız. Korkulmaya lâyık ise sadece
Azîz ve Celîl olan Hazreti ALLAH (c.c.)
'dır...
~ HAFIZ 05 ~
~ حَافِظٌ ~ حَافِظٌ ~ حَافِظٌ ~
Üstad-ı Azam
Teşekkür: 136
Offline
Mesaj Sayısı: 883
~ HEPİMİZ KARDEŞİZ ~ ~ İYİKİ KARDEŞİZ ~
Ynt: RAMAZAN VE RAMAZAN’A MAHSUS İBADETLERİMİZ
«
Yanıtla #3 :
Eylül 14, 2007, 10:02:29 ÖÖ »
RAMAZAN AYI KUR’AN AYIDIR
AYET : BAKARA SURESİ – 185.AYET
شَهْرُرَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ:
MEALİ :
“Ramazan ayı,insanlara yol gösterici,doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır.” (BAKARA SURESİ – 185.AYET)
Ramazan ayına erişmiş bulunuyoruz.Manevî hayatımızda seçkin yeri olan bu aya bizleri eriştiren yüce Rabbimize hamdediyor,bu ayı nasıl değerlendireceğimizi bize öğreten sevgili Peygamberimiz (SAV)’e salât ve selâm ediyoruz.
Ramazan ayı faziletlerle dolu bir aydır.Peygamberimiz (SAV) bu aydan söz ederken: “Evveli rahmet,ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluştur.” buyurmuştur.
Burada bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum,o da şudur: Yılın ayları ile gün ve geceleri,zamanın dilimleri olmak itibariyle aynıdır,aralarında bir fark yoktur.Ancak önemli bazı dinî ve millî olayların meydana geldiği zaman dilimleri diğerlerine göre farklıdır.İşte Ramazan da böyledir.Bu ayda meydana gelen olaylara baktığımızda bu ayın diğer kamerî aylardan üstünlüğü anlaşılmış olur.Kur’an-ı Kerîm Ramazan ayından şöyle söz eder:
شَهْرُرَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ:
“Ramazan ayı,insanlara yol gösterici,doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an indirildiği aydır.” (BAKARA SURESİ – 185.AYET)
Demek ki Ramazan’ı diğer kamerî aylardan üstün kılan özelliklerin başında,insanlık için bir hidâyet rehberi olan Kur’an-ı Kerîm’in bu ayda inmesi ve inmeye başlamış olmasıdır.
Kur’an-ı Kerîm,ALLAH Teâlâ’nın gönderdiği kitapların sonuncusudur.Çünkü ALLAH Teâlâ onu,son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa (SAV) vasıtasıyla göndermiştir. ALLAH Teâlâ,Peygamberimiz (SAV)’den başka Peygamber görevlendirmeyeceği gibi başka kitap da göndermeyecek ve insanlık var olduğu sürece Kur’an-ı Kerîm de insanlığa yol göstermeye devam edecektir.
Kur’an-ı Kerîm,Cebrâil (AS) aracılığı ile Peygamberimiz (SAV)’e vahyolunmuştur. Kur’an-ı Kerîm,Peygamberimiz (SAV)’in hayatında tamamen yazılıp tespit edilmiş ve daha sonra da mushaf haline getirilmiştir.
Kur’an-ı Kerîm,Peygamberimiz (SAV)’e vahyolunduğu günden beri hiçbir değişikliğe uğramadan bize kadar gelmiştir.Bu özelliği taşıyan başka bir kitap yoktur.Diğer semavî kitaplar (İncil, Tevrat ve Zebûr) zamanla değişikliğe uğramış,insanlar tarafından ilâve ve çıkartmalar yapılmak sûretiyle değiştirilmiştir.İndiği gibi bir kelime ilâve edilmeden ve bir kelime eksilmeden günümüze kadar gelen tek kitap Kur’an-ı Kerim’dir.Çünkü onun her türlü değişiklikten korunacağı ALLAH Teâlâ tarafından va’d buyurulmuştur.
Nitekim Kur’an-ı Kerîm şöyle buyurur:
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ:
“Doğrusu Kur’an-ı Biz indirdik,onun koruyucusu da Biziz.” (HİCR SURESİ – 9.AYET)
Kur’an-ı Kerîm, sadece Mushaflarda yer almamış, indiği günden itibaren çok kimse tarafından tamamen ezberlenmiştir.
Kur’an-ı Kerîm,eşi olmayan bir kitaptır,çünkü o,insan sözü değil,ALLAH kelâmıdır.Lafzı da manası da ALLAH’ındır.Peygamberimiz (SAV) sadece onu insanlara tebliğ etmeye memurdur.Nitekim Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:
قُلْ مَن كَانَ عَدُوّاً لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللّهِ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ:
“De ki,her kim Cebrâil’e düşman ise,bilsin ki o,Kur’an’ı ALLAH’ın izni ile kendisinden öncekini tasdik ederek,yol gösterici ve mü’minlere müjdeci olarak,senin kalbine indirmiştir.” (BAKARA SURESİ - 97.AYET)
Yani o,ne Cebrâil’in ve ne de senin sözündür.Cebrâil (AS) da onu kendiliğinden getirmiş değildir.ALLAH’ın sözü olan bu kitabı yine ALLAH’ın izniyle indirmiştir.
Kur’an-ı Kerîm’in eşsiz bir kitap olduğu sadece bir iddia değildir.Kur’an-ı Kerîm bu konuda meydan okuyor:
وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَافَأْتُواْ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِ وَادْعُواْ شُهَدَاءكُم مِّن دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ:
“Kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kur’an’da şüphe ediyorsanız siz de onun benzeri bir sûre meydana getirin;eğer doğru sözlü iseniz ALLAH’tan başka güvendiklerinizi de yardıma çağırın.” (BAKARA SURESİ – 23.AYET)
أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ فَأْتُواْ بِعَشْرِ سُوَرٍ مِّثْلِهِ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُواْ مَنِ اسْتَطَعْتُم مِّن دُونِ اللّهِ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ:
“Yoksa onu (Kur’an’ı) kendisi uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer doğru iseniz (doğru söylediğinize inanıyorsanız) ALLAH’tan başka çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın da siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin.” (HÛD SURESİ – 13.AYET)
Evet,Kur’an,kendisine benzer bir kitap değil bir sûre meydana getirilmesini istemiş, bunun başarılamayacağını da haber vermiştir.Kur’an şöyle buyurur:
قُل لَّئِنِ اجْتَمَعَتِ الإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَن يَأْتُواْ بِمِثْلِ هَـذَا الْقُرْآنِ لاَ يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيراً:
“De ki,insanlar ve cinler birbirine yardımcı olarak Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler,andolsun ki yine de benzerini ortaya koyamazlar.” (İSRA SURESİ – 88.AYET)
Kur’an-ı Kerîm bu çağrıyı ne zaman yapmıştır? Arapların şiir ve hitabette doruk noktasında oldukları bir devirde l olmuş ve bu çağrıyı yapmıştır.
Mekke müşrikleri Kur’an’ın gönülleri aydınlatan,onu dinleyenleri ifade ve uslüp bakımından hayretlere düşüren nurunu söndürmek için her çareye başvurmuşlardır. Onun benzerini getirmek için güvendikleri şair ve edipleri bir araya getirmişler çalışmalar yapmışlardır.Fakat bu çalışmalar Kur’an’ın fesahat ve belâgati karşısında çok sönük kalmış ve onlarca da Kur’an-ı Kerîm’le mukayeseye değer bulunmamış,bu yüzden:
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهَذَا الْقُرْآنِ وَالْغَوْا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُون:
“Bu Kur’an’ı dinlemeyin,okunurken gürültü yapın,belki galip gelirsiniz.” (FUSSİLET SURESİ – 26.AYET)
demek zorunda kalmışlardır.
Kur’an-ı Kerîm’in İngilizce mütercimlerinden Palmer: “En güzide Arap yazarları değeri itibariyle Kur’an’a eş olabilecek bir eser yazamamışlarsa hayret edilmemelidir. Çünkü Kur’an,benzeri yazılamayacak tek kitaptır.” demiştir.
Kur’an-ı Kerîm,İslâmiyet’in ana kitabıdır.Dinin esasıdır.Dinî hükümlerin dayanağı olan delillerin birincisidir.Dinî hükümlerin esaslarını ihtiva eden Kur’an-ı Kerîm,semavî kitapların da özetidir.İnsan ve insan topluluklarını inanç,ibâdet,ahlâk ve sosyal yönden maddî ve manevî mutluluğa ulaştıracak her şeyi bildirmiştir.Bir âyet-i kerîme şöyledir:
إِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ.
“Ey Muhammed, sana, her şeyi açıklayan ve müslümünlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kur’an-ı indirdik.” (NAHL SURESİ – 99.AYET)
Pek çok âyette tekrar tekrar hatırlatılan bir husus da Kur’an-ı Kerîm’in insanları doğruya ve doğru yola hidâyet eden bir kitap olarak gönderilmiş olduğudur.Bu husus gerçekten çok önemli ve üzerinde derin derin düşünülmesi gereken bir noktadır.Bu âyet-i Kerîmelerden bir tanesine işaretle yetineceğiz.ALLAH şöyle buyuruyor:
إِنَّ هَـذَا الْقُرْآنَ يِهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُالْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْراً كَبِيراً:
“Doğrusu bu Kur’an en doğru yola hidâyet eden ve yararlı işler yapan mü'minlere büyük ecir olduğunu,ahirette inanmayanlara yakıcı azap hazırladığımızı müjdeler.” (İSRA SURESİ – 9.AYET)
Kur’an-ı Kerim,insan ilişkilerine büyük önem verir.Bugün toplumların en çok ihtiyaç duydukları toplumsal barışı sağlayacak hususları detaylarına kadar açıklar.Önce kişinin gerek ALLAH’a ve gerekse insanlara karşı görev ve sorumluluklarını bildirir. Toplumun özünü oluşturan aile hayatı ile karı ile kocanın karşılıklı hak ve vazifelerinden milletlerarası münasebetlere varıncaya kadar sosyal hayatın bütün kurallarını gösterir;en yüksek,en güzel ahlâk prensiplerini öğretir.Çok basit gibi görünen ve fakat insanları birbirlerine yaklaştırmada,sevgi,kardeşlik ve dayanışma içerisinde yaşamaları hususunda önemli etkisi olan selâmlaşmaktan ve evlere izin alarak girme adâbına varıncaya kadar detaylara yer verir.
Diğer taraftan Kur’an-ı Kerîm,insana büyük değer verir.
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ:
“Andolsun ki biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (TÎN SURESİ – 4.AYET)
buyurarak insanın yaratıklar içerisinde en güzel sûrete sahip olduğunu bildirir.Ayrıca insanın üstünlüğüne işaret etmek üzere de şöyle der:
وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَىكَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً:
“Biz gerçekten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık.Onları karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik.Yine onları yarattıklarımızın bir çoğundan cidden üstün kıldık.” (İSRA SURESİ – 70.AYET)
Kur’an-ı Kerîm’in insana verdiği değeri saymaya gerek yok.Çünkü Kur’an,insandan başka kâinatta olan her şeyin insanoğlunun emrine âmâde kılındığını ve insana hizmet için yaratıldığını bildirir.Bu konuda şu âyet-i kerîmeyi hatırlatmak yeterli olur:
أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَن يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُّنِيرٍ:
“ALLAH’ın göklerdeki ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi? Yine de insanlar içinde -bilgisi,rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı yokken- ALLAH hakkında tartışan kimseler vardır (yazıklar olsun).” (LOKMAN SURESİ – 20.AYET)
Kur’an-ı Kerîm,zina,fuhuş,adam öldürmek,yalan söylemek,iftira etmek,haksızlık yapmak,israf etmek,hıyanette bulunmak,gıybet ve sarhoşluk gibi toplumu temelinden sarsan kötülükleri yasaklar.
Kur’an-ı Kerîm,daima ileriyi emreder. “Babalarımızdan böyle gördük” diyerek akıl ve ilim ile açıklanamayan alışkanlıklardan ayrılmak istemeyenleri ayıplar ve körü körüne taklidi reddeder.Bu konuda Kur’an-ı Kerîm bir örnek olmak üzere İbrahim (AS) ile kavmi arasında geçen bir konuşmayı hikâye eder ve şöyle der:
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ:قَالُوانَعْبُدُ أَصْنَاماً فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ:قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْتَدْعُونَ:أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ:قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا آبَاءنَاكَذَلِكَ يَفْعَلُونَ:قَالَ أَفَرَأَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ:
“Hani o,babasına ve kavmine:Neye tapıyorsunuz? demişti. “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz.” diye cevap verdiler.İbrahim: Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?Şöyle cevap verdiler:Hayır,ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk.İbrahim dedi ki: İyi ama,neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?” (ŞUARA SURESİ – 70/75.AYETLER)
İlk inen âyeti:
اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ:
“Yaratan Rabbinin adıyla oku.” (ALAK SURESİ – 1.AYET)
olan Kur’an-ı Kerîm,daima ilme teşvik eder.Fenne ve müsbet ilimlere karşı asla tavır almaz.Akla ve düşünceye özel yer verir.Kâinatı ve kâinattaki yaratılış inceliklerini düşünmeye davet eder. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” diyerek ilmin üstünlüğünü vurgular.
Özet olarak şunu söylemek gerekir ki,Kur’an-ı Kerîm,insan için inmiştir.İnsanı dünya ve âhirette mutlu kılacak her şeyi ihtiva eden bir kitaptır.Böyle bir kitabı rehber edinen yanılmaz.Ona sımsıkı sarılan sapıklığa düşmez.Onun gösterdiği yoldan yürüyen şaşırmaz ve onu okuyanın ecri az olmaz.
Şüphe yok ki,Kur’an-ı Kerîm’i okumaktan maksat,manasını öğrenip yapın dediklerini yapmak ve yasaklarından sakınmaktır.Çünkü Kur’an,ALLAH’ın insanlara gönderdiği mesajıdır.Bu mesajın içeriğini anlamadan sadece onu okumanın,gerçek anlamda onu okumak demek olmayacağı açıktır.Bu konuda Peygamberimiz (SAV)’e verilmiş olan görevi ifade eden âyet-i kerîmeyi hatırlatmak yararlı olur.Kur’an şöyle buyuruyor:
بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ:
“İnsanlara,kendilerine indirileni açıklaman için sana bu Kur’an-ı indirdik.Umulur ki düşünüp anlarlar.” (NAHL SURESİ – 44.AYET)
Kur’an’ı okumaktan asıl maksadın manasını öğrenip onu hayata geçirmek olmakla beraber,ayrıca onu okumanın da sevap olduğunda şüphe yoktur.Nitekim Peygamberimiz (SAV):
“Bir kimsenin Kur’an’dan bir harf okuması bir hasenedir.Her haseneye de on sevap vardır.Ben size “Elif Lâm Mîm” bir harftir demiyorum.Belki “Elif” başlı başına bir harftir, “Lâm” bir harftir, “Mîm" bir harftir.” buyurmuştur.
Kur’an-ı Kerîm’den bir harf okuyana on sevap verildiğine göre “Elif Lâm Mîm” diyen kimse üç harf okumuş olacağı için otuz sevabı var demektir.
Bu Hadîs-i Şerif,Kur’an-ı Kerîm’i okumanın da sevap olduğunu ifade ediyor ki,buna aykırı olan görüşler bir değer taşımaz.Burada bir başka noktaya işaret etmekte yarar vardır.O da ölüler için Kur’an okumak konusudur.
Akaid kitaplarımızda şöyle bir ifade vardır: “Hayatta olanların ölüler için yapacakları dualardan ve onlar için verecekleri sadaka,yapacakları hayırlardan ölüler yararlanırlar.”
Çünkü Peygamberimiz (SAV) mezarlığa uğradığında onlara selâm vermiş ve dua etmiştir. Buna göre ölüler için okunan Kur’an’ dan da yararlanırlar mı?
İslâm alimlerinin bu konudaki görüşlerini nakletmeden önce bir hususa işaret etmek istiyorum.Ülkemizde mezarlıkta ve ölüler için genel olarak Kur’an-ı Kerîm’in Yâsîn sûresi okunmaktadır.Bakınız bu sûrede ALLAH ne buyuruyor:
وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُّبِينٌ:لِيُنذِرَ مَن كَانَ حَيّاً وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ:
“Biz ona (Peygambere) şiir öğretmedik,zaten ona yaraşmazdı da.Onun söyledikleri ancak ALLAH'tan gelmiş bir öğüt ve apacık bir Kur’an’dır.Diri olanları uyarsın ve inanmayanlara da azap sözünün hak olması içindir.” (YASİN SURESİ – 69/70.AYETLER)
Bu âyet-i kerîmelerde Kur’an’ın,hayatta olanları uyarmak ve onlara yol göstermek, rehberlik etmek için indiği açık bir şekilde ifade edilmektedir.Hem de ölüler için okunması âdet haline gelen bir sûrede.Demek Kur’an,ölüler için değil,yaşayanlar için inmiştir.Bu konuda merhum şair M. Akif ERSOY ne güzel söylemiş:
“İnmemiştir hele Kur’an,şunu hakkıyle bilin,
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için.”
Evet,ALLAH rızası için Kur’an-ı Kerîm’i okumak bir ibadettir ve her ibadet gibi bu da sevaptır.Kur’an-ı Kerîm’i okuyan kimse bu sevabı dilerse ölünün ruhuna bağışlayabilir ve ölü de bundan yararlanır.İslâm âlimlerinin çoğunluğu bu görüştedir.Ancak Kur’an-ı Kerîm’i ALLAH rızası için değil de bir ücret karşılığında okumak sevap olmayacağı için ölünün bundan yararlanması da söz konusu değildir.Şu nokta çok önemlidir.Bir işin ibadet olabilmesi,o işin yalnız ALLAH rızası için yapılmış olmasına bağlıdır.Değil bir ücret karşılığı,gösteriş için yapılan ibadetlerin,hayır ve iyiliklerin bile ALLAH katında bir değeri yoktur.İmam Şafîye göre ise Kur'an okumanın sevabı ölüye ulaşmaz.
Özetleyecek olursak, bir kimse yalnız ALLAH rızası için Kur'an okur ve bunun sevabını dilediği ölünün ruhuna bağışlayabilir,ölü de bundan yararlanır.Ancak başkasına para karşılığında ölüleri için Kur’an okutmanın bir faydası yoktur.
Denizden bir avuç mesabesinde anlatmaya çalıştığımız yüce kitabımız Kur’an-ı Kerîm, işte bu ayda inmeye başlamıştır. Bunun için bu aya “Kur’an ayı” denmektedir.
Her konuda olduğu gibi Ramazan ayı konusunda da örnek alacağımız kimse Peygamberimiz (SAV)’dir.Peygamberimiz (SAV),Ramazan ayında diğer aylardan daha çok Kur’an-ı Kerîm’le ilgilenirdi. Kendisine vahiy getiren melek Cebrâil (AS) Ramazanın her gecesinde Peygamberimiz (SAV)’le buluşur Kur’an okurlardı.
Hz. Fâtıma validemizden gelen bir rivâyete göre,Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurmuştur:
“Cebrâil (AS) her yıl Kur’an-ı Kerîm’i benimle mukabele ederdi.Bu sene iki defa mukabele etti.Öyle sanıyorum ki ölümüm yaklaşmıştır.”
Ashâb-ı Kirâm’ın hafız ve âlim olanlarından Ubey İbn Ka’b ile Muaz (R.anhuma ) Ramazanda Kur’an-ı Kerîm’i hatmederlerdi.Hafız olmayanlar ise ezberledikleri sûreleri okurlardı.Büyük İslâm âlimi Ebû Hanife (ALLAH ona rahmet eylesin) nin Ramazan ayında geceleri Kur’an-ı Kerîm’i okumakla ihya ettiği rivâyet edilir.
Ramazanda camilerimizde mukabele okunması, evlerimizde Kur’an-ı Kerîm’in hatmedilmesi,Peygamberimiz (SAV)’in ve onu örnek alan ashabının ve İslâm âlimlerinin Ramazan hayatından alınmış güzel örneklerdir.Peygamberimiz (SAV)’’in huzurunda okunan,yazılan ve ezberlenen Kur’an-ı Kerîm’in zamanımıza kadar bir kelimesi eksilmeden gelmiş olması,Peygamberimiz (SAV)’in Ramazan hayatının eseridir.
Ramazan ayını diğer aylardan üstün kılan olayların başında yüce kitabımız Kur’an-ı Kerîm’in bu ayda inmeye başlamış olmasıdır.Diğer bir olay da,İslâm’ın beş esasından biri olan oruç ibadetinin bu aya tahsis edilmiş bulunmasıdır.
Böylesine mübarek bir aya kavuşmanın sevinci içerisindeyiz.Bunu fırsat bilerek bu ayı oruç tutarak,Kur’an okuyarak,ibadet yaparak geçirmeliyiz.Kimseyi incitmemeye özen göstermeliyiz.Yoksulları ve kimsesiz çocukları korumalıyız.Böyle yaptığımız takdirde ALLAH’ın rızasını kazanmış oluruz.Ne mutlu Ramazan-ı Şerifi bu şekilde değerlendirenlere.
Bu duygularla hepinizin Ramazan-ı Şerifini kutluyor,hepimiz,ülkemiz,milletimiz ve hatta insanlık âlemi için hayırlara vesile olmasını yüce Mevlâ’dan niyaz ediyorum.Amin.
KAYNAK : DİYANET AYLIK DERGİ
«
Son Düzenleme: Eylül 14, 2007, 11:13:25 ÖÖ Gönderen: Efendy
»
Logged
~ HAFIZ 05 ~
~ حَافِظٌ ~ حَافِظٌ ~ حَافِظٌ ~
Üstad-ı Azam
Teşekkür: 136
Offline
Mesaj Sayısı: 883
~ HEPİMİZ KARDEŞİZ ~ ~ İYİKİ KARDEŞİZ ~
Ynt: RAMAZAN VE RAMAZAN’A MAHSUS İBADETLERİMİZ
«
Yanıtla #4 :
Eylül 14, 2007, 10:04:07 ÖÖ »
Alıntı sahibi: HAMZA üzerinde Eylül 14, 2007, 09:58:22 ÖÖ
ALLAH (c.c.) razı olsun böyle güzel bir konuyu yazandan da, burada bizlerle paylaşan kardeşimden de...
CÜMLEMİZDEN RAZI OLSUN
BANA BUNLARI BİR ARKADAŞ VERMİŞTİ.WORD OLARAK KAYITLI.
AYET VE HADİSLER VE HER SATIRI AYRI AYRI RENKLENDİRİLMİŞ BİR ŞEKİLDE.
EĞER İSTEYEN OLURSA UPLOAD EDİP LİNKİNİ EKLERİM
Logged
~ HAFIZ 05 ~
~ حَافِظٌ ~ حَافِظٌ ~ حَافِظٌ ~
Üstad-ı Azam
Teşekkür: 136
Offline
Mesaj Sayısı: 883
~ HEPİMİZ KARDEŞİZ ~ ~ İYİKİ KARDEŞİZ ~
Ynt: RAMAZAN VE RAMAZAN’A MAHSUS İBADETLERİMİZ
«
Yanıtla #5 :
Eylül 14, 2007, 10:59:50 ÖÖ »
RAMAZAN VE ORUÇ
BAKARA SURESİ 185.AYET
شَهْرُرَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَفَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضاً أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَاهَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُ