Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Kasım 21, 2008, 01:24:54 ÖÖ

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Profil Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt
+  Ümmetin Sanal Kur'an Kursu...... www.ilminadresi.com
|-+  Hz.Peygamberimiz (S.A.V.) - Sahabeler – İslam Önderleri ( Bölüm Yöneticileri: Gül'e Hasret - Kervan )
| |-+  Peygamber Efendimiz (S.A.V.)
| | |-+  Sünnetler (Moderatörler: SUZİDİL, ali turab)
| | | |-+  KURÂN'IN HZ. PEYGAMBER'İN SÜNNETİNE VERDİĞİ DEĞER
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: KURÂN'IN HZ. PEYGAMBER'İN SÜNNETİNE VERDİĞİ DEĞER  (Okunma Sayısı 196 defa)
Gül'e Hasret

Bint-i Mennani
Editör
******


Teşekkür: 600
Online Online

Mesaj Sayısı: 2837

Her hasretin,bir vuslatı vardır...


« : Ekim 01, 2007, 06:53:46 ÖÖ »

İslâm’ın temel kaynağı olan Kur’ân’da Yüce ALLAH, Hz. Peygamber’i ve onun sünnetini çok müstesna bir yere oturtmakta ve ona itaati kendisine olan itaatle bir tutmaktadır (Nisâ 4/80). Ancak şunu da belirtmek gerekir ki bağlayıcılık açısından sünnetin tamamı aynı seviyede değildir. Çünkü sünnetin de kendi içinde tasnifi söz konusudur. Hz. Peygamber’in uygulamaları arasında bağlayıcılık açısından farz, vacip, haram ve mekruh olanlar olduğu gibi müstehab, mendub ve mübah derecesinde olanlar da vardır. Aynı durum Kur’ân için de söz konusudur.


Sünnete kaşı genel bir kayıtsızlık ve umursamazlık içinde olanları bu tavra iten önemli sebeplerden birisi de bunlardan bazılarının sünneti ve hadisleri tamamen vahiy dışı olarak görmeleridir. Hâlbuki sünnetin bir bölümü de vahiy kaynaklıdır. Kaldı ki, Rasûlullah’ın vahiy kaynaklı olmayan söz, fiil ve takrirleri de ilâhî kontrolden geçmiştir. Yani onun hataları -diğer insanlarda olduğu gibi- düzeltilmeden yüzüstü bırakılmamıştır. Biz Peygamber’in masumluğunu da zaten böyle anlıyoruz. Nitekim onun en küçük hataları bile bizzat Kur’ân âyetleri ile düzeltilmiştir. Onun diğer insanlardan farkı da işte bu noktadadır. Onun hatalarının yüzüstü bırakıldığını kabul etmek, dinin bize bazı yanlış ve eksikliklerle ulaştırılmış olmasını da kabul etmek demektir ki, o zaman bu tebliğe “belâğun mübin” “apaçık tebliğ” demek mümkün değildir. İşte bu sebeple sünnetin dindeki değerini ortaya koyan unsurlardan birisi de hepsinin olmasa da bir bölümünün vahiy mahsulü olmasıdır.

Kur’ân’a baktığımız zaman vahyin sadece peygamberlere gönderilen ilâhî bir kitapla sınırlandırılmadığına, Hz. Peygamber’e Kur’ân dışında da vahiy verildiğine işaret eden pek çok âyet görmekteyiz.

Kur’ân’da, Hz. Peygamber’e ve diğer bazı peygamberlere kendilerine verilen kitapların yanında bir de “hikmet”in verildiği ifade edilmektedir.

“ALLAH sana Kitâb’ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. ALLAH’ın sana olan lütfu cidden büyük olmuştur.” (Nisâ 4/113).

Hz. Peygamber elbette kendisine indirildiği belirtilen kitapla birlikte bu hikmeti de ümmetine tebliğ etmiştir. Nitekim Bakara sûresinde şöyle buyurulur: “Nitekim, kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitâb ve hikmeti ve bilmediklerini öğreten bir peygamber gönderdik.” (Bakara 2/151).

Bu ve benzeri âyetlerde Kitâb’a ilâve olarak Hz. Peygamber’e verildiği zikredilen bu “hikmet” âlimlerce genelde ALLAH’ın elçisine verilen “sünnet” olarak tefsir edilmiştir. Meselâ bunlardan İmâm-ı Şâfiî bu görüşünü şöyle dile getirir:

“ALLAH (burada) önce Kitâb’ı -ki ondan maksat Kur’ân’dır- ardından da “hikmet”i zikretmiştir. Kur’ân ilimleri sahasında ehliyetlerinden emin olduğum kişilerden işittim ki, buradaki “hikmet”ten kasıt, Rasûlullah’ın sünnetidir. Çünkü önce Kur’ân zikredilmiş peşinden ayrı olarak “hikmet” eklenmiştir.”

Evzâî  (ö. 157/774) de, Hasan b. Atıyye’nin “Cibrîl, Kur’ân’ı indirdiği gibi, sünneti de Peygamber’e getiriyordu.” dediğini nakleder. Hz. Peygamber’in Kur’ân dışında da Yüce ALLAH’tan vahiy aldığını gösteren delillerden birisi de hiç şüphesiz ona Kur’ân’ı tebliğ görevi yanında bir de Kur’ân’ı açıklama görev ve yetkisinin verilmiş olmasıdır. O bu görevi elbette sadece kendi şahsî bilgi ve ictihadıyla değil, Yüce ALLAH’tan aldığı ilâve bilgilerle yapacaktır:

“Sana bu Zikri (Kur’ân’ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın ve ta ki onlar da düşünüp öğüt alsınlar.” (Nahl 16/44).

Yüce ALLAH Hz. Peygamber’e izaha muhtaç Kur’ân âyetlerini açıklama yetkisini verdiği gibi, onun hakemliğinin ve verdiği hükümlerin kabulünü de vurgulu bir şekilde öngörmüştür. Hz. Peygamber elbette bu görevini yerine getirirken hem Kur’ân’a orada yoksa Kur’ân dışı aldığı bilgilere orada da bulunamazsa kendi ictihadına göre verecektir.

Bu durumda Hz. Peygamber’in sadece Kur’ân’da mevcut hükümlerle kayıtlı olmaksızın genel hüküm koyabilme yetkisine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim o bazı konularda önce vahiy beklemiş, gelmeyince kendi ictihadına göre veya Kur’ân dışında aldığı vahiy ile hüküm vermiştir. Onun bu hükümleri hiç şüphesiz vahyin kontrolü altındaydı. Bu sebeple zaten büyük hatalar yapması düşünülemeyecek olan Hz. Peygamber’in küçük bazı hataları bile vahiy tarafından düzeltiliyordu. Bu bakımdan onun her türlü hükmü bir nevi vahyin tasdikinden geçmiş hükümler oluyordu.

Hz. Peygamber’in hüküm verme yetkisini ifade eden âyetlerden birisinde şöyle buyrulmaktadır:

“Hayır, Rabbin hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olamazlar.” (Nisâ 4/65).

Hz. Peygamber hüküm verirken bazen doğrudan doğruya bir âyete dayanmış, bazen Kur’ân dışı bir vahye istinad etmiş, bazen de dinin ruhuna en iyi hâkim olan birisi olarak kendi ictihadıyla hareket etmiştir. Ama her hâlükârda elbette onun peygamberlik görevi ile ilgili bütün tasarrufları ilâhî kontrolden geçmiştir.

Hz. Peygamber’in Kur’ân’da olmayan hususlarda verdiği hükümlere örnek olarak beş vakit namazın zamanı, rekâtları, nasıl kılınacağı, vitir namazının vacip oluşu, orucu bozan ve bozmayan şeyler, kimlere zekâtın farz olduğu ve miktarı, içki içmenin cezası, hırsızın hangi miktarda hırsızlık yaparsa cezalandırılabileceği, hayızlı kadının namaz kılmaması, oruç tutmaması, büyük annenin mirası gibi konular sayılabilir.

Prof. Dr. Mevlüt Güngör 
Logged

"Zulmedenler yakında nasıl bir inkîlabla devrileceklerini göreceklerdir !"
[Şu'arâ - 227]


~ HAFIZ 05 ~

~ حَافِظٌ ~ حَافِظٌ ~ حَافِظٌ ~
Üstad-ı Azam
*****


Teşekkür: 135
Online Online

Mesaj Sayısı: 879

~ HEPİMİZ KARDEŞİZ ~ ~ İYİKİ KARDEŞİZ ~


WWW
« Yanıtla #1 : Ekim 01, 2007, 07:01:19 ÖÖ »

KUR’AN ÖLÜLERE DEĞİL DİRİLERE SESLENİR

ENFAL SURESİ – 2/4.AYET

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَاناً وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ:الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ:أُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقّاً لَّهُمْ دَرَجَاتٌ عِندَرَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ:

         MEALİ :

     “Mü’minler ancak,ALLAH zikredildiği (anıldığı) zaman kalpleri titreyen,kendilerine ALLAH’ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (ALLAH yolunda) harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçek mü’minlerdir…” (ENFAL SURESİ – 2/4.AYET)

     İnsanı yaratıkların en şereflisi kılan Yüce ALLAH,insana akıl,düşünme,konuşma, faydalıyı zararlıdan ayırabilme gibi kabiliyetler vermiştir.Ayrıca her biri cihana değer nitelikteki sayısız nimetleriyle,bedeni ve ruhi varlığımızı donatmıştır.Dünyayı insana beşik kılmış,uçsuz bucaksız kâinatı ve içindekileri insanın emrine,hizmetine sunmuştur. Yine ALLAH,hayatın karanlık yollarında yürürken önümüzü aydınlatmak için uyacağımız iman,ibadet ve ahlâk kurallarını da bildirmiştir.
     Bunca nimetleri bize bahşeden Yaratıcımıza nasıl kulluk edeceğimizi,niçin yaratıldığımızı,nerede ve ne diye bulunduğumuzu,yolculuğumuzun nereye doğru sürüp gittiğini,bu dünya ötesinde nelerle karşılaşacağımızı,gönderdiği peygamberleri ve bu peygamberleri aracılığıyla bizlere ulaştırdığı kitapları vasıtasıyla bildirmiş,öğretmiştir.Bildiğimiz ve iman ettiğimiz gibi,Yüce ALLAH insanlara ilk vahyini,ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem (AS) vasıtasıyla ulaştırmış,ilâhi vahyin son ve en mükemmel halkasını teşkil eden Kur’an-ı Kerim’i âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) aracılığı ile bizlere iletmiştir.
     Rabbimizin son mesajı olan bu kitap,O’nunla biz kulları arasındaki kopmaz ilâhi bir bağdır.Bu Kur’an’ın cazibe ve aydınlığı ile milyarlarca insan yollarını bulmuşlar,O’nun sayesinde ortak gaye etrafında birbirlerine ve ALLAH’ın bütün yaratıklarına saygı duymayı öğrenmişlerdir.Bazı insanlar da yaratılış gayesini anlayamamış,yeryüzüne ve içindekilere,yaratıcısından dolayı sevgi duymayı öğrenememiş ve kendilerine verilen dünya nimetlerini hakkıyla değerlendirmeyi bilememiş ve bir ömrü heba etmiştir.Ömrünü ALLAH ve O’nun sevgili Rasûlü (SAV)’in emir ve tavsiyeleri doğrultusunda geçirmeden tüketen kişiler,bu dünyadan göç ettikten sonra,kendilerine tanınan bu fırsatı ikinci bir defa değerlendirme imkânı bulamayacaklardır.Öbür dünyada,bu fani âlemde yaşadıkları ile baş başa kalacaklar, iyiler ilâhi ikramlar ile mutlu olurken,kötüler boşa geçirdikleri dünyaya tekrar döndürülüp,ALLAH’ın emirlerine uygun bir hayat yaşamayı özleyecek ve arzu edeceklerdir.Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de:

حَتَّى إِذَا جَاء أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ:
     “Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında;Rabbim!Beni geri gönder,ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi işler yapayım’ der.” (MÜ’MİNUN SURESİ -  99.AYET)
     âyetiyle,açıkça ortaya konulmaktadır.Fakat bu durumda olan kişilerin arzuladıkları özlem ve bu sonsuz istekleri karşılıksız kalacaktır.Bu gibi kişilerin isteğine,Cenab-ı ALLAH tarafından şu karşılık verilir:

كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌهُوَ قَائِلُهَا وَمِن وَرَائِهِم بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ:.

     “Hayır!Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir.Onların gerisinde ise,yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.” (MÜ’MİNUN SURESİ -  100.AYET)
     Bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere,Yüce ALLAH’ın ilâhi buyruğu sadece yaşayanları muhatap almakta,bu dünyadan göç edenleri yani ölüleri mevzu bahis bile etmemektedir.     
     Merhum Akif bu manayı kendi üslûbu ile güzel bir şekilde ifade ederek şöyle demiştir:
      “İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin, Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.”
     Ancak hemen burada şunu belirtmekte yarar bulunmaktadır.Zira Kur’an’ın okunması için belirli bir mekân ve zaman yoktur.Mezarlıklar da dahil Kur’an her yerde okunabilir ve okunmalıdır da.Çünkü onun okunması bir ibadettir.Her harfine on sevap vardır.Fakat Kur’an,bazılarının anladığı gibi sadece mezarlıklarda okunan dinî bir metin değildir.ALLAH’ın kelâmı yaşansın diye biz insanlara gönderilmiştir.O yaşandığı ve ahkâmıyla amel edildiği müddetçe,insanlık dünya hayatında huzura,ahirette de ebedi mutluluğa ulaşacaktır.Bu gerçeği bilen ve hakkıyla inanan insanlar,Kur’an’ın emirleri doğrultusunda hayatlarını tanzim ederler ve gecelerini,gündüzlerini sadece ve sadece bu ulvi gayeye matuf olarak geçirme gayreti içinde bulunurlar.Yine bu kişiler Kur’an’ı gerek namazlarında ve gerekse namaz haricinde bir ibadet niyetiyle okurlar ve okudukları bu Kur’an da onların imanlarını ziyadeleştirir.Çünkü onlar bunu yaparken   
     Yüce ALLAH’ın;
 
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَاناً وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ:الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ:أُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقّاً لَّهُمْ دَرَجَاتٌ عِندَرَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ:

     “Mü’minler ancak,ALLAH zikredildiği (anıldığı) zaman kalpleri titreyen,kendilerine ALLAH’ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (ALLAH yolunda) harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçek mü’minlerdir…” (ENFAL SURESİ – 2/4.AYET)
     ayetinde zikrettiği ve övdüğü kişilerden olmayı amaçlamışlardır.Kur’an yaşanmadan anlaşılabilirmiş İslâm tarihine bir göz atacak olursak,nice kişiler vardır ki,onlar Kur’an’ı dinlemiş ve onun ilâhi mesajından etkilenmiş olmalarına rağmen onu anlayamamışlardır.Bu husus Hz. Peygamber döneminden vereceğimiz şu iki örnekle daha iyi anlaşılmış olacaktır:
     Mekke’de Hz. Peygamber (SAV),İslâm’ı tebliğe başladıktan sonra,Efendimiz (SAV)’i kabul etmedikleri gibi,küfrün de başını çeken şahısların en önde gelenleri Ebu Süfyan,Ebu Cehil ve Ahnes b. Şerik idi.Kur’an’ı gündüzleri inkâr etmelerine ve var güçleriyle İslâm’a ve o’nun yüce peygamberine karşı çıkmalarına rağmen,bu üç şahıs Hz. Peygamber (SAV),Kâbe’nin yakınında bulunan evinde gece namaza durup da,nazil olan ayetleri seslice okuduğunda,birbirlerinden habersiz olarak farklı yerlere sinmiş bir vaziyette,Kur’an ayetlerini büyük bir hayranlıkla sabaha kadar dinlemekten kendilerini alamıyorlardı.Yine Hz. Peygamber’e karşı amansızca muhalefet edenlerin ilk sıralarında sayılan Velid b. Muğire, Efendimiz (SAV)’in ağzından Kur’an’ı dinledikten sonra etkilendiği ve onun insanların ve cinlerin sözüne benzemediğini itiraf ettiği halde, kibri ve inadı sebebiyle küfründen dönmemişti.Yüce ALLAH, ona olan gazabını ve azabını öncelikle açıklamıştır.Asıl olan Kur’an’ı bizzat okumak, okuyamıyorsa güzel okuyandan dinlemek,onun sunduğu ilâhi mesajı alarak gerektiği gibi hayatımızı düzenlemek ve onun nasıl anlaşılması gerekiyorsa o şekilde anlamaktır.Yine İslâm tarihinde bunun sayısız örnekleri vardır.İşte onlardan biri:
     Mekke’de İslâm’ı tebliğin 3. yılında Hz. Peygamber (SAV),Kâbe’nin önünde “EL-HAKKA” sûresi’nden bazı ayetleri okuduğu bir sırada,henüz Müslüman olmayan ve Efendimiz (SAV)’e sataşmak maksadıyla gelmiş olan Ömer b. Hattab (RA),Kur’an ayetlerini dinledikçe kendisinde bir rahatlama ve kalbinde yumuşama hissetmiş,bir müddet bu şekilde kaldıktan sonra sessizce orayı terk etmişti.Bununla birlikte kısa bir zaman sonra Ebu Cehil’in kışkırtmalarına uyarak,Hz. Peygamber (SAV)’i öldürmek niyetiyle yola çıkmış, ancak yolda kız kardeşi ve eniştesinin de Müslüman olduğunu duyunca,ilk planda eniştesinin evine gitmeye karar vererek oraya yönelmişti.Eve vardığında içeriden gelen Kur’an sesinin,ruhunu derinden okşadığını kalben hissediyordu.Kapıdan içeri girdiğinde gösterdiği o acımasız ve sert tepkinin yerini bir müddet sonra sükûnet alıyor ve Ta-Ha sûresi’nin bulunduğu Kur’an sahifeleri okundukça rahatlıyordu.Hz. Peygamber (SAV)’i öldürmek için yola koyulan ve ardından büyük bir hınç ile kız kardeşinin evine giren Hz. Ömer (RA),dinlediği Kur’an ayetlerinin etkisiyle bambaşka bir hâle giriyor, kâfir olarak girdiği evden,ALLAH’ın lütfuyla mü’min olarak çıkıyordu.Doğruca Safa tepesinin eteğinde bulunan Erkam’ın evine gidiyor ve orada Hz. Peygamber (SAV)’in önünde diz çökerek imana geliyordu.Hz. Peygamber (SAV)’in en büyük mucizesi olan Kur’an, zalimlerin yalnızca ziyanını artırır,mü’minlere işe şifa ve rahmettir. 
     Yukarıda verdiğimiz örneklerde Hz. Peygamber (SAV)’i dinleyenlerin hiç birisi başlangıçta mü’min değildi.Fakat gönüllerin derinliklerinde bile olsa saklananı en iyi bilen ALLAH,insanlığın kurtuluşu için gönderdiği bu yüce kitabından, kalbini küfür ve inat ile kirletenlerin faydalanamayacağını bildirmiş,buna karşılık alçak gönüllü ve takva sahibi olanların aynı kitapla hidayete ereceğini bütün kâinata ilân etmiştir.

ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًىلِّلْمُتَّقِينَ:

      “O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur.O,takva sahiplerini hidayete erdirir.” (BAKARA SURESİ -  2.AYET)
     Takva sahibi olabilmek için öncelikle inanmak gerekir.Zikrettiğimiz ayetlerden de anlaşılacağı üzere,henüz iman etmemiş olan kimsenin ALLAH’ın sözünü anlayıp,onunla hidayete erebilmesi için öncelikle takvanın zıddı olan kibir ve inat gibi şeylerden kalbini temizlemeli,kalbini alçak gönüllülük ve tevazu ile süslemelidir.Bu yapılmadığı müddetçe Kur’an’ı anlamak veya anladığını iddia etmek mümkün değildir.Çünkü Kur’an’ı en güzel anlayan,yaşayan ve anlatan yegâne kişi,mü’minlerin önderi Hz. Peygamber’dir.
 Zira Kur’an-ı Kerim’deki:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌحَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً:

      “Andolsun ki,Rasûlullah sizin için,ALLAH’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve ALLAH’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir”  (AHZAB SURESİ -  21.AYET)
     ayeti, bunun en güzel delilidir.Bunun içindir ki takva sahipleri,kendilerine Hz. Peygamber (SAV)’i rehber edinmiş,onun Kur’an’ı anladığı gibi anlama,yaşadığı gibi yaşama ve tebliğ ettiği gibi başkalarına anlatma gayreti içinde olagelmişlerdir.Bu kişiler devamlı Kur’an’la haşır-neşir olmuşlar,onu ezberlemişler ve manasını anlamaya çalışmışlardır. Yine onunla ibadet etmişler,onun emir ve yasakları doğrultusunda hayatlarını düzenleyip,öylece yaşama gayreti içerisinde olmuşlardır.İşte ALLAH’ın kelâmı,bu canlılığı ile insanların zihinlerine ve gönüllerine güçlü bir şekilde yerleşmiş,birbirlerine düşman milletlerden,ırklardan ve kültürlerden âhenkli bir toplum meydana getirmiştir.Onun gelişi ile çöl insanından,medeni bir toplum ortaya çıkmış ve tarihin akışı değişmiştir.Arzumuz Müslüman toplumun,dün olduğu gibi bugün de aynı olması ve kıyamete kadar da böyle devam etmesidir.Takvasız kalp Kur’an’ı ne kadar anlarş Takva,ALLAH’a ve O’nun sevgili peygamberi Hz. Muhammed (SAV)’in buyruklarına karşı kalpteki hassasiyettir. O’nun yarattığı âlemde,koymuş olduğu ölçülere aykırı davranmamak için gösterebilecek en büyük gayreti göstermektir.Kısacası ALLAH’tan nasıl korkulması gerekiyorsa o şekilde korkmak ve hayatını ona göre şekillendirmektir.Takva sahibi olan kişi haramlardan olabildiğince kaçınır ve farzları elinden geldiğince yerine getirmeye çalışır.Kur’an’ı,Hz. Peygamber (SAV)’in çizgisinde ve gösterdiği minval üzere yaşayabilmenin gayreti içinde olur.İşte böyle bir insan,kalbindeki takva ölçüsünce Kur’an’ı anlar. Kur’an’ı anlayan kişilere ALLAH,onu başkalarına anlatma imkânı verir ve böylece birçok kişinin de hidayete kavuşmasına vesile olur.Kur’an’ı anlamakla,sadece Arapça’yı bilmeyi veya onunla ilgili diğer bilgileri hafızada bulundurmayı,yahut tefsir kitaplarındaki malûmatı okuyup anlamayı kasdetmiyoruz.Çünkü bu sayılanları inançsız birçok ilim adamı (müsteşrik) de anlamaktadır.Fakat bu bilgi onları hidayete erdirmediği gibi,başkalarının da hidayete ermesine vesile olamamaktadır.Buna mukabil, takvanın kalbinde yer ettiği bir mü’min,Arapça’yı bilmese bile ALLAH’ın kelâmını daha iyi anlayabilir.Nice ninelerimiz vardır ki,Kur’an’ı dinlediklerinde kalpleri yumuşar ve ırmak gibi göz yaşı akıtır.Nice âşıklar vardır ki,Kur’an’ı işittiklerinde ciğerleri ta derinlerde yanar ve paramparça olur.Yine niceleri vardır ki,Kur’an’ı duyduklarında kalpleri ürperir ve tüyleri diken diken olur,belki de Kur’an’ın manevi etkisiyle bayılır düşer.İnsanın gönlünde takva hassasiyeti ve ALLAH korkusu olmadığı müddetçe,Hz. Peygamber’in ikazları bile insana bir fayda veremez.Bu gerçeği Yüce ALLAH şöyle bildiriyor:

إِنَّمَا تُنذِرُمَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَن بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍوَأَجْرٍ كَرِيمٍ:

      “(Ey Habibim!) Sen ancak zikre tabi olan ve görmeden Rahman’dan korkan kimseyi uyarabilirsin.”  (YASİN SURESİ -  11.AYET)
     İbni Mes’ud (RA) da şunları söylemiştir:“Kur’an-ı Kerim, hükmüyle amel edilmek için     l olmuş iken,onlar yalnız okumasını amel olarak kabul etmişlerdir.Bazı kimseler Fatiha’dan itibaren hiç yanılmamak şartıyla Kur’an’ı sonuna kadar okudukları halde,hükmü ile amel etmezler.”
     Özet olarak,yaşanmadan Kur’an anlaşılamaz,anlaşılmayan ise hiçbir zaman anlatılamaz.Bunun için Yüce ALLAH’tan öncelikle bizlere Kur’an’ı anlamamızı, anladığımızı hakkıyla yaşamamızı ve yaşadığımızı da başkalarına anlatmamızı nasip etmesini diliyoruz.

KAYNAK : DİYANET AYLIK DERGİ
Logged

icon_neutralicon_neutral

<a href="http://static.boomp3.com/player.swf?id=7a7f4c889397" target="_blank">http://static.boomp3.com/player.swf?id=7a7f4c889397</a>     <a href="http://static.boomp3.com/player.swf?id=f3c290665081" target="_blank">http://static.boomp3.com/player.swf?id=f3c290665081</a>

<a href="http://static.boomp3.com/player.swf?id=6b25552f64cd" target="_blank">http://static.boomp3.com/player.swf?id=6b25552f64cd</a>     <a href="http://static.boomp3.com/player.swf?id=d07199527996" target="_blank">http://static.boomp3.com/player.swf?id=d07199527996</a>

<a href="http://static.boomp3.com/player.swf?id=bea23b75f5b0" target="_blank">http://static.boomp3.com/player.swf?id=bea23b75f5b0</a>

 icon_neutral  icon_neutral   icon_neutral   icon_neutral
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
BABANIN EVLÂDINA VERDİĞİ HAYAT DERSİ İbretlik Hikayeler HAMZA 0 75 Son Mesaj Aralık 14, 2006, 10:48:41 ÖS
Gönderen: HAMZA
BAKMAYA DEĞER RESİMLER Fotoğraflar 007SERHAN 0 84 Son Mesaj Eylül 03, 2007, 09:51:43 ÖS
Gönderen: 007SERHAN
GEÇMİŞE BİR ÇİZGİ ÇEKMEYE DEĞER Haftaya Bakış Gül'e Hasret 2 121 Son Mesaj Kasım 15, 2007, 05:35:11 ÖS
Gönderen: rami
Nelere değer verdiğini öğren,,, İbretlik Hikayeler HüZüN GöZLüM 0 60 Son Mesaj Kasım 18, 2007, 02:28:10 ÖÖ
Gönderen: HüZüN GöZLüM
DİNİMİZİN EĞİTİME VE ÖĞRETİME VERDİĞİ ÖNEM Hutbe - Vaaz ve Nasihatler KUL AHMEDD 0 442 Son Mesaj Şubat 10, 2008, 06:32:08 ÖS
Gönderen: KUL AHMEDD

|Site Map|Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Home
Powered by SMF 1.1.6 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
SMF Theme By: MPDesignZ.com

Dost Sitemiz: ZeynepDer.Org

Valid XHTML 1.0 Transitional