Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aralık 04, 2008, 08:47:01 ÖS

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Profil Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt
+  Ümmetin Sanal Kur'an Kursu...... www.ilminadresi.com
|-+  Hz.Peygamberimiz (S.A.V.) - Sahabeler – İslam Önderleri ( Bölüm Yöneticileri: Gül'e Hasret - Kervan )
| |-+  Peygamber Efendimiz (S.A.V.)
| | |-+  Sünnetler (Moderatörler: SUZİDİL, ali turab)
| | | |-+  Kur’an Adına Sünneti İnkâr Edenlere Kur’an Karşı Çıkıyor
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Kur’an Adına Sünneti İnkâr Edenlere Kur’an Karşı Çıkıyor  (Okunma Sayısı 65 defa)
Gül'e Hasret

Bint-i Mennani
Editör
******


Teşekkür: 610
Online Online

Mesaj Sayısı: 2865

Her hasretin,bir vuslatı vardır...


« : Ağustos 16, 2008, 10:51:38 ÖÖ »

Kur’an Adına Sünneti İnkâr Edenlere Kur’an Karşı Çıkıyor
                                 

Dinin iki temel kaynağından biri Kitab, diğeri Sünnet’tir. Sapık sayılanlar dışındaki bütün İslâm mezhepleri dinin iki temel kaynağının Kur'ân ve Sünnet olduğu görüşünde ittifak halindedir. Dinin teorik kaynağı Kur’an, pratik kaynağı da Hz. Muhammed (s.a.s.)’dir. Kur’an’la Peygamberimizin sünnetini birbirinden ayırmaya kalkmak, dinin sadece teori sistemi halinde kalıp hayata yansımasına engel olmak demektir. Kur’an’la sünnet, insan açısından etle kemik gibidir. Sünnete karşı tavır, Kur’an’ın hayata geçirilmesine karşı olmak demektir. Sünnet, Kur’an’ın öz kardeşidir. Sünnet, şer'î hükümleri beyan bakımından Kitab’ın/Kur'an'ın yardımcısıdır. Peygamberimiz Kur’an’ı en güzel şekilde hayata dönüştüren örnek şahsiyettir, canlı vahiydir. O, yok sayıldığı zaman, vahyin hayata yansıması, her şahsın kendi anlayışına göre olacağından, dinde anarşi ve  kaos ortaya çıkacaktır. Peygamberin sünneti devreden çıkınca, Kur’an’ın doğru anlaşılması ve hayata doğru şekilde geçirilmesi nasıl gerçekleşir? İster istemez, bu boşluk doldurulacak; sünnet görevi üstlenmeye kalkan anlayışlar ve peygamberlik/örneklik görevi yapmaya kalkan insanlar ortaya çıkacaktır. Gerçeğini reddedince sahtelerine davetiye çıkarılacaktır. Sünneti reddeden zihniyet, kendi anlayış ve pratiğini sünnet yerine koymaya kalkacak; bilinçli veya bilinçsiz, hevâsını sünnetleştirecek, kendini de önder ve örnek olarak sunmuş olacaktır.

İlk devirden başlayarak müslümanlar, hemen her konuda sünnet­ten yardım alarak problemlerini halletmeye çalışmıştır. Muhammed Esed'in şu sözleri, özellikle ashâbın sünnete yaklaşımını son derece açık bir şekilde ifade etmektedir: "Şüphe yoktur ki, Rasûlullah'ın emirleri arasında çok büyük önem taşıyanları olduğu gibi, önemi az olanları da vardır. Daha önemli olanı, az önemli olandan önce yerine getirmek de vazifelerimiz cümlesindendir. Fakat bize, esasla ilgili değil gibi göründüğü iddiasıyla, hiç­bir emri terk etmeye hakkımız yoktur." Süyûtî’nin dediği gibi; sünnet­ler Nuh'un gemisidir: Kim ona binerse kurtulur, kim de ondan geri kalırsa boğulur!   

Sünnet, ALLAH Rasûlü'nün, ümmetine örnek olmak üzere ortaya koyduğu uygulama, dini doğru anlama ve yaşamada örnek alınacak davranışlar bütünüdür. Sünnet, Kur'an'ın yaşanmış en doğru tefsiri, İslâm'ın pratik ve örnek tatbikidir. Peygamberimiz tefsir olunmuş canlı bir Kur'an’dı, yaşayan bir İslâm’dı. Hz. Âişe (r.a.) anamızın meşhur sözünü hatırlayalım. Ona Hz. Peygamber'in ahlâkından sorulunca şöyle cevap vermişti: "O'nun ahlâkı Kur'an'dı." Kur'an ve sünnet bir bütünlük arzetmektedir. Sünnet bir taraftan delil olma özelliğini Kur'an'ın onayından almakta, öbür taraftan da Kur'an'ın beyânı, onun açılımı, fiilî hayata geçirilişi olmaktadır.


Kur’ân-ı Kerim’de Peygamberlerin Konumu

Kur'ân-ı Kerim'de "nebî" kelimesi, tekil ve çoğul olarak 75 defa, "nübüvvet" 5 defa geçer. Bu sayı, aynı kökten fiillerle toplam 160'a çıkar. "Rasûl" ve "mürsel" kelimeleri ise Kur'an'da toplam 383 yerde kullanılır. Buna aynı kökten fiiller de eklenince bu sayı 513'e yükselir.

Peygamberler, insanları cennet ve ALLAH’ın nimetleriyle müjdelemek, cehennem ve ALLAH’ın azabıyla korkutmak için gönderilmişlerdir. En güzel biçimde yaratılan insan, irâde sahibidir. Tüm davranışlarından mes'uldür. ALLAH’ın verdiği nimetlere karşı şükretmek ve O’na ibadet etmekle yükümlüdür. İnsan, tek başına, nasıl şükredileceğini, nasıl kulluk yapılması gerektiğini bilemez; bu görevlerini yerine getirme noktasında birçok engelle ve zorluklarla karşılaşır. O yüzden insanın bir mürşide, rehber ve kılavuza ihtiyacı vardır. İşte bu mürşid ve rehber, peygamberdir.

İnsanlar arasından seçilmiş rasûllerin görevleri, diğer elçilerden farklıdır. Şu âyet onların işlevini en güzel bir şekilde açıklamaktadır: “Nitekim, kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi tezkiye eden (temizleyen), size Kitabı ve hikmeti öğreten ve size bilmediklerinizi öğreten rasûller gönderdik.” Rasûller, açık deliller ile gelirler. Yanlarında İlâhî adâletin ölçüsü vardır. Kitab'ı ve onunla gelen gerçekleri mü’minlere öğretirler. Gücün, kuvvetin ve malın nasıl kullanılacağını bildirirler. ALLAH (c.c.), bu anlamda insanlardan kimin peygambere tâbî olup ona yardım edeceğini, kimin onun dâvetine uyup uymayacağını  imtihan etmektedir.

Mü’minler, peygamberlerin tümüne iman ederler. Peygamberlere itaat etmek ALLAH’a itaat etmektir. Peygamberler bir şeye hüküm verdikleri zaman mü’minler "işittik ve itaat ettik" derler. Son Peygamber’e iman eden mü’minler, O’nun herhangi bir konuda verdiği hükme itirazda bulunmazlar ve O’nun verdiği hükme teslimiyetle rızâ gösterirler.

Mü’minler, ALLAH’ı sevdikleri için son Peygamber’e uyarlar, onu tâkip ederler. Peygamberler, insanlar için seçilmiş en güzel örneklerdir (33/Ahzâb, 21). Mü’minler, Peygamber’in getirdiği her şeyi almak, yasakladığı her şeyden de kaçmak zorundadırlar. Son peygamber olan Hz. Muhammed (s.a.s.), mü’minleri sever, onların üzerine titrer, sıkıntıya düşmelerinden dolayı üzülür. Bütün peygamberler rahmet; Son Peygamber de âlemlere rahmettir.

Kur’an’ın Peygamberimiz’e yüklediği görevlerden biri vahyi/mesajı okuma ve beyan/açıklamadır “Ve Biz sana da bu Kitabı indirdik ki, kendilerine indirdiğimiz mesajı onlar(ın anlaması, yaşaması) için beyan edesin ve onlar da böylece belki düşünürler.” Peygamberimiz, beyan görevini ya eyleme dönüştürülerek açıklanması gereken mesajları eylemle açıklamak veya eylemi desteklemek amacıyla veya farklı konularda söylemle açıklayarak eksiksiz yerine getirmiştir.

Bazı insanlar, Kur’an’cılık/mealcilik yaparak Kur’an adına sünneti reddetmeye kalkmışlardır. Bu tavır, öncelikle Kur’an’ın reddettiği bir tavırdır. Son Rasûl de diğer şerefli elçiler gibi, yalnızca mektup getiren postacı benzeri, yani sadece mesajı (vahyi) getirip haber veren kimse değildir. O, vahyi getirip haber verir, onu tebliğ etmek için çaba sarf eder ve o vahyi bizzat uygular. Daha doğrusu vahyin hedefini bizzat yaşayarak gösterir. Mü’minler O’na bakarak müslümanlığı nasıl yaşayacaklarını ve ALLAH’ın kendilerinden ne istediğini öğrenirler.

Sünnet nedir? Bu konuda da ifrat ve tefrit olarak iki aşırı yaklaşım sözkonusudur. Peygamberimizin her davranışının sünnet olduğunu savunmak veya sünnet denilince birkaç davranış ve şekilsel özelliği anlamak, ya da daha ileri giderek sünneti dışlamak. Peygamberimiz, kendisinin her davranışının sünnet sayılmaması gerektiği ile ilgili açıklamalar yapma ihtiyacını duymuştur. Peygamberimiz de bizim gibi bir insandı. Onun da beşer olarak, Arap toplumunun miladî 7. asırda yaşayan bir ferdi olarak yediği, giydiği ve yaşadığı bazı şeyler vardı ki, bunlar dinî bir amaçla yapılmamıştı. Meselâ Peygamberimiz sıcak iklimde yaşayan bir kimse olarak kavminin diğer insanları gibi hiç çorap giymemiştir. Çorap giymemek sünnet olarak kabul edilemez. Bir eş olarak hanımlarının bazı tavırlarına gücendiği için, bir kimsenin eşine gücenmesi sünnet olarak değerlendirilemez. (Kur’ân-ı Kerim’den anlıyoruz ki, Peygamberimiz’in eşlerinden bazıları gereksiz kıskançlık göstermiş ve O’nun sırrını korumamış, Peygamber’i ciddi şekilde üzmüşlerdi.)   

Sünnetin vahiyle ilişkisini belirlemek gerekirse, sünnetin ya vahiy kaynaklı olduğu yahut da vahiy yoluyla kontrol edildiği ve gerektiğinde düzeltildiği rahatlıkla ifade edilebilecektir. Yani Hz. Peygamber'in, mânâsını ALLAH'tan aldığı sünneti dışında, sosyal olaylar karşısında­ki kendi ictihadlarını da "vahyin kontrolü" şemsiyesi altında mütâ­laa etmek gerekmektedir. Çünkü kıyâmete kadar devam edecek bir dinde, isâbetli olmayan ictihadların yerleşebileceğini izah etmek aklen mümkün değildir. Nitekim Hz. Peygamber'in yanıldığı bazı ictihadlarının Kur’an’la tashih edilmiş olması da O'nun bütün söz ve davranışlarının denetlendiğini göstermektedir. Bu durumda nasıl ki, Hz. Peygambe­r'in huzurunda yapıldığında O'nun ses çıkarmadığı davranışlar "takrîrî sünnet" adıyla sünnet kapsamına girmektedir; aynen O'nun ALLAH (c.c.) tarafından onaylanan sünnetini de "takrîrî vahiy" olarak görmek mümkündür. Hz. Peygamber, bütün adımlarını vahye göre atan bir robot olmaktan çok, yanlış bir adım attığında vahiyle düzeltilen bir "beşer" olarak değerlendirmek en sağlıklı yol görünmektedir.
Logged

İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?
{Ankebut-2}


Gül'e Hasret

Bint-i Mennani
Editör
******


Teşekkür: 610
Online Online

Mesaj Sayısı: 2865

Her hasretin,bir vuslatı vardır...


« Yanıtla #1 : Ağustos 16, 2008, 10:53:53 ÖÖ »

Sünnet Karşıtlığı

Teşrî (yasama) kaynağı olarak sünnetin kay­nak olamayacağı ve sünnete ihtiyaç olmayıp Kur'ân'ın yeterli olabileceği tezi bazı çevrelerce savunulur. Tarih boyunca kısmen Hâricîler, ve Mûtezile sünneti delil kabul etmeyen anlayışı başlattı. Sonra müsteşrıklar (oryantalistler), onların etkisinde kalan modernistler sünnetin bağlayıcı olmayacağını ileri sürmeye başladılar. Samimi müslüman olduklarına hüsn-i zan ettiğimiz bazı kesimler de hadis rivâyetleri arasına sızdırılmış bazı uydurma ve zayıf hadislerden yola çıkarak sünnet konusunda tereddüt içinde ve onu reddetmeye meyilli tavırlar sergileyebilmektedirler. Bunlar, öncelikle “hadis diye rivâyet edilen” ve hatta “hadis” ile “sünnet”i karıştırmaktadırlar.

Şu bir gerçektir ki, sünnet, bireylerin ve toplumların hayatındaki müşterekliği sağlamada temel işlev görmektedir. Bir toplumu güçsüz bı­rakmanın ve yıkmanın başta gelen yolu, onun müşterek değerlerini ve hayat tarzını yok etmekten geçer. Bu sebeple, oryantalistler önce müslümanları sün­net hakkında şüpheye düşürmeyi, sonra da onu ortadan kaldırarak İslâm toplumlarının tevhîdî birlik ve beraberliğini yok etmeyi hedef almışlar ve üzülerek belirtelim ki bunda da azımsanamayacak derecede başarı elde etmişlerdir.

Sünneti reddedenlere karşı çıkan genel yaklaşım, aynı tavrı sünneti birkaç şekilsel özelliğe indirgeyen anlayışa maalesef göstermemiştir. Takvâ sahibi kabul edilenlerin sünnet adına savunup diğer insanları dâvet ettikleri şeyler iki elin parmağını geçmeyecek şeylerdir ve din açısından da özü, Kur’an’ın hayata geçirilmesi cinsinden olmayan tâlî (sünnet olup olmadığı tartışılabilecek olan Kur’an’ın önemsemediği) şeylerdir. Sünnet diye çoğu insanın ısrarla yapıp başkalarına tavsiye ettiği şeyler: Yemeğe tuzla başlamak, yedikleri şeyleri tek sayıya uygun düşürmek, sakal, sarık, çarşaf, bazı nâfile namazlar ve ilâve edilebilecek bunlara benzer bir-iki şeydir; ha bir de erkek çocukların küçük yaşta hıtan denilen operasyon yani sünnet etmek ve yemek tabaklarını sıyırmak yani yemekleri sünnetlemek. Halk açısından sünnet denilince akla gelen ya sünnet düğünüdür, ya yemekleri sünnetlemek veya farz namazların öncesinde veya sonrasındaki sünnet namazlar, bir de (belki) sakal. Kur’an’ın hayata hâkim kılınması için gayretler, putlarla ve putçularla cihad, İslâmî devlet oluşturma çabaları, Kur’an hükümlerinin topluma hâkim kılınması için nebevî tavırlar, Kur’an’ın şirke karşı nasıl tavır alınması gerektiğine ilişkin emirlerinin hayata geçirilmesi, toplumun hayra doğru değiştirilip dönüştürülmesi gibi hususlar hiç de “sünnet” kavramı içinde değerlendirilmez ve insanlar bunlara dâvet edilmez. Hâlbuki sünnet, Peygamberimizin ahlâkî, amelî, şahsî, siyasal ve sosyal davranışlarının tümünü kapsar. Peygamberimizin sîreti, hayatın her safhasını içerir. Bütün hayata şâmildir. Hz. Peygamber'in din olarak ortaya koyduğu her şey de­mek olan Sünnet, ALLAH ve Rasûlü'nün belirledikleridir. Sünnet anlayışının, hayatı bir bütün olarak kucaklaması gerekir. Dolayısıyla ''sünnet" kavramı: "Rasûl-i Ekrem'in davranış ve sözleriyle orta­ya koyduğu örnek/model" diye en geniş mânâsıyla kullanılmalıdır.
   

Kur’ân-ı Kerim’de Sünnetin Önemi

Çeşitli türevleriyle 21 yerde geçen “sünnet” kelimesi dışında, Kur’an daha çok Peygamberimiz’den bahseden âyetlerde “Peygamber sünneti” konusunda bilgi ve emirler verir. Kur’an’ın Peygamberimizin sünneti konusundaki yaklaşımını, sünnetin tanımı ve önemiyle ilgili âyetleri kısaca görelim:

Sünnet, her şeyden önce Kur’an’ın beyanıdır, tebliğdir, teybîndir, açıklamadır. Hz. Peygamber’in görevi, İlâhî mesajı eksiksiz iletme/tebliğdir. “De ki: ‘ALLAH’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamber’in sorumluluğu kendisine yüklenen (tebliğ görevini yapmak), sizin sorumluluğunuz da size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz)dir. Eğer ona itaat ederseniz, hidâyeti/doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygamber’e düşen, sadece açık açık tebliğdir.”; “Eğer yüz çevirirlerse Biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen yalnız tebliğdir/duyurmaktır…”
 
Sünnet, insanları bilinç, duygu ve eylem düzeyinde arındırma (tezkiye) görevi yapar: "Kendi içinizden, size âyetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitab'ı ve hikmeti getirip size bilmediklerinizi öğreten bir Rasûl gönderdik."; "İçlerinden, kendilerine ALLAH'ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle ALLAH, mü'minlere büyük bir lütufta bulunmuştur."

Sünnet, Peygamber’in insanlara mesajı yaşayarak ta’lîmi/öğretmeyi içerir. Peygamber’in sünneti olmadan abdesti, namazı, haccı, zekâtı, orucu ve diğer ibâdetleri kim ve nasıl öğretecektir? Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Kur'ân'ı söz ve davranışlarıyla, yani sünnetiyle açıklama görevinden bahseden âyetlere iki örnek verelim: "Sana da bu zikri (Kur'ân'ı) indirdik ki, kendilerine indirilenleri insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp öğüt alsınlar."; "Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı)indirdik ki, hakkında ihtilâfa düştükleri şeyi açıklaman ve iman eden bir toplum için (o kitap) yol gösterici ve rahmet olsun."

Sünnet, Peygamber’e din konusunda itaat etmektir. Hz. Peygambere itaati emreden çok sayıda âyet vardır. Birkaçının mealini görelim:

"Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa on­dan sakının ve ALLAH'tan korkun. Çünkü ALLAH'ın azâbı şiddetlidir."
"De ki: Eğer ALLAH'ı seviyorsanız bana uyun ki, ALLAH da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. ALLAH bağışlayandır, merhamet eden­dir. De ki: ALLAH'a ve Peygambere itaat edin! Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki mu­hakkak ALLAH, kâfirleri sevmez."
"Kim Rasûl’e itaat ederse, ALLAH'a itaat etmiş olur."
"Biz hiçbir peygamberi, ALLAH'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir maksatla göndermedik."
"ALLAH'a ve Peygambere itaat edin ki size de merhamet edil­sin."

Bunların dışında, ALLAH'a ve Rasûlüne itaatin emredildiği çok sayıda âyet vardır. Bu emirlere uyma, sünnetin hükümlerine boyun eğ­me ile olur. O halde ALLAH'a (c.c.) ve Peygambere (s.a.s.) itaati emreden, Peygamberin verdiği hükümlere boyun eğmeyi gerektiren bu âyetlerin günümüzdeki mânâsı: Bir mesele ile karşılaşıldığında, meseleyi Al­lah'a ve Rasûlüne havâle etmek, Alah'ın kitabı Kur'ân'a, Rasûlullah'ın sünnetine başvurmak demektir.
Logged
Gül'e Hasret

Bint-i Mennani
Editör
******


Teşekkür: 610
Online Online

Mesaj Sayısı: 2865

Her hasretin,bir vuslatı vardır...


« Yanıtla #2 : Ağustos 16, 2008, 10:58:04 ÖÖ »

Hz. Peygamberin (s.a.s) Hükümlerine Boyun Eğmeyi Em­reden Âyetler
 
"Ey iman edenler! ALLAH'a itaat edin, Rasûle ve sizden olan emir (yetki) sahiplerine itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz -ALLAH'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- meseleyi Al­lah'a ve Rasûlüne götürün (ALLAH’ın emrine ve Rasûlün sünnetine göre halledin). Böyle yapmak işlerin en hayırlısı/iyisi ve sonuç bakımın­dan da en güzelidir."

"ALLAH ve Rasûlü bir konuda hüküm verdiği zaman artık mü’min bir erkeğin veya kadının o işi kendi isteklerine göre seçme yapmaya (farklı bir alternatif arama) hakkı yoktur. Zira kim ALLAH'a ve Rasûlüne karşı gelirse apaçık bir dalâlete/sapıklığa düşmüş olur."

"Aralarında hükmetmesi için ALLAH'a ve Rasûlüne dâvet edildikleri za­man mü’minlerin cevabı "işittik ve itaat ettik" sözünden başka bir şey olmaz. Kim ALLAH'a ve Rasûlüne itaat eder, ALLAH'tan korkar ve O'nun azâbından korunursa, işte sonunda kazanacak olanlar onlardır. Kim ALLAH’a ve Rasûlüne itaat eder, ALLAH’a saygı duyar ve O’ndan sakınırsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir."

"Hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarındaki ihtilâflı konular­da seni hakem yapıp, sonra da içlerinde hiçbir hoşnutsuzluk duyma­dan senin verdiğin hükme boyun eğip tam anlamıyla teslim olma­dıkça iman etmiş olmazlar."

Bu konudaki âyetlerde Hz. Peygamberin (s.a.s.) ALLAH'ın (c.c.) hüküm­lerinden ayrı olarak çeşitli konularda hüküm koyma yetkisine sahip ol­duğunu açıkça görmekteyiz. Bu konular bize sünnet yoluyla intikal et­mekte, bu hükümleri sünnet kanalıyla öğrenmekteyiz.


Sünnete Karşı Çıkan Azâbı Hak Eder!

Kur’an, Hz. Peygambere isyan etmemeyi, ona karşı çıkmamayı emreder. Sünnete karşı çıkan azâbı hak eder:

"Kim ALLAH'a ve Rasûlüne itaat ederse, ALLAH onu altından ır­maklar akan cennetlere sokar, orada ebedi kalırlar. İşte büyük ka­zanç da budur Kim de ALLAH’a ve Rasûlüne karşı gelir, O'nun sınırla­rını tecâvüz ederse, ALLAH onu ebedi kalacağı bir ateşe sokar."

"Kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra Peygambere karşı gelir ve mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa onu gitti­ği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız.”

"Kim ALLAH'a ve Rasûlüne karşı gelirse, ALLAH'ın azâbı/cezâsı pek çetin olur."

Sünnet, bazı helâl ve haram hükümlerini de içerir. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in haram kılma yetkisi olduğunu ifade eden âyetler bu konuda çok nettir:
"Kendilerine kitap verilenlerden, ALLAH'a ve ahîret gününe iman etmeyen, ALLAH'ın ve Rasûl'ünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din edinmeyen kimselerle, küçül(üp boyun eğ)erek el­leriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın."
"Onlar ki, ellerindeki Tevrat ve İncil'de yazılı bulunan o Elçiye, Ümmî Peygamber’e uyarlar. O (Peygamber) ki kendilerine iyiliği em­reder, onları kötülükten nehyeder, onlara güzel ve temiz şeyleri he­lâl, pis ve çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar."

Sünnet, en güzel yoldur, uyulacak modeldir. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in müslümanların uyması gereken üsve-i hasene (en güzel örnek) olduğu Kur’an’da belirtilir: "Andolsun ki, Rasûlullah’ta sizin için, ALLAH'ı ve âhireti arzu eden ve ALLAH'ı çok zikreden kimseler için (uyulacak) en güzel bir örnek vardır."

Sünnetin yaptırım gücünün aynı Kur'ân'ı Kerim gibi olduğunu bize bildiren ALLAH Teâlâ’dır. "Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa sakının." buyuran, Hz. Peygamber'e kesinlikle uymamız ge­rektiğini bize hatırlatan, Hz. Peygamber'in vereceği hükmü be­ğenmediğimiz takdirde imanımızdan olacağımızı bildiren Kur'ân-ı Kerim'dir. Böylece ALLAH Teâlâ Rasûlüne tıpkı kendisi gibi kanun koyma yetkisini vermekte, O'nun koyduğu kanunları, ALLAH (c.c.) tarafın­dan konmuş kanunlar gibi benimsememizi emretmektedir.

Peygamberimiz de birçok hadisinde sünnetin önemini vurgula­mış ve müslümanların dikkatini sünnete uymaya çekmiştir:
Ben size iki şey bıraktım; onlardan sonra asla sapıtmazsınız; ALLAH'ın Kitâb'ı ve benim sünnetim. Bu ikisi Havuz'a  gelinceye kadar birbirinden ayrılmayacaktır.”

"Bana Kur'an ve beraberinde onun bir benzeri (sünnet) ve­rildi. Yakında karnı tok, koltuğuna kurulmuş birisi ‘size Kur'ân yeter, onda neyi helal buluyorsanız, onu kabul ediniz, O'nda neyi haram bulursanız, onu da haram biliniz’ diyecek. Şunu iyi biliniz ki ALLAH Rasûlû'nün haram kıldığı da ALLAH'ın haram kıldığı gibidir."

"Size kendilerine sımsıkı sarıldığınızda hiç sapıtmayacağınız iki şey bırakı­yorum: ALLAH'ın kitabı ve Peygamberinin sünneti."

"Benim ve râşid halifelerimin sünnetine sarılın ve sımsıkı yapışın."

"Ümmetimin fesa­da düştüğü zamanda sünnetime sarılana şehid sevabı vardır."

"Altı kişi vardır ki hem ben, hem de duası kabul olunan bütün peygamberler onlara lânet etmiştir: ... ve sünnetimi terk eden..."

Ümmetimin hepsi Cennet’e girecektir. Ancak kaçınanlar hâriç, onlar giremeyecektir.” Ashâb: “Kim Cennet’e girmekten kaçınır yâ RasûlALLAH?” diye sordular. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Kim bana itaat ederse, Cennete girer. Kim de bana âsi olursa (emirlerime itaat etmezse) o Cennete girmekten çekinip kaçınmış olur (ve Cennete giremez).” 

"Benden sonra başınıza birtakım in­sanlar idareci olacak; sünneti söndürüp bid'atle amel edecek­ler." buyurarak bu konudaki muhtemel gelişmelere işaret etmiştir.

Peygamberimiz "... Ne mutlu, benden sonra insanların ifsâd ettiği sünnetimi ıslah eden gariplere!" buyurarak sünnete sarılan insanların bazı zamanlar toplumlarında garip duruma geleceklerine dikkat çekmiş ve bizi gariplerden olmaya çağırmıştır.

Kur’an ve sünnetin arasında gerçek bir ihtilâfın bulunması mümkün değildir. Bir Kur'ân nassı ile bir sünnetin her ikisinin de delâlet ve sübût bakımından kat'î olması halinde aralarında gerçekte teâruzun bulunması mümkün değildir. ALLAH rasûlü Kur’an’a ters bir söz söylemez ve bir davranış sergilemez. “ALLAH ve Rasûlü şehâdet eder ki, Rasûlullah'tan (s.a.s.) ALLAH'ın kitabıyla çelişen, ona ters düşen hiçbir sahih sünnet asla gelmemiştir.” Nasıl gelebilir ki?! ALLAH'ın kitabının açıklayıcısı bizzat Rasûlullah'ın (s.a.s.) kendisidir, O kitab kendisine inmiştir, ALLAH Teâlâ, Peygamber’i O kitapla hidâyete erdirmiştir, kendisi de O’na uymakla memurdur, bütün mahlûkat içerisinde onun te'vîlini ve ondan amaçlanan murâd-ı İlâhîyi en iyi bilen odur.



AHMET KALKAN

       Kur’an’ın Gör Dediği Kur’an’ın Kör Dediği
Logged
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
KUR’AN’I AÇIKLAMADA KUR’AN’IN GÖSTERDİĞİ YÖNTEMLER NELERDİR ? Dini Soru ve Cevaplar kervan 1 252 Son Mesaj Haziran 29, 2006, 02:11:08 ÖS
Gönderen: kervan
Bedir’de Babasına Karşı Savaşan Sahâbî Ashab-ı Kiram raduyev 0 127 Son Mesaj Temmuz 19, 2006, 06:43:00 ÖS
Gönderen: raduyev
"Kur’an’a hizmet edenlere bir kilo altın" Haftaya Bakış eminalak 0 48 Son Mesaj Eylül 03, 2007, 12:12:07 ÖS
Gönderen: eminalak
’’Dünyada Hangi Orduda Böyle Bir Asker’’ Serbest Kürsü 007SERHAN 0 167 Son Mesaj Ocak 18, 2008, 02:41:43 ÖS
Gönderen: 007SERHAN
Kur’ân’a Karşı Mes’ûliyetimiz Kur'anı Kerim ile ilgili Makaleler SeVDe_NuR 1 209 Son Mesaj Şubat 23, 2008, 05:50:47 ÖS
Gönderen: hafiz-ul_esrar

|Site Map|Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Home
Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
SMF Theme By: MPDesignZ.com

Dost Sitemiz: ZeynepDer.Org

Valid XHTML 1.0 Transitional