Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
Aralık 16, 2018, 06:06:18 ÖS

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Profil Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt
B O Y K O T   Ü R Ü N L E R I
+  �mmetin Sanal Kur'an Kursu...... www.ilminadresi.com
|-+  İslam Tarihi, İslam Coğrafyası
| |-+  İslam Tarihi
| | |-+  Orta Çağ
| | | |-+  BARIŞ ŞARTLARI
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: BARIŞ ŞARTLARI  (Okunma Sayısı 1583 defa)
Efendy

Bi İsm-i Allah
Süper Üye
*****


DUA : 134
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 840

Güllerin Efendisine Selam Olsun....!


Site
« : Eylül 12, 2007, 11:31:39 ÖS »

BARIŞ ŞARTLARI

 Baris antlasmasi konusunda da  yukarida zikrettigimiz siyasî gruplar farkli sartlarin bulundugunu ileri sürmüslerdir. Her grubun zihninde çok degisik meziyetlere sahip bir Hz. Hasan portresi bulundugu için söz konusu gruplar zihinlerindeki Hasan’a uygun sartlari antlasma metninde var oldugunu iddia etmislerdir.  Baris müzakereleri esnasinda Abdullah b. Âmir b. Kureyz ve Abdurrahman b. Semure,[1] Muaviye adina; Abdullah b. el-Hâris b. Nevfel b. el-Hâris b. Abdulmuttalib ise Hz. Hasan adina  elçilik görevi yürütmüslerdir.[2]

Antlasma sartlari ile ilgili en detayli bilgiler Belâzûrî tarafindan aktarilmaktadir. Adi geçen yazar, biri Muaviye’den Hz. Hasan’a, digeri ise Hz. Hasan’dan Muaviye’ye olmak üzere iki mektubun bulundugunu kaydetmekte ve bunlari oldugu gibi nakletmektedir. Daha muahhar olan diger kaynaklarda bulunan bilgiler de asagi yukari buna yakindir. Önce Belâzûrî’nin naklettigi mektuplari, sonra da büyük bir ihtimal ile Belâzûrî  kaynakli olan, diger  eserlerdeki bilgileri aktaralim:

“Bismillahirrahmanirrahim. Hasan b. Ali’ye Muaviye b. Ebî Süfyan’dan

Ben seninle, benden sonra hilafetin sana ait olmasi hususunda anlastim. Bu konuda Allah ve Peygamberi aramizda kefil gösteriyor ve sana söz veriyorum. Sana karsi hiç bir entrika çevirmeyecek ve düsmanlik yapmayacagim. Kim sözünden dönerse Allah’in en siddetli azabi onun üzerine olsun. Sana beytulmaldan yilda 1.000.000 dirhem ile Fesâ[3] ve Derâbcird’in[4] haracini verecegim, simdiden oraya görevlilerini gönder senin için çalissinlar.

Abdullah b. Âmir, Amr b. Selem el-Hemedânî, Abdurrahman b. Semure, Muhammed b. Es’âs el-Kindî sahit olup, mektup h.41 yili Rebiulevvel ayinda yazildi.”[5]

 

Belâzûrî, ikinci mektubun Hz. Hasan tarafindan gönderildigini söylemektedir. Ona göre; Hz. Hasan Muaviye’nin kiz kardesinin oglu olan Abdullah b. el-Hâris b. Nevfel b. el-Hâris b. Abdulmuttalib’i Muaviye’ye göndererek, kendisine biat edecegini bildirmistir.[6] Muaviye Hz. Hasan’a alti imzali olan bos bir kagit göndermis ve sart olarak üzerine yazacagi her seyi kabul etmeye hazir oldugunu belirtilmistir.[7] Hz. Hasan da Muaviye tarafindan gönderilen kagida sunlari yazmistir:

 

 “Bismillahirrahmanirrahim. Hasan b. Ali ile Muaviye arasinda (hilafete geçtikten sonra) Muaviye’nin Allah’in kitabi, Rasûlünün sünneti ve Hulefa-i Rasidîn’in sireti üzere amel etmesi, kendisinden sonra veliaht tayin etmemesi ve kendisinden sonraki halifenin sura ile belirlenmesi, insanlarin mallarina, canlarina ve ailelerine eman vermesi (dokunmamasi), Hasan b. Ali’ye gizli veya açik hiç bir entrikada bulunmamasi ve dostlarindan hiç birine hiç bir sey yapmayacagi sartiyla ona hilafeti teslim edecegine dair yapilan anlasmadir. Buna Abdullah b. el-Hâris ve Amr b. Seleme sahittir”[8]

 

Yukarida adini zikrettigimiz yazara göre;  Hz. Hasan tarafindan yazilan bu mektup Muaviye’ye ulasinca, tüm sartlari kabul ettigini bildirmis, bunun üzerine bu iki sahis Kûfe’de bir araya gelmisler ve Hz. Hasan ona H. 41 yilinin Rebiulahir ayinda biat etmistir.[9] Belâzûrî konuya dair yukarida zikredilen bu iki mektup disinda ilave hiçbir bilgi aktarmamaktadir.

Ibn Miskeveyh ve Kalkasandî ise, Hz. Hasan’in Muaviye’ye su üç sarti ileri sürdügünü belirtmektedirler:

1.Irak Beytu’l-Malinda bulunan paranin kendisine verilmesi

2.Derâbcird’in haracinin kendisine verilmesi

3.Ali’ye lanet edilmemesi.[10]

Ibn Miskeveyh bunlari söyledikten sonra  Basralilarin Derâbcird’in kendilerine ait oldugunu söyleyerek, buranin haracini Hz. Hasan’a vermediklerini de ilave etmektedir.[11] Belâzûrî de bunu dogrulamaktadir. Ona göre Muaviye’nin emri üzerine Abdullah b. Âmir Basralilari organize etmis ve söz konusu iki yerlesim biriminde bulunan Hasan’in görevlilerini oradan çikartmistir.[12]

Ibn A’sem ve Nuveyrî ise Hz. Hasan’in, Muaviye’den sonra hilafetin kendisine birakilmasini sart kostugunu aktarmaktadirlar.[13] Ibn A’sem disindaki Siîlere gelince; Sia’nin en muteber hadis bilginlerinden biri olarak kabul edilen Kesî, Hz. Hasan’in sart olarak sadece Hz. Ali taraftarlarina iyi davranilmasi, onlarin geçmiste yaptiklarindan dolayi cezalandirilmamalarini ileri sürdügünü aktarmaktadir.[14] Meclisî ise Hz. Hasan’in Derâbcird’in haracini istedigini kabul etmekle beraber bu istegin Cemel ve Siffin’de yakinlarini kaybeden ailelere yardim amaçli oldugunu söylemektedir. Ancak bunun neden Hz. Ali tarafindan,  Derâbcird kendisine bagli iken,  yapilmadigini ise izah edememektedir.[15] Meclisî daha sonra Hz. Hasan’in sart olarak “Muaviye’nin Kur’an ve sünnete uymasi, hilafeti kendisinden sonra suraya birakmasi, Ali’ye sövülmemesi, her yil kendisine 50.000 dirhem verilmesi ve herkese hakkettigi atâlarin ödenmesini sart kostugunu” iddia etmektedir. [16] Yine Siî temayüllü olarak taninan Dineverî daha farkli sartlarin bulundugunu belirtmektedir. Ona göre yukaridakilerden farkli olarak Hz. Hasan su sartlari ileri sürmüstür. “Iraklilardan hiç birine hile yapilmayacak, siyah beyaz herkese eman verilecek, Ahvaz’in yillik haraci her yil kendisine verilecek, her yil kardesi Hüseyin’e 200.000 dirhem verilecek, Hasimogullari atâ ve namazda Ümeyyeogullarina öncelenecektir”.[17] 

Yine Siî müelliflerden Isfehanî ise antlasma sartlarini çok farkli tespit etmektedir. Ona göre Hz. Hasan, Muaviye’den sonra hilafetin kendisine birakilmasini, Kûfe Beytu’l-Malinda bulunan her seyin kendisine verilmesini, adi belirlenen bir yerin haracinin kendisine birakilmasini ve buranin haracinin her yil ona gönderilmesini, Hz. Hasan’a danisilmadan hiçbir seye karar verilmemesini sart kosmustur ki[18] bizce bunlar abartili iddialardir. Zira hem halifeye biat etmek hem de bir anlamda da onu kendine bagimli kilmak anlamina gelen bu sartlar pek de tutarli görünmemektedir. Siî müelliflerden Müstevfi el-Kazvinî ise Sia’nin, Imamlarin imametlerini gizlemelerinin nedeni olarak sürekli aktarmakta oldugu “can emniyeti teorisine” basvurmaktadir. O, “Hz. Hasan, Muhtar b. Ebî Ubeyd es-Sekafi tarafindan yakalanip Muaviye’ye teslim edilecegini anlayinca, onunla baris yapmanin daha makul oldugu sonucuna vardi ve kendisi ile anlasti” demektedir.[19]

Kanaatimizce antlasmanin büyük bir ihtimalle Ehl-i Sünnet ve Sia’nin ortak olarak aktardiklari kismi dogru, aykirilik arzeden yanlari tarafli ve yanlistir. Farklilik ve birbiriyle çeliskiler arzeden kisimlar  tarihi süreç içerisinde kurgulanmis ve daha erken bir döneme yerlestirilmistir.

Ehl-i Sünnet ve Sia’nin ittifak ettigi sartlar ise sunlardir:

1.Hz. Hasan, ailesi ve taraftarlarina eman verilecektir.

2.Hasan’a hayatini idame ettirecek bir gelir saglanacaktir

Bunun disindaki sartlari dikkatle tahlil ettigimizde dönemin kosullarina pek de uygunluk göstermediklerini de anlariz. Simdi farklilik arzeden bu sartlari gözden geçirelim. Belâzûrî’nin aktardigi her iki mektupta sart olarak Muaviye’den sonra hilafetin ne olacaginin gündeme geldigi aktarilmaktadir. Birinci mektuba göre Muaviye hilafeti kendisinden sonra Hasan’a birakmakta, ikinci mektuba göre ise  veliaht tayin etmeyecegi ve kendisinden sonra hilafeti sûrâya birakacagi sarti kabullenmektedir. Belâzûrî’deki bu bilgilere yakin rivayetler Nuveyrî tarafindan da aktarilmaktadir.[20] Antlasma esnasinda böyle bir sartin gündeme gelmis oldugunu dogrulayan farkli bilgilere sahip degiliz. Aksine kaynaklar Muaviye’nin hicri ellilere kadar hilafetin kendinden sonraki durumunu hiç düsünmedigini, bu dönemde Mugire b. Su’be’nin telkinleri ile oglu Yezid’i veliahd tayin etmeye karar verdigini aktarmaktadirlar.[21] Yine Muaviye’nin  oglu Yezid’i veliaht tayin ettigi zaman Islam aleminde aylarca süren tartismalarin meydana geldigi de aktarilmaktadir. Bu tartismalar esnasinda Muaviye’ye yöneltilen suçlama ise hilafeti saltanata dönüstürme istegidir.[22] Bazi rivayetler Hz. Hasan ile Sa’d b. Ebî Vakkas’in, hilafeti  Yezid’e birakmak isteyen Muaviye tarafindan, ona rakip olabilecekleri gerekçesi ile zehirletilerek öldürüldügünü   belirtilmektedir. Ancak hiçbir rivayet Hz. Hasan’in Muaviye’ye benim hakkimi ogluna veremezsin dedigini aktarmamaktadir. Aksine kimi rivayetlere göre; Kûfeli Süleyman b. Surad ve diger bazi kimseler Hz. Hasan’i antlasma metnine böyle bir sart yazdirmadigi hususunda suçlamislardir.[23] Bütün bunlar, bize göre,  Hz. Hasan ile Muaviye’nin baris görüsmeleri esnasinda hilafetin Muaviye’den sonrasini müzakere etmediklerini açik bir sekilde ortaya koymaktadir.

Dahasi Hz. Hasan’in zihninde Muaviye’nin kendisinden sonra oglu Yezid’i veliaht birakacagina dair herhangi bir kuskunun  olduguna dair en ufak bir bilgi kirintisina rastlanmamaktadir. Aksine gerek Islam öncesi kabile reislerinin seçiminde gerekse  ilk halifelerin hilafete gelislerinde böyle bir sistem uygulanmadigi için Hz. Hasan’in Muaviye’den süphelenerek böyle bir sart koydurmasi da pek makul degildir.

Isfehanî’nin aktardigi “Hz. Hasan’in Muaviye’nin yaptigi her seyi önce kendisine danismasini istemesi”  sarti ise gerçege hiç uymamaktadir. Çünkü bu cümle Hz. Hasan’in Muaviye’nin üstünde bir konum kazanmasi, en azindan  kendisinden görev bekledigi anlamina gelmektedir. Oysaki Hz. Hasan böyle bir beklentinin içinde olmadigi gibi Muaviye tarafindan kendisine önerilen görevleri siddetle reddetmis,[24] Medine’ye dönerek hayatinin geri kalan kismini son derece sade bir sekilde geçirmistir. [25] Muaviye’nin politikalarindan memnun olmayanlar onu sürekli isyana tesvik ettilerse de Hz. Hasan hiçbir zaman bu oyuna gelmedi, Muaviye’ye biat ettigini, o yasadigi sürece biatini bozup, ona ihanet etmeyecegini söyleyerek, bu tür insanlarin beklentilerini bosa çikardi.[26]

Sonuç olarak Kûfelilerin biatini aldiktan sonra halife olarak tarih sahnesindeki yerini alan Hz. Hasan, Hilafete geldikten sonra Muaviye ile mücadele etmek için harekete geçmis, ancak ordusu tarafindan yalniz birakildigi için onunla anlasmak zorunda kalmis ve  hilafeti kendisine devretmistir. Hilafeti devrettikten sonra Medine’ye yerlesmis, siyasî hadiselerin hiç birinin içerisinde yer almamistir. Onun bu tarihsel tutumu sonraki kusaklar tarafindan yeniden kurgulanmis, degisik boyutlariyla veya tek tarafli yaklasimlarla ele alinarak kullanilmaya çalisilmistir.

http://www.enfal.de/
Kayıtlı

Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  


|Site Map|Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Home
Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC
SMF Theme By: MPDesignZ.com

Dost Sitemiz: ZeynepDer.Org

Valid XHTML 1.0 Transitional