PEYGAMBERİMİZİN DAVET METOD SÜNNETİ

(1/1)

dilek1986:
PEYGAMBERİMİZİN DAVET METOD SÜNNETİ *

Elbette günümüzde İslâm davetini üstlenen müslümanlar da davet faaliyetlerini usûlüne uygun bir şekilde yürütmek ve bu konuda Hz. Peygamberin tatbik ve tavsiye ettiği metodları örnek ve rehber edinmek mecbûriyetindedirler. Çünkü Cenâbı Hak şöyle buyurmaktadır:

* Andolsun ki Rasûlullahta sizin için, Allahı ve âhiret gününü umar olanlar ve Allahı çok zikredenler için güzel bir imtisal numûnesi vardır *

Peygamber Efendimiz de buyururlar:

* Size iki şey bırakıyorum onlara sarılırsanız asla dalâlete düşmezsiniz: Allahın Kitabı ve Rasûlünün Sünneti. *

* Şayet Nebînizin Sünnetini terkederseniz sapıtırsınız *

* Benim Sünnetimle amel etmeyen, benden değildir *

Hz. Peygamberin icra ettiği davet faaliyetinin üzerinden asırlar geçmesinin tabiî bir sonucu olarak, günün değişen şartları ve gelişen imkânlarına göre farklı bir takım metodlara başvurulabileceği aşikârdır. Aslında zamana ve zemine uygun bir şekilde çeşitli metodların tatbiki, Hz. Peygamberin, davetinde başvurduğu usullerden birisidir. Peygamber Efendimiz, hiçbir esnekliği olmayan, katı, donuk, bıktırıcı ve usandırıcı tek bir metoda sürekli olarak bağlı kalmış değildir. Zâten aklı selîm sahibi bir davetçiden böyle, netice vermesi mümkün olmayan bir metoda bağlı kalması beklenemez.Bu sebeple günümüzde davet faaliyeti yürütülürken Hz. Peygamberin uyguladığı tüm davet metodlarının teferruatı ile bilinmesi, titizlikle tatbik edilmesi gerekli olduğu gibi İslâmın temel esaslarına ve ruhuna ters düşmemek kaydıyla içerisinde bulunulan şartların ve sahip olunan imkânların da mutlaka göz önünde bulundurulması icap etmektedir.

Kaynak :
* Rasûlullahın İslâma Davet Metodu
* Usûlüd Davet
* Maâllâh Dirâsât fîd Daveti ved Duât
* Ahzâb, 33/21
* Muvatta Kader, 3
* İbni Mâce, Mesâcid, 14
* Buhârî, Nikâh, I
* Müslim, Nikâh, 5

veranur:
Allah razı olsun kardeş.Bende bir ek yapayım  :-[

Niçin Peygamberlerin Metodu?
 
Bugünkü İslami uyanış, insanların, ama bütün insanların konuştuğu bir konudur.

Camilerimiz (Allah'a şükürler olsun) namaz kılan gençlerle tıklım tıklım dolmaktadır. Caddeler sa­kallı erkeklerle izdiham halindedir. Genç kızlar uzun ve bol Şer'i elbiseleri giyinmiş olarak gö-rülmekteler. İslami kitaplar ve onlara olan rağbet çoğalmış vaziyettedir. Bundan dolayı da bütün mü'minler Allah'a şükür için secde etmektedirler.

İslam düşmanları bu uyanışı şüphe ve tereddütle seyretmektedirler.

Böylece ellerindeki bütün propaganda im­kanlarıyla bu uyanışı ve bu uyanışı ortaya ko­yanları, küçük düşürmeye çalışıyorlar. Bu uyanışa ve onu omuzlayanlara karşı şüpheli bir manzara vermek istemektedirler. Bu uyanış daha beşikte iken, onu diri diri toprağa gömmek için çeşitli tu­zaklar hazırlamaktadırlar.

"Onlar sana tuzak kurarken, Allah da, onların tu­zaklarını boşa çıkarıyordu. Allah, tuzakları bo­zanların en hayırlısıdır."[5]

islam düşmanlarının korku ve telaşlarını artıran şeylerden biri de, bu neslin Rab'lerinin himayesine dönmüş olmalarıdır. Bu nesil laik ve despot askerî idarelerin hüküm sürdüğü lise ve üniversitelerde eğitim görmüşlerdi. Öyle idareler ki, İslam'dan başka bir şeyle savaşmamaktadırlar. Allah'a davet edenlerden başkasına zulüm ve işkence yap­mamaktadırlar.

Bu uyanışın oluşmasındaki bütün fazilet, ba­şından sonuna kadar Cenab-ı Hakk'a mahsustur. O Allah ki, zalimlerin yüzlerindeki perdeleri parça parça etmiştir. Bu zalimler ki, neredeyse insanlar Allah'ı bırakıp da onlara ibadet etmeye baş­lıyorlardı.

'Diğer taraftan her türlü noksanlıklardan münez­zeh olan Allah, bu ümmete gençlerden oluşan bir da-vetçi grubu ihsan etmiştir. Öyle gençler ki, her türlü ithal fikirleri ve inançları reddetmektedirler ve dün­yanın aldatmacalarından, şehvetlerinden yüz çevir­mektedirler. Bu gençlerin kalpleri Cenab-ı Hakk'm sevdiği  ve  razı  olduğu her  şeye  bağlanmış,   zalimlerin tehditleri ve cezalandırmaları onları asla korkutmamaktadır.

Bu davetçi gençler, bugünkü ortamı reddedişle­rini de "köklü bir değişim" diye tabir etmekte ve bu alanda geniş araştırma ve münakaşa önerileri getir­mektedirler. Bu değişimin problemlerini çözmek için birçok toplantılar yapmakta, kitaplar yazmakta, ri­saleler çıkarmakta ve beyanatlar neşretmektedirler.

Üzücü olansa, gençlerin metod konusunda ih­tilafa düşmeleri, tavır ve yöntemlerinin değişik ol­masıdır.

Gençlerden bir kısmı köklü değişimin sadece aklî ikna metodu ve siyasi şuurlanmanm yaygınlaştırıl­ması yoluyla olabileceğine inanmaktadır.

Bazıları da bu değişimin parlamenter seçim yol­larıyla ve bilinen demokratik usûllerle olabileceği görüşündedir.

Diğer bir kısım gençler de herhangi bir hazırlığı olmaksızın savaş davulları çalmaktadır. Hemen meydanlara atılıyorlar. Oysa bunu uzun uzun dü-1 iıinmeleri gerekir. Bilinmelidir ki bize zafer vaad r<lcm Allah, her türlü maddi sebepleri elde etmekte noksanlık yapmamayı emretmektedir.

Davetçi gençlerin değişim hakkındaki konumları­nın çokluğuna, görüş ve tavırlarının birbiriyle ça­tışmasına rağmen, çoğunluğu şu meselelerde ittifak itmektedir.

Onlar hata ve doğrularda şeyhlerinin yaptıklarını taklit etmekte, her emrettiklerini itiraz etmeden aynen kabul etmektedirler. Onlar hakkında her­hangi bir eleştiri veya nasihat dahi kabul et­memektedirler... Ulaşmaya çalıştıkları en yüksek gaye ve mertebe, o şeyhin mertebesine yakın bir de­receye ulaşmaktır. Şeyhin mertebesine yakın bir mertebe diyorum, çünkü şeyhin veya ölmüş liderin mertebesine ulaşmak onlara göre imkansız bir şey­dir. Bazen bu gibi fikirleri dinleyenler çok çirkin bir sui zanda bulunmuş olurlar.... Bütün bunlara rağ­men bu davetçiler tedib ve değişimin zaruretine ve delile tutunmanın vucubiyetine inandıklarını iddia etmektedirler.

Eğer Selahattin Eyyubi'nin aklı bu gibi fikirlerle donuk olsaydı, düşman kuvvetlerini defetmeye, Kudüs ve Şam bölgesini Haçlıların, Batmîlerin ve Putperestlerin pisliklerinden temizlemeye güç ye-tirebileceğini düşünebilir miyiz?

Şeyhül İslam İbni Teymiyye'nin, fesad olmuş in­sanların akidelerini ıslah etmeye gücü yetebilir miydi? Tatarlara karşı koymada müslümanları top­layıp birliklerini sağlayabilir miydi? Arkasından gelen zaferi başarabilir miydi?

Ey noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah! İşler nasıl da karışıyor! Muhakkak bu davetçiler eğer kendi  rüştlerine  (İslam'ın  gerçeklerine)  dönseler, akıllarını tabi olmaktan ve boyun eğmekten hür kıl-salar, nefislerini zaaf ve donukluktan kurtarsalar; kendilerinin de şeyhlerinin ve liderlerinin ta­şıdıkları mertebelere ulaşmaya güç yetireceklerini mutlaka bileceklerdir.

Bu hedef onları, Rab'lerine karşı sadık olmaları ve Şer'i sebeplere tutunmalarından başka bir kül­fete de sokmaz. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'ı aciz bırakamaz.

VAllahi gençlerin taklit etmiş olduğu şeyhler ve liderlerin, bizzat kendilerinin müslümanlarm bir araya getirilmesinde, bu yolda çok güzel gayretler sarfetmelerine rağmen; başarısız kalmaları, bir mu­sibettir. Tıpkı ortamı değiştirmekte ve Allah'ın Şe-riat'ını yeryüzünde hakim kılmadaki başarısızlıkları gibi. Dolayısıyla onların talebeleri de herhangi bir başarı elde etmede aciz kalmaktadırlar. Çünkü şeyh ve liderlerinin ulaşmış olduğu mertebeden daha üstün ve yüksek bir merhaleyi gaye edinip plan-layamıyorlar.

Cenab-ı Allah, bizleri kötü mezhebi taasuptan ke­sinlikle sakındırmaktadır. Bu durum Hıristiyanların düştüğü şirk sebeplerinden sayılmaktadır.

Allahu Teâla şöyle buyuruyor:

"Onlar hahamlarını, ruhbanlarını ve Meryem'in oğlu Mesih'i Allah'tan başka Rab'ler edindiler. Hal­buki onlara da ancak kendisinden başka ilah olmayan bir tek Allah'a ibadet etmeleri emrolunmuş-tu. Allah onların şirklerinden münezzeh ve yü­cedir."[6]

Sahih bir hadiste geldiği üzere, Hz. Peygamber aleyhisselam bu ayet-i kerimeyi Adiy bin Hatim et-Tai'ye okumuştu. O da "Ey Allah'ın Rasûlü, biz on­lara ibadet etmezdik" dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü şöyle buyurdu: "Allah Kitab'mda haram et­tiği bir şeyi onlar size helal ettiğinde siz de onu helal kabul ediyor muydunuz? Ve Allah Kitab'mda helal ettiği bir şeyi onlar size haram ettiğinde siz de onu haram kabul ediyor muydunuz?" Adiy de: "Evet" dedi.

Allah Rasûlü de buyurdular ki: "İşte bu onlara ibadettir."[7]

İbn-i Abbas radıyAllahü anh de Allah Rasûlü'nün Sahabelerinden bazı insanlara Rasûl'ün sözlerini anlatırdı, onlar da kendisine Ebu Bekr'in ve Ömer radıyAllahü anhüma'nın sözleriyle muaraza et­tiklerinde onlara kızmıştı.

İbn-i Abbas şöyle dedi:

"Yakında sizin başınıza gökten taş yağar. Ben "Allah Rasûlü SallAllahü Aleyhi Vesellem dedi" diyorum,  sizler de  "Ebu Bekir ve  Ömer dedi"  di­yorsunuz."[8]

Peki asrımızdaki şeyhlerin ve liderlerin sözleri nerede, Hazreti Ebu Bekr'in ve Hazreti Ömer'in söz­leri nerede? Allah onlardan razı olsun.

Şeyhü'l-İslam ibn-i Teymiyye, Allah Ona rahmet etsin, şöyle diyor:

"Her kim olursa olsun, bir şahsı tayin edip de söz ve fiilde ona muvafakat ederek dostluk ve düş­manlık yaparsa, o kişi dinde gruplara ve hiziplere bölünenlerden olur."[9]

Bugünkü İslami hiziplerde ve cemaatlarda bu hal vardır. Muhakkak onlar kendileri için bazı şahısları lider olarak tayin etmekte ve onların dostlarına dostluk, düşmanlarına da düşmanlık etmektedirler. Kitab ve Sünnet'e müracaat etmeden, onların ver­dikleri her emre kayıtsız itaat etmektedirler. Söy­ledikleri sözlerin ve verdikleri fetvaların delillerini sormadan onlara tabi olmaktadırlar.

Bu gibi metodların köklü değişikliklere ve müs-1 umanların safını birleştirmeye asla selahiyetleri yoktur.  Bilakis  müslümanlarm mezheplerden bir mezhep üzerine ve hiziplerden bir hizipte bir­leşmeleri meydana gelmemiştir. Üstelik bazı dev­letlerin bu mezhep veya şu kabilenin veya hizbin yöntemini ikame etme yolunda birçok çalışmaları ol­masına rağmen.

İş böyle olduğuna göre, peki neden biz yolu kı­saltmıyoruz? Neden daha önce bu ümmetin ken­disiyle felah bulduğu metoda tutunmaya dön­müyoruz? Bugünkü ümmetin düzelmesi de o metoddan başkasıyla asla olamaz. Allah'ın Rasûlü SallAllahü Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:

"Muhakkak ki, İslam garip olarak başladı ve ya­kında dönecektir tıpkı garip olarak başladığı gibi."[10]

Bu hadis-i şerifte konumuzla alakalı olan bölüm, Allah Rasûlü SallAllahü Aleyhi Vesellem'in "...Yakında dönecektir tıpkı garip olarak başladığı gibi" sözüdür.

Yani Muhammed SallAllahü Aleyhi Vesellem'in tatbik ettiği metodun dışında asla İslam'ın avdeti olamaz. Salat ve selamın en faziletlisi O'nun üzerine olsun. Öyle ise metodu onlardan öğrenmek için der­hal Muhammed SallAllahü Aleyhi Vesellem'in siy-retine ve O'ndan önceki Allah Nebilerinin ve Rasûllerinin siyretlerine dönelim.

1- Allah'a davetin başlangıcı nasıl olur? Ve en mühim olanı mühimden daha öne nasıl alabiliriz?

2- Yolumuza çıkan zorlukları nasıl karşılarız? Ve münafık ve müşrikleri hakka davet etmede takip edeceğimiz en geçerli yol ve en uygun üslûp nedir?

3- Gerçekleştirmesine çalıştığımız hedefler ne­lerdir?

Bizlerin bu saf menbaa ve tatlı kaynağa şiddetle ihtiyacımız vardır. Bu kaynak ki, bütün Allah Ne­bileri ondan içmişlerdir.

"Bu, senden önce gönderdiğimiz Peygamberleri­mizin Sünnetidir. Sen bizim Sünnet'imizde hiçbir değişiklik bulamazsın."[11]

Evet, bizler Allah'ın Nebilerinin metoduna dönüp, onlara tutunma konusunda muhayyer değiliz. Bi-lııkis bu konuda bundan sonra izah edeceğimiz se­beplerden dolayı görüş ayrılıklarının çoğalması dahi caiz değildir. [12]

[5] Enfal Sûresi, ayet: 30 22

[6] Tevbe Sûresi, ayet: 31

[7] Ahmet ibn-i Hanbel rivayet etmiştir. Ve onun senedinin hasen ol­duğunu açıklamıştır.

[8] Fethül Mecid, sayfa 383 ve Fetava, Şeyhül İslam, cilt 20, sayfa 215

[9] Şeyh'l İslam İbn-i Teymiyye'nin Elfeteva El Kubra'sı, cilt 2, sayfa 21)9-240

[10] Müslim   sahihinde   rivayet   etmiştir.Muhtasar-ı   Sahih-i   Müs-lim.Münziri Babu'1-İman, 1/24

[11] İsra Sûresi, ayet: 77

[12] Muhammed Surur b. Naif Zeynelabidin, Allah’a Davette Peygamberlerin Metodu, Guraba Yayınları: 21-29.

ABDULKADIR:
Selamun Aleyküm Kardeşlerim

          Kültürel yozlaşmanın beraberinde getirdiği sünnetten uzaklaşmayla beraber çoğumuz üstümüze farz olandanda kaçar hale gelmiş bulunmaktayız.Öyleki bazen kafamıza göre islami yorumluyor hale gelmiş bulunmaktayız.

         İslamı zamana göre yorumlayıp hayatımızda uygulamaya koyarak çok büyük bir yanlışa sebep olmaktayız.Bütün bunların nedeni olarak sünnetten uzaklaşma fani olana aşırı bağlılık olarak nitelendirebiliriz.


        Peki ne yapmalıyız yada ne yapılmalı??? Yanlışlar üzerinde durularak ilerleme sağlanması söz konusu olamaz.Yanlış yaptığımız noktaların tespiti değerlendirilmesi yapılarak şahsi olarak üstüme düşeni yapmalıyım bende elimi taşın altına koymalıyım anlayışı ile hareket etmeli bunu kendimize görev olarak hissetmeliyiz.

       Özümüzde var olan ancak sonradan değişime uğramış değerlere sahip çıkarak tebliğde bulunulmalı,sünnete bağlılık esas alınmalı diye düşünmeliyiz.


Allaha emanet olun Kardeşlerim.

CENNETGÜLÜ:
 a.r.o. clap2 icon_neutral icon_neutral

halilatik:
Rabbim razı olsun bu güzel hatırlatma için...

Bende şuna değinmek istiyorum....

Günümüzde tebliğ metodunda çok çabuk bıkkınlık meydana geliyor...

Ben sadece şunu demek isterim(Tabiiki önce kendi nefsime)

Bizler hidayet vericiler değiliz...Sadece görevimizi yapıp gerisini tevekkül etmemiz gerektiğini düşünüyorum...

Şunuda unutmamak gerekir ki

Efendimiz(s.a.v)e ilk 13 yılda çok az inanan olmuştur...

Ama sonuç ortada....

Hamd olsun Alemlerin Rabbine...

Navigasyon

[0] Mesajlar