Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
Aralık 11, 2018, 12:14:40 ÖS

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Profil Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt
B O Y K O T   Ü R Ü N L E R I
+  �mmetin Sanal Kur'an Kursu...... www.ilminadresi.com
|-+  Genel - Haberler - Sohbet
| |-+  Sizi Tanıyalım
| | |-+  Memleketini Tanıt
| | | |-+  AĞRI ..
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: AĞRI ..  (Okunma Sayısı 7550 defa)
ruya

ümmü
Süper Üye
*****

DUA : 47
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 744


« : Ocak 16, 2007, 02:36:38 ÖS »

AĞRI

AĞRI TARİHÇE

Ağrı'nın Kurtuluşu  M.Ö. 18. Yüzyıl öncesine dayanmaktadır. M.Ö.15. yüzyılda Hurri Mitani krallığının kuzey ucunu işgal etmiş olan ve bu topraklarda asıl hakimiyeti Urartular kurmuştur. Kimerlerle başlayıp, Pers ve Makedonyalılardan sonra  M.Ö. 1. yüzyılda Part ve Şahlar, Moğollar, İlhanlılar, Kara koyunlular ve Safaviler 16. Yüzyıla kadar Ağrı ve çevresinde hakimiyet kurmuşlardır. 1514 yılında Yavuz Sultan Selim'in Şah İsmail'i Çaldıran meydan muharebesinde yenmesiyle bölge Osmanlıların eline geçmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Ruslar tarafından işgal edilmiş, aynı yıl yapılan Berlin Antlaşmasıyla işgal sona erdirilmiştir.

1.Cihan Harbi'nin ikinci senesinde düşman birlikleri topraklarımıza girerek hunharca katliamlar yapmışlardır. Esaret ve işgale alışmamış cesur ve imanlı halkımız 15 Nisan 1918 'de kurtuluş meşalesini Ağrı Dağı'nın doruklarından ateşleyerek, özgürlüğünü kazanmıştır. Osmanlı dönemlerinde yıllarca sancaktarlık olan Beyazıt , Cumhuriyetle birlikte Vilayet olmuştur. 1927 yılında coğrafi, ekonomik, nüfus ve ulaşım gibi sebeplerle önce Şorbulak, Karakilise ve karaköse isimleri ile anılan İl , 1938 yılında İl sınırları içinde yer alan ve Türkiye'nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı'ndan esinlenerek AĞRI olmuştur....15 Nisan 1918 yılından beri her yıl 15 Nisan günü İl'in düşman işgalinden kurtuluşunun şenlikleri yapılır...

“AĞRI” ADININ VERİLİŞİ


Osmanlı-Rus savaşlarında, Ruslar tarafından bölgeye yerleştirilen Ermeniler birçok yerde kilise ve manastır yapmışlardı. Ağrı’da şimdiki Bahçelievler Polis Karakolu’nun yerinde yapılan kilise, siyah taşlardan örülü bir yapı idi. Toprağa ve bu kiliseye izafeten şehre “Karakilise” adı verilmişti. “Karakilise” adında yerleşim yeri başka illerde de vardı. Bunlar birbiriyle karıştığı için, Kars Karakilisesi, Pasinler Karakilisesi ve Eleşkirt Karakilisesi gibi adlar veriliyordu.

Kars, Pasinler ve Eleşkirt “Karakilise”si adları halk ve askerlerce karıştırıldığından; Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, Eleşkirt Karakilisesi’nin Kösedağ’ın doğu tarafında bulunması ve kilise ile herhangi bir ilgisinin bulunmaması yüzünden değişmesini istemişti. Çünkü Nisan 1918’de Ermeniler Ağrı’yı terk etmiş, küçük kiliseler kullanılmaz olmuştu. Harita şubesine Karakilise’nin “Karaköse” olarak tashih edilmesi ve izin için de Harbiye Nezareti (Savunma Bakanlığı)’na yazılar yazıldı. Bu istek üzerine Kasım 1919’da Karakilise adlı “Karaköse” olarak değiştirildi.

1938’de sınırları içinde bulunan ve Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı’ndan ötürü “Karaköse” adlı “Ağrı” olarak değiştirildi.



BİR OSMANLI DÖNEMİ YAPISI İSHAK PAŞA SARAYI
 


 


 
         

     

       Görkemli özel mimarı yapısı, anıtsal taç kapıları, haremi, salamlığı, cami ve yüzlerce odası ile görülmeye değer bir şah eserdir...


       

 

        Sanki bir saray değil, tüm heybetiyle canlı bir tarih, her tarafı sır dolu bir efsanedir. Onu anlamak için yakından görmek, gezmek gerekir...

 

 

         Bu görkemli yapının mimarı meçhuldür, onun için halk, sarayın yapımı ve tarihi hakkında bir çok efsane anlatır. Sarayı gezerken, masal dünyasının saraylarını görmüş gibi hayal güçleriniz harekete geçer, güzellikler karşısında efsanelerde anlatılanlar bir bir gözlerinizin önünde canlanır...

 

 

              Bir kartal yuvasını andıran ve çevresiyle ahenk oluşturan bu muazzam yapıya hayran kalmamak elde değil...

 




AĞRI DAĞI

NUH'UN GEMİSİ BURDA DENİLİYOR.

NUH'UN GEMİSİ
İnsanlığın ortak inanç değerlerini taşıyan Nuh Gemisi'nin,kutsal kitapların kimine göre Ağrı Dağı'nda (Ararat),kimine göre ise Cudi Dağı'ında olduğu belirtilmiştir.Ararat adının Nuh efsanesinden geldiği belirtilir.İ.Ö.Ortadoğu tarihinin en geleneksel kaynağı olarak bilinen eski Ahid şöyle geçmektedir;''ve gemi yedinci ayda,ayın onyedinci gününde Ararat dağları üzerine oturdu''.(8.bap 4.ayet)Ağrı Dağı bu nedenle bütün güzellik ve ihtişamının yanında,gayri müslimlerce kutsal ve efsanevi bir değer olarak tanınır.
Ayrıca 1985 yılında keşif uçuşu yapan uçağın pilotu tarafından Doğubeyzaıd-Üzengili(Meşar)köyü civarında çekilen hava fotoğrafının incelenmesinde heyelan bölgesi bir alanın ortasına oturmuş gemiyi andıran bir kalıntı tespit edilmiştir.
Cudi Dağı'nın uzantısı olan bu bölgede 1982 yılında Amerikalı astronot olan İrvin tarafından başlatılan araştırmaya,yine Amerikalı arkeolog Daid Feson da iştirak etmiştir.Amerika'daki bir vakıf tarafından finanse edilen bu araştırmada hristiyanların kutsal kitabı İncil'de gemiyle ilgili verilen bilgilere uygun ölçümler tespit edilmiştir.
Ayrıca yapılan arkeolojik çalışmalarda tahta parçaları bulunmuştur.
Bölgedeki fosillerin incelenmesi de iddaları doğrulayacak durumdadır.
Ülkemizin araştırmacı kurumlarından Ankara ve Erzurum Üniversiteleri arkeologları da araştırmalarında elde ettikleri bulgularla Amerikalı araştırmacıları doğrulamaktadır.Kültür ve Turizm Bakanlığı gemi kütlesinin''korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı''özelliği 3657 Sayılı kararı ile 1987 de burayı sit alanı ve açık hava müzesi olarak koruma altına almıştır.
Geminin kalıntısının kuşbakışı olarak görülebileceği yere turistik niteliklere sahip kafeterya yapılmıştır.Nuh'un Gemisi'nin varlığı daha ayrıntılı araştırma ve uluslar arası çapta bir tanıtımla hem ilçenin hem de ülke turizmine ve dolayısıyla ekonomisine büyük katkı sağlayacak bir potansiyele sahiptir.

Kayıtlı




Rabbim;
Bir insan koy kalbime
Ama o insan Sennde sevdign olsun
Onunla el ele tutustugumzda
Ikimizin uzerinde senin elin olsun
Bana öyle gözler göster ki
Ben o gözlerden sana bakayim
Bana öyle bir sevgili ver ki
O gözler cennete acilan iki pencere olsun
Onunla öyle bir yolda yürüyelim ki
Kilavuzumz sen olasin ey Rabbim!
ruya

ümmü
Süper Üye
*****

DUA : 47
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 744


« Yanıtla #1 : Ocak 18, 2007, 04:20:12 ÖÖ »

ERKEK GİYİMİ : Erkek giyimleri moda ve klasik giyime uygundur.Köyde çalışma zamanları ve sıcak günler hariç, her erkek ceket ve pantolonla dolaşır. Orta yaştaki erkekler ve yaşlılar, altta uzun don(tuman) ve fanila giyerler. Soğuk günlerde buna birde pijama eklenir.Pantolon, işlik gömlek ve kazak bunların üzerine geçirilir.Gömleğin üzerine ceket giyilmez, arada mutlaka yelek veya kazak vardır.Baştaki şapka bütün giyecekleri tamamlar. Yaşlılar şapka yerine fes yada papak giymeyi tercih ederler.

 

Erkekler mutlaka bıyık bırakır. Sonbahar ve kış mevsimlerinde yün ve tiftikten örülmüş papak, çorap, eldiven ve kazak giyenler çok olur. En üste sako(palto) giyilir.Tiftik atkı, pazıbent, pamayıl, tütünlük(tabaka); tiftik veya yün eldiven ile tespih, erkek aksesuarlarıdır.
 

KADIN GİYİMİ : Köylerde kadınların giysileri daha milli ve mahallidir.Kadın giyeceğinde entari egemendir Kadın ve kızlar gelişigüzel , açık-saçık giyemezler. En altta can gömleği ve iç tuman giyilir. Üst üste entari giyme eski alışkanlıktan ve iklim şarlarından ileri gelmektedir. Entarilerin üzerine hırka veya kazak geçirilir. İş zamanları öne peştamal, kola kolçak takılır. En üstteki entarinin kadife , ipek veya simli olmasına dikkat edilir. Gümüş madeni ve öteki kemerler bunun üzerine bağlanır. Ayakta, çorap ve diz kapağının altına kadar uzanan tuman vardır. Genç kız ve gelinler başlarına eşarp bağlar, orta yaştakiler leçek, yaşlı kadınlar beyaz bezle(cuna) örter, üzerini renkli yazma(heyrat) ile bağlar.Kadınlar evden dışarı çıkacağı yahut başka bir yere gideceği zaman, başlarına şal veya çar(örtü) örterler.

Günlük ve özel giyimlerde bazı kadın ve kızlar başlarına kofi takar, boyunlarına altın asarlar. Kadınlarda günlük süslenme pek olmaz. Süslenme; düğünlerde, bayramlarda, şehre veya bir yere giderken ve özel günlerde olur. Kadınların ellerine ve saçlarına kına yakmaları kadın güzelliğini tamamlayan öğedir. Boyuna ve bileklere takılan mavi ve renk renk boncuklar, süslenmek içindir. Şeve, sırğa, hızıma, hakgığ, sürme, altın ve bilezik, ben, mavi boncuk, yüzük, küpe ve kına kadın süs ve takı aksesuarlarındandır.







 
Kayıtlı
ruya

ümmü
Süper Üye
*****

DUA : 47
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 744


« Yanıtla #2 : Ocak 18, 2007, 04:24:17 ÖÖ »

AĞRI,NIN YÖRE MUTFAĞI
 

 


Ağrı toprağı ve ikliminin sebze tarımına fazla elverişli olmaması yüzünden sebze üretimi yetersizdir. Onun için Ağrı mutfağında tahıl önemli yer tutar. Kış mevsiminin uzun sürmesi, un ve una dayalı yemek çeşidini çoğaltmıştır. Süt ve süt ürünleri de bes­lenmenin temel öğelerindendir. Ağrı'da hemen hemen her köylü ailesi sonbaharda bulgurunu kaynatır, eriştesini keser; (bilhassa hamur yemeklerinde kullanılan) kurutunu yazın hazırlar. Kışlık peynir ve lor; tuluk, deri, plastik bidon yahut tenekelere doldurularak kaldırılır. Harman zamanı temiz buğdaydan bir ölçek (got) kavurgalık seçilir.

 
Ve varlıklı aileler hayvan yağını teneke veya yağ kazanlarına koyup kışa saklar, kavurma yapar. işte uzun kış boyunca, yaz ve sonbahardan hazırlanan bu erişte, bulgur, peynir, lor, yağ, kurut, kavurgalık ve kavurmadan faydalanılır. Tahıla dayalı olarak yapılan yemeklerin başlıcaları şunlardır : Xengel, haşil, erişte (çorba, pilav ve yemeği), kuymak, kete, pişi, egirdek, yufka yağlama, un helvası, hasude, bulgur pilavı, Hayvan, kurban bayramlarında, önemli bir işin gerçekleşmesinde, adaklarda, düğün ve sevinçli anlar­da kesilir.Yörenin en tanınmış et yemeği sac kavurmasıdır. Sac kavurması, etin sac üzerinde pişirilmesiyle yapılır. Ağrı'nın kendine özgü başka bir yemeği de Abdigor   Köftesi'dir. Doğubayazıt'ta daha yaygın olan bu köfte, içli köfteye benzer. Düve veya genç sığır etinin dövülerek yumruk büküklüğüne getirilmesi sonunda pişirilir. Sahan kebabı ise, sahanda iki lavaş arasına kuşbaşı etin koyularak pişirilmesiyle hazırlanır. Goşteberg; et, tereyağı, soğan, salça ve aynı addaki ot harmanlanıp hayvan postuna doldurulur ve nemli toprağa gömüldükten sonra üzerinde ateş yakılarak pişirilir ki, buna buğulama da denir.

 

Çevrede kendiliğinden yetişen sebze ve bitkiler de Ağrı mutfağında ayrı bir öneme sahiptir. Evelik, çiriş, mantar, çaşır, unluca, mendik, ışkın, yemlik, pancar, ısırgan, madımak, kuzukulağı, boğa dikeni, turp vb. inden çeşitli yemeklerde ve kete pişirmelerde faydalanılır. Bunların bir kısmı çiğ olarak yenir, çaşırdan turşu kurulur, evelik ve mantar kurutularak kısa saklanır. Mendik (banda) ve silim soğanı (yaba­ni soğan) peynir ve lora katılıp otlu peynir yapılır. Ağrı'da hayvancılık temel geçim kaynağı olduğu için, süt ve süt ürünlerinin halk beslenmesinde vazgeçilmez bir rolü vardır. Zaten halk protein ih­tiyacını büyük ölçüde bu besinlerden alır. Özellikle yoğurt öğle ve akşam yemeklerinde, akşam sofralarında bulundurulur. Köylerde herkesin kendi yaptığı, şehirlerde oturanların pazardan aldığı beyaz peynir ve lor, her mutfakta vardır. Yörede üretilen bal da yaygın olmamakla birlikte mutfaklarda yer al­maktadır. Ancak, halk eğitimi merkezlerinin ve tarım kuruluşlarının düzenlediği kurslarla Ağrı mutfağına yeni çeşitler katılmıştır. Radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçları da yemek çeşitlerinin çoğalmasını sağlamıştır.Klasik tatlıların ve sebze yemeklerinin son yıllarda çoğalması bundandır.

A) GÖSTEBERG (Buğulama)


GEREKLİ MALZEMELER : Genç kuzu ve oğlak eti , Tereyağı, Salça, Gösteberg adı verilen dağ otu
1- Genç kuzu veya oğlak kesilip yüzüldükten sonra ayıklanıp doğranır,
2- Tereyağı ve salça ile yoğrulur,
3- Üzerine gösteberg otu ince kıyılarak serpilir,
4- Sonra bu etler, aynı hayvanın postu içerisine koyularak, açık yerleri dikilir,
5- Düz bir yerde üzerine nemli toprak yığılır. Bu toprağın üzerinde bir saat kızgın ateş yakılır,
6- Bir süre dinlendirildikten sonra post açılarak servis yapılır



B) SELEKELİ (Saç Kavurma)

GEREKLİ MALZEMELER :Taze oğlak veya kuzu eti,sarımsaklı yoğurt,tereyağı
1- Taze et doğranır,
2- İçine tereyağından eritilmiş salça konur,
3- Bu şekilde kızartılan et indirilip, bir süre dinlendirilir,
4- Üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek servis yapılır.



C) ABDİGÖR KÖFTESİ
GEREKLİ MALZEMELER : Kemiksiz kuzu, oğlak veya dana eti, Soğan, Haşlanmış pirinç ve baharat
1- Taze et ağır bir cisimle iyice dövülür,
2- Hamur haline gelen et, baharat ve haşlanmış pirinçle yoğrulur, köfteler yapılır,
3- İnce doğranmış soğanlar su içerisinde tuzla birlikte kaynatılır,
4- Kaynar suya hazırlanmış köfteler atılır,
5- Piştikten sonra bir saat dinlendirilen köfteler , pilav üzerine konularak servis yapılır.
Kayıtlı
ruya

ümmü
Süper Üye
*****

DUA : 47
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 744


« Yanıtla #3 : Ocak 18, 2007, 04:26:07 ÖÖ »

EL SANATLARI
 

 

 

TİFTİK ÇORAPLAR:Yüksek dağlık yaylaları bulunan yerlerde köylülerimizin çoğunluğu hayvancılıkla uğraşırlar. Yerli ırk keçilerle , koyun fazlasıyla yetiştirilmektedir.Buna bağlı olara koyun ve keçilerden elde edilen yün ve tiftik yöresel işleyiş biçimiyle giyim eşyası olarak değerlendirilir ki , bunların en önemlilerinden biride tiftik çoraplardır. Tiftik, kış başlarında keçilerin özel taraklarla taranması şeklinde elde edilir. Elde edilen tiftik yıkanıp temizlendikten sonra" teşi" denilen eğirme aletiyle eğrilir, iplik haline getirilir. Bu iplikler diğer yün çorap ipliklerine göre biraz kalıncadır. Bundan renkli ipliklerle çoraplara desen de verilebilir. Yıkandıktan sonra süngerleşen tiftik, kabarık ve saçaklı haliyle gösterişli bir hal alır. Bu haliyle tiftik çoraplar iyi fiyatlarda alıcı bulmaktadır.
 
HALI VE KİLİMLER: Ağrı ilinde hayvancılığa bağlı olarak yerli ırk koyunlarımızdan alınan yün ve yapağılar yöresel dokuma biçimleriyle halı ve kilim haline getirilir. Kırkım mevsiminde koyunlardan elde edilen yapağı yıkanıp kurutulduktan sonra özel taraklardan geçirilmek suretiyle temizlenir ve eğirerek iplik elde edilir. Dokumaya elverişli iplikler çeşitli maddelerle boyanarak renklendirilir ve yerli tezgahlarda kadın ve kızlar tarafından dokunurlar. Dokumalara renk ve motif yönünden bölgenin kültür özellikleri yansıtılır.Ağrı yöresinde yerli dokumalar iç piyasada pazarlanmaktadır. Ayrıca kırsal kesimdeki halk kendi ihtiyacı olan yazgıları kendi dokumalarıyla elde etmeye çalışırlar. Ağrı ilindeki halı ve kilim dokumacılığı günümüz şartlarına uygun olarak gün geçtikçe gelişmektedir.
 
NAZARLIK VEYA ÜZERLİK: El sanatlarıyla ilgili olarak halkın üzerlik veya nazarlık olarak tabir ettiği; mısır, arpa taneleri ve üzerlik otunun dizilmesiyle elde ettiği duvar süsleri gerek inanç bakımından gerekse süsleme tekniği ve anlayışı yönünden bölgenin kültür özelliklerini yansıttığı için kültürel ve turistik değer taşıyan el sanatı çalışmalarından sayılır. Üzerikler genellikle köylerde evlerin duvarlarını süsleyen ayrıca nazardan koruduğuna inanılan eşyalardan sayılır.
 
BUĞDAY VE ÇAVDAR SAPINDAN YAPILAN EŞYALAR: Olgun hale gelmiş buğday sapları başaklarından temizlenerek ıslatılıp örmeye elverişli hale getirilir. Ağrılı kadın ve kızlarımız bunlardan çanta, sepet, çay tepsileri ve çocuk şapkaları yapmaktadırlar. Ayrıca bunlar güzel renklere boyanıp motiflerle süslendiği zaman turistlerin ilgisini çekmektedir.
 
KEÇE YAPIMI: Keçecilik Ağrı'da hayvancılığa bağlı olarak gelişmiş diğer bir el sanatı koludur. Genellikle kuzu yünüden yapılan keçeler, yünün hallaç taraklarından geçirilmesinden sonra özel yöntem ve tekniklerle sıkıştırılmasıyla elde edilir. Keçelerin üzerine renkli yünlerden desen yapılır.Keçeler kırsal kesimde yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan Ağrı halkının çok kullandığı bir yazgıdır. Köylüler kendi koyun ve kuzularından ürettikleri yünleri keçecilere götürerek ihtiyaçları olan keçeleri yaptırırlar. Keçeler sıcak tutması yönüyle bilhassa yaylalarda hayvancılıkla uğraşan halk için halı ve kilimden daha fazla bir önem taşır.Keçeden yazgı , çoban başlığı, çoban kepeneği gibi eşyalar yapılır. Önemli bir ihtiyaç maddesi durumunda olan keçe ve keçecilik bölgede ticari bir meslek ve unsurdur.







Kayıtlı
ruya

ümmü
Süper Üye
*****

DUA : 47
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 744


« Yanıtla #4 : Ocak 18, 2007, 04:28:07 ÖÖ »

HALK MÜZİK
 

 

HALK MÜZİĞİ VE GELENEKSEL OYUNLAR

Ağrı'da halk müziği oyunlara paralel olarak gelişmektedir. Oyunlara özgü müzik türleri vardır. Ağrı türkülerinin en yaygınları şunlardır:

Ağrı Dağının Tipisine
Ağrı Dağından Uçtum
Ağrı Dağı Buzludur
Oy Eleşkirt
Ne Dersin



Ağrı'da oynanan oyunlarda genellikle yavaştan hızlıya doğru bir artış gözükür. Halaylar hızlı ve coşkulu oyunlardır.Ağrı yöresinin başlıca oyunları şunlardır.



Bassa
Sarı Bülbül
Papuri
Laççi
Sallama
Zeyno
Koffi
Çep
Meyrıko
Üç Ayak
Ömer Ağa
Ağrı Gülüm
Tilara
Çimen-i Çiçek
Hessıko







Kayıtlı
ABDULKADIR

Süper Üye
*****

DUA : 57
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 673


« Yanıtla #5 : Ocak 18, 2007, 07:32:29 ÖÖ »


SELAMUN ALEYKÜM


B) SELEKELİ (Saç Kavurma)

GEREKLİ MALZEMELER :Taze oğlak veya kuzu eti,sarımsaklı yoğurt,tereyağı
1- Taze et doğranır,
2- İçine tereyağından eritilmiş salça konur,
3- Bu şekilde kızartılan et indirilip, bir süre dinlendirilir,
4- Üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek servis yapılır.



C) ABDİGÖR KÖFTESİ
GEREKLİ MALZEMELER : Kemiksiz kuzu, oğlak veya dana eti, Soğan, Haşlanmış pirinç ve baharat
1- Taze et ağır bir cisimle iyice dövülür,
2- Hamur haline gelen et, baharat ve haşlanmış pirinçle yoğrulur, köfteler yapılır,
3- İnce doğranmış soğanlar su içerisinde tuzla birlikte kaynatılır,
4- Kaynar suya hazırlanmış köfteler atılır,
5- Piştikten sonra bir saat dinlendirilen köfteler , pilav üzerine konularak servis yapılır.[/b]
[/quote]


BU İKİ YEMEĞİ ÇOK MERAK EDİYORUM DOĞRUSU TARİFİNİ ALDIM BENDE YAPMAYI DÜŞÜNÜYORUM  ;D ;D

ÖĞRENCİYKEN MECBUR KALMIŞ ARKADAŞLARA MAKARNA YAPMIŞTIM GECENİN BİR VAKİ KARNIMIZ ACIKMIŞTI VE VEDE MAKARNA VARDI :D BAŞKA NE OLABİLİRKİ ÖĞRENCİ İÇİN :D NEYSE Kİ MAKARNANIN SUYUNU ISITMADAN MAKARNAYI SUYA ATTIĞIMDAN DOLAYI MAKARNA ÇOK SERT OLDUĞU BİGİ DURUYORDU ALAN GÜLMEKTEN YİYEMİYOR İYİKİ BÖYLE YAPTIN KADİR DİYE GÜLÜYORDU NEDEN DEDİĞİMDE BÖYLE CUP CUP DİREK MİDEMİZE İNMESİ AÇLIĞIMIZI GİDERİYOR DEMİŞTİ. :D BİLMİYORUM GERÇEKTEN HER İŞ EHLİ OLMAK GEREKİYOR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.

Allah RAZI OLSUN KARDEŞİM
Kayıtlı

Keşke Kandil ve diğer Geceler Hristiyanların Günah Çıkarma İnancına Benzetilmese.

Mü'min Kadının En Güzel Makyajı, Günde 5 Defa Aldığı Abdestidir..Ve en güzel süsü ' Edep ' tir.
ruya

ümmü
Süper Üye
*****

DUA : 47
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 744


« Yanıtla #6 : Ocak 19, 2007, 11:56:37 ÖÖ »



BUZ MAĞARASI
  Küçük Ağrı Dağı'nın güney eteğinde Hallaç köyünün 3 km kuzeydoğusunda,meteor çukuru ile aynı lav tüneli üzerinde bulunan doğal anıt mağarasıdır.Mağara,uzun eksenli ,elips biçiminde,yaklaşık 100 metre uzunluğunda ,8 metre derinliğinde ve yayvan bir çukurdur.Mağaranın ağzı esas çukura göre biraz yukarıda kalmaktadır.İçinde bazalt lavlar,kayalar ve bu kayaların üzerinde saf ve temiz suların donmasıyla oluşmuş buz tabakaları vardır.Kışın fazla soğuk olmayan bu mağara,hava akımının etkisiyle yukarıdan damlayan suları dondurarak buza çevirmektedir.Doğubeyazıt ilçesinin en sıcak yerinde böylesine geniş bir çukurda dışarıdaki sıcaklığa zıtlık gösteren buzdan sarkıt ve dikitler,insanı şaşırtacak şekildedir.
Mağaranın ağzından süzülen,güneş ışığı mağara içindeki buzlar üzerinde ışık oyunları yapmaktadır.
Doğubeyazıt ovasında çok sayıdaki bataklıktan anlaşılacağı üzere yer altı suyu tablası çok yüsektir.Bu durumda hava akımının mağaraya doğru uzanan lav tüneli aracılığıyla mağaranın dip kısmından gelip mağaranın içini soğutan ve mağara tavanı üzerindeki kaya kesiminden süzülerek damlayan suyun donmasına yol açan bu soğuk havanın özel bir bileşimi olduğu sanılmaktadır.Mağara içinde kuşların yuva yapması,şimdiye kadar mağara içinde kimsenin etkilenmemesi ve devamlı buz-su alınması,hava bileşiminin zehirsiz olduğunu göstermektedir.
Yöre halkının BUZLUK olarak adlandırdığı bu mağara,çevresindeki insanların su ihtiyacını karşılamaktadır.
Kayıtlı
ruya

ümmü
Süper Üye
*****

DUA : 47
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 744


« Yanıtla #7 : Ocak 19, 2007, 12:06:14 ÖS »

                 

AHMEDİ HANİ TÜRBESİ
 
  Yöremizin çok önemli şair ve filozoflarındandır.1651 yılında doğdu. Babasının adı İlyas'dır. Han kelimesi Hakkâri yakınlarında bulunduğu söylenen Han köyünden veya burada yaşayan Hani aşiretinden yâda mensubu olduğu Haniyan ailesinden aldığı tahmin edilmektedir. Ahmedi Hani Doğu Anadolu'nun birçok bölgesini dolaşarak Arapça, belagat ve dini ilimleri okudu; ayrıca astronomi ile ilgilendi. Bir süre bu bölgenin kültür merkezi olam Cizre'de yaşayan ve Mem-u Zin adlı eserini kaleme alan Ahmedi Hani daha sonra eski Beyazıt'a gitti ve orada vefat etti. Yazma bir eserde 1707 yılında vefat ettiği ileri sürülmektedir. Halk arasında Veli olarak kabul edilen Ahmedi Hani'nin Doğubeyazıt'ta İshakpaşa Sarayı'nın yanında bulunan türbesi halen ziyaretgâhtır. Sait Nursi'nin de gençliğinde kabrini ziyaret ederek ondan feyz aldığı nakledilir.

Başlıca Eserleri
1-MEM-U ZİNAna teması aşk olmakla beraber yöre halkının yaşayış biçimi ve ilişkilerini de iler.
2-NUBAHAR
Arapça-Kürtçe sözlük
3-İMAN AKİDESİ
İman esaslarını sunni görüşe göre işlediği eser.
4-ÇAR KUŞE
Her bir mısra dört ayrı dilde(Arapça, Farsça, Türkçe, Kürtçe)yazılan eserleri aşk, ayrılık ve kavuşma temalarını işler
.
[/b]

                   
Kayıtlı
ruya

ümmü
Süper Üye
*****

DUA : 47
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 744


« Yanıtla #8 : Ocak 19, 2007, 12:15:37 ÖS »

SA Kadir kardeşim aslında SELEKELİ (Saç Kavurma)    yemeğini bende yemedim ağrılı olmama ramen . eeee artık sen tarifi almışsın yapar davet edersin bizde gelir  senin yaptığın  SELEKELİ (SAÇ KAVURMA ) SINI senin evde yeriz inş :P kardeşim neyse senin  yaptığın makarnaya gelince kimbilir arkadaşların nasılda rahatsız olmuştur pişmeyen makarnayı yediklerinde mide ağrısından kıvranıp dumuşladır zavalılar  :'( . :D

  :)  Ben çok güzel  makarna yaparım ooo övünmek gibi olmasın ama herkez öyle diyor .Sevdiğim yemeklerden biride makarnadır.
:D
 
Kayıtlı
CANSUYU

Süper Üye
*****


DUA : 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 649

Testide ne varsa dışına o sızar.


« Yanıtla #9 : Mart 02, 2007, 05:55:08 ÖS »

AĞRIYA İNŞAllah GİDECEM  ÖZELLİKLE İSHAK PAŞA SARAYINI GÖRMEK İSTİYORUM  NASIP OLUR İNŞAllah
TEŞEKKÜRLER ÜSTAD SAOL
 
 
Kayıtlı


[/quote]
hafza

Çalışkan Üye
****


DUA : 36
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 342


« Yanıtla #10 : Ekim 23, 2009, 08:20:24 ÖÖ »

eline sağılık rüya kardeşim  t22
Kayıtlı

Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  


|Site Map|Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Home
Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC
SMF Theme By: MPDesignZ.com

Dost Sitemiz: ZeynepDer.Org

Valid XHTML 1.0 Transitional