Mezhepler
(1/2) > >>
Halass:
Bir müslüman mezhep tutmak (seçmek zorunda mıdır? Mezhepler arası geçiş yapığla bilir mi?.
nisa:
En önemlisi amelleri ihlasla yapabilmek, ezbere değil,içten gelerek yapmaktır. Mezhepler bize yol göstermek içindir. Bazen bazı konularda sıkıntıya düştüğümüzde diğer mezheplere uyabilmekteyiz. Örneğin hacca gittiğimizde hanefi mezhebinde kadın ve erkek yanyana namaz kılmazken, kadın erkeğin önünde namaz kılmazken, Kabe'de kılabiliyoruz, çünkü o kalabalıkta buna riayet edebilmemiz çok zor. Şafii mezhebinde erkek eli ile kadın elinin birbirine değmesi ile abdest bozulur. Ancak tavaf sırasında o kadınlı-erkekli kalabalık o kadar fazla ki- bana karşı cins değmesin gibi bir lüksünüz yok. Herkes birbiriyle iç içe tavaf yapıyor. Bu durumda şafiiler de hanefi mezhebine uyuyor(Ben bunlara bizzat şahit oldum, çok şükür oralarda bulundum). Kadınlar Kur'anı öğreniyorsa veya hafızlık sistemindeyse özel durumlarında Maliki mezhebine uyabiliyor. Kardeşim, önemli olan ihlastır, içtenliktir. Mezhepler bize yol göstermek içindir. Şu hadisi asla unutma: "Ameller niyetlere göredir".
Halass:
Yukarıdaki açıklamalarınızı anlıyorum, açıklamalarınıza da içtenlikle katılıyorum, benim esas sormak istedigim yada öğrenmeye çalıştığım nokta şurası: bir konuda hem şafii, hem nanefi  hemde başka bir mezhebi taklit edebilirmiyiz. Yani normal bir samanda abdestti hanefi mezhebine göre alıpta namazı şafi mezhebine göre kılabilirmiyiz. Dört mezhep de haksa ki; hak  her hangi bir konuda kolayımıza hangisi gelirse onu alabilirmiyiz. Ben bunu öğrenmek isiyorum.
kervan:
Halass Kardeşim, Bu konuda yaptığım araştırmalarda en doyurucu bilgiyi aşağıda görüleceği üzere Mehmet Paksu hocanın kitabında buldum (umarım cevabı yeterli bulursun);  t12


Soru: Bir Müslüman’ın tek mezhebe bağlı kalarak ibadetlerini yerine getirmesi farz mıdır? Veya dört mezhebe göre ibadet etmesinde sakınca var mı? Günah olur mu? Hangisi daha üstündür, Açıklar mısınız?
 Allah razi olsun.


Cevabımız

Değerli Kardeşimiz;

Mezheplerin hepsi haktır ve hepsi de doğrudur. Bu bakımdan şu mezhep diğerinden daha üstündür gibi bir düşünce yanlıştır.

Her mevsime göre değişik elbise giyilir. Her hastalığa göre farklı ilâç alınır. Bunun gibi, asırlara göre şeriatlar, milletlerin yaşayış ve kabiliyetlerine göre de hükümler değişebilir. Nitekim İslâmdan önce her millete ayrı ayrı şeriat ve peygamberler gönderildiği olmuştur.

Peygamber Efendimizin (a.s.m.) gelmesinden sonra insanlar birbirlerinden çok uzak, yaşayış ve kabiliyet bakımından bedeviyete yakın olduğundan, o zaman gelen şeriatlar da onların haline uygun olarak farklı farklı gelmiştir. Öyle ki, aynı bölgede, aynı asırda, ayrı ayrı şeriat ve peygamberler gönderildiği olmuştur.
Peygamber Efendimizin (a.s.m.) gelmesinden sonra insanlar kabiliyet, yaşayış ve anlayış bakımından daha yüksek bir seviyeye çıktılar. Dinî sahada ve sosyal hayatta birçok inkılâp ve değişiklikler meydana geldi. Böylece insanlar bir tek hocadan ders alacak, bir tek şeriatla amel edecek vaziyete ulaştılar. Bunun için de ayrı ayrı şeriatlara ve peygamberlere lüzum kalmamıştır. Fakat insanlık yaşayış, örf ve âdet itibariyle aynı seviyeye gelmediklerinden mezhepler birden fazla olmuştur.

Şayet insanlığın çoğunluğu yüksek bir okulun talebeleri gibi, eğitim, kültür ve yaşayış bakımından aynı seviyede olsalar, o vakit mezhepler birleşebilirdi. Fakat şu andaki insanlığın durumu buna müsait değildir.
Mezheplerin birden fazla olmasının hikmetine gelince, Bediüzzaman Said Nursi bu hususta şöyle bir misal vermektedir:

“Bir su beş muhtelif mizaçlı hastalara göre nasıl beş hüküm alır. Şöyle ki:

Birisine, hastalığının mizacına göre su ilâçtır; tıbben vaciptir. Diğer birisine hastalığı için zehir gibi muzırdır; tıbben ona haramdır. Diğer birisine az zarar verir; tıbben oma mekruhtur. Diğer birisine zararsız menfaat verir; tıbben ona sünnettir. Diğer birisine ne zarardır, ne menfaattır; afiyetle içsin, tıbben ona mübahtır. İşte hak burada taaddüt eder (çoğalır). Beşi de haktır. Sen diyebilir misin ki: ‘Su yalnız ilâçtır, yalnız vaciptir; başka hükmü yoktur.”

“İşte bunun gibi, ahkâm-ı İlâhiye (İlâhî hükümler) mezheplere, hikmet-i İlâhiyenin sevkiyle ittiba edenlere (uyanlara) göre değişir. Hem hak olarak değişir ve herbirisi de hak olur, maslahat olur.”1
Dünyanın muhtelif bölgelerinde yaşayan Müslümanlar dört mezhepten birisine bağlıdırlar. Bir Müslüman hak mezheplerden birisine tâbi olur, ibadet ve muamelelerini o mezhebin hüküm ve içtihadlarına göre sürdürebilir. İslâmî hayatını bu mezheplerden birisine göre yapan bir Müslümanın ölünceye kadar aynı mezhepte kalması gibi bir mecburiyet yoktur. Bundan dolayıdır ki, arzu ederse tamamen bir diğer hak mezhebe geçebilir. Meselâ, Şâfiî mezhebine mensup olan bir kimse, dilerse Hanefî mezhebine; Hanefi mezhebine mensup bir kimse de, isterse Şâfiî mezhebine geçebilir.

Ancak bir mezhepten diğer mezhebe geçen kimsenin, ibadet ve muamelelerinin kâmil mânâda olabilmesi için girdiği mezhebin meselelerini bilmesi gerekir. Meselâ bir Şâfiî, Hanefi mezhebine geçiyorsa, en azından o mezhebe göre abdestin farzlarını, abdesti bozan halleri, namazın rükünlerini ve vaciplerini bilmesi gerekir. Bunları bilmeden geçecek olursa, farkına varmadan ibadetini eksik yapıp hataya düşebilir.

Bir mezhepten diğerine tamamen geçmek mümkün olduğu gibi, kendi mezhebinde çıkış yolu bulamayan bir kimse o mevzuda diğer mezhebin içtihadına, görüşüne göre amel edebilir. Bu caizdir. Fakat bu taklit keyfi ve nefisten gelen bir arzu ile olmamalıdır. Bir zaruret ve maslahata göre yapılmalıdır. Bir meselede kendi mezhebinden başka bir mezhebi taklit eden kimse şu hususlara dikkat etmelidir.

Birincisi: Bir ibadet veya muamele başka bir hak mezhebe göre taklit edilecekse, o ibadet veya muamelenin daha önce yapılmamış olması gerekir. Meselâ, Şâfiî mezhebine mensup olan bir kimse, namaza başlamadan önce hanımına eliyle dokunduğunu namazı kıldıktan sonra hatırlasa; sonra da, “Nasıl olsa abdestim Hanefi mezhebine göre tamamdır” deyip o meselede Hanefiye tabi olsa, namazı sahih olmaz.

İkincisi: Taklit eden kimse, her mezhepten kolayına geleni seçip ona göre amel etme gibi bir yola girmemelidir. Böyle bir hareket, farklı mezheplere göre birbirine zıt meseleleri birarada yapma sayılır ki, buna “telfik” denir. Telfik ise caiz değildir. Meselâ, abdestini Hanefi mezhebine göre alan kimsenin, niyet etmese de abdesti tamamdır. Çünkü bu mezhebe göre niyet abdestin farzlarından değildir. Fakat bu kişinin aynı mezhebe göre başının dörtte birini meshetmesi lâzım gelirken, bu hususta Şâfiî mezhebine uyarak başının dörtte birinden azını meshederse, bu abdest tamamlanmış sayılmaz. Böyle bir davranış “telfik” sayılacağından caiz değildir.2

Bununla beraber, her mezhebin azimete taalluk eden cihetlerini taklit etmek bir takva işidir. Meselâ, Hanefi mezhebine mensup bir insanın eli hanımına dokunacak olsa abdesti bozulmaz; fakat Şâfiîye göre bozulur. Bu insanın böyle bir meselede Şâfiî mezhebini taklit ederekabdestini tazelemesi bir azimettir, bir takva işidir. Yine Şâfiî mezhebine mensup olan bir insanın vücudunun herhangi bir yerinden kan çıktığında abdestini tazelemesi de, aynı şekilde azimete girer.

Yine, Hanefi mezhebinde olmayıp diğer mezheplerde olan ve ibadetlerin başlarında ve sonlarında yapılması sünnet dua ve benzeri nafile ibadetlerde o mezhebin görüşünü taklit etmek bir azimettir, sevaplıdır ve güzel bir harekettir.
1. Bediüzzaman Said Nursî. Sözler. (istanbul: Sözler Yayınevi, 1987), s. 454-455.
2. İbni Âbidîn, Reddü’l-Muhtar. (Beyrut: İhyâü’t-Türâsi’l-Arabî) 1:51; es-Seyyid Ebî Bekir. İânetü’t-Tâlibîn. (Beyrut: İhyâü’t-Türarâsi’l-Arabî) 4:219.

Mehmed Paksu İbadet Hayatımız
Halass:
Değerli kardeşim cevabınızı okudum. Öncelikle teşekkür ederim, göstermiş olduğunuz inceliğe ve araştırmalarınıza.
Cevabınızın bir yenirde:
''Birincisi:  Bir ibadet veya muamele başka bir hak mezhebe göre taklit edilecekse, o ibadet veya muamelenin daha önce yapılmamış olması gerekir. Meselâ, Şâfiî mezhebine mensup olan bir kimse, namaza başlamadan önce hanımına eliyle dokunduğunu namazı kıldıktan sonra hatırlasa; sonra da, “Nasıl olsa abdestim Hanefi mezhebine göre tamamdır” deyip o meselede Hanefiye tabi olsa, namazı sahih olmaz.''   
Buradaki namaz sahih olmaz hükmünü nerden çıkarılmıştır bunu anlayamadım. Yukarıda ki yazılarda da belirtildiği üzere dört mezhepte haktır. Bunu biraz açarsak hak mezheplerin dayanağı öncelik sırasına göre Kur'an, Sünnet, İcma  ve Kıyası fukaha dır. Hal böyle olunca Hanefi mezhebide Şafii mezhebi de yada diğer hak mezhepleri de bu şer-i delillerin dışına çıkmamışlardır. Yani hangisine uyarsak uyalım şer-i delillerin çizdiği dairenin içerinde kalırız. Konuyu daha da somutlaştırırsak: Abdest alan bir müslümanın; herhangi bir yerinden kan da aksa yada eli bir bir bayana da değse (Bilinçli veya şehvet arzulu dokunuşlar hariç tabi) yada bir başka mezhep de abdesti bozar denilen bir ihlali de yapsa abdesti bozulmamalı diye düşünüyorum.  Çünkü İmam-ı Hanefi hazretleri  abdestli bir müslümanın,  kadına dokununca abdestinin bozulacağını bilmiyormuydu yada imam-ı şafi az bir kanın vücuddan çıkınca abdestin bozulacağını bilmiyormuydu ki birbirlerinin aleyhinde gibi duran hükümler koymuşlar mezheplerine. Haşa o zatlar bunların bilincindey di.  Artı o zatlar şeri delillerin dışına çıkmamışlar. O halde bu çelişki  gibi durun konular nerden kaynaklanıyor  diye aklımıza gelen soruların bana göre cevabı: Peygamber efendimizin aynı konuda; çeşitli yer ve zamanlarda yapmış olduğu fiili yada kavli sünnetlerdir diye düşünüyorum.
Dolayısıyla aynı konuda ayrı mezheplerde ki farklı görüşlerin hepsi  Şer-i deliller dairesinde oluyor. Müslüman bir kişinin de mezhep tutma gibi mecburiyeti olmadığını da düşünürsek şu görüş ortaya çıkmaz mı: “ Her hangi bir konuda hak mezheplerden her hangi birinin birbirine aykırı gibi duran görüşlerinin içerisinden kolayımıza geleni   seçip almamız da bir mahzur olmadığını düşünüyorum.”
Bu düşünce benim şahsi düşüncem, gayem Müslüman kardeşlerimizin kafasını bulandırmak değil, özellikle bu yazıyı okuyan kardeşlerimizin bunu bilmesini istiyorum.
Yine yukarıdaki yazınız da:
İkincisi: Taklit eden kimse, her mezhepten kolayına geleni seçip ona göre amel etme gibi bir yola girmemelidir. Böyle bir hareket, farklı mezheplere göre birbirine zıt meseleleri birarada yapma sayılır ki, buna “telfik” denir. Telfik ise caiz değildir. Meselâ, abdestini Hanefi mezhebine göre alan kimsenin, niyet etmese de abdesti tamamdır. Çünkü bu mezhebe göre niyet abdestin farzlarından değildir. Fakat bu kişinin aynı mezhebe göre başının dörtte birini meshetmesi lâzım gelirken, bu hususta Şâfiî mezhebine uyarak başının dörtte birinden azını meshederse, bu abdest tamamlanmış sayılmaz. Böyle bir davranış “telfik” sayılacağından caiz değildir.2
Burada da anlayamadığım mevzu Telfik  meselesi. Farklı mezheplere göre bir birine zıt meseleleri bir arada uygulama. Buradan bir birine zıt meseleler  bile olsa kurallar dahilinde ise neden uymayalım ki; telfik’i  yasaklarsak sanki şer-i delillere aykırıymış gibi anlaşılmaz mı? Kolaylaştırınız zorlaştırmayanız felsefesine zarar vermiş olmayız mı?  Mezhepleri  inceleyince  abdest konusunda kadına dokununca  da veya bir yerin kanayınca  da abdestin bozulmadığı hükmünü çıkaramaz mıyım?
Navigasyon
Mesajlar
Sonraki Sayfa