Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
Ekim 24, 2018, 03:36:14 ÖÖ

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Profil Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt
B O Y K O T   Ü R Ü N L E R I
+  �mmetin Sanal Kur'an Kursu...... www.ilminadresi.com
|-+  İslamı Öğreniyorum
| |-+  İslam'ın Şartları - Rükûnleri
| | |-+  Namaz
| | | |-+  Cuma Namazı ve zuhri ahir meselesi
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Cuma Namazı ve zuhri ahir meselesi  (Okunma Sayısı 1982 defa)
tevhit06

Gayretli Üye
**

DUA : 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 17


« : Şubat 12, 2009, 09:26:28 ÖÖ »

Cuma namazı ve zuhri ahir meselesi


Sadece  Türkiye’de uygulanan, başka İslam âleminin bilmediği, “zuhr-u âhir ” denen, ALLÂH’ın emri, Hazret-i Resûlullâh’ın sünneti ile hiç ilgisi olmayan, Moğol istilâlarının hüküm sürdüğü bir zamanda Konya’da ihdas edilen ek ibâdet usûlü ki, namaz değildir. Hükümet ve devletin olmadığı yerde, ulü’l-emrin icra edilmediği yer -ki, darü’l-harptir- darü’l-harpte ise cuma namazı kılınmaz, diye uyduruk fetva verenler, zamanımıza kadar geldi.

“İslam’da yeri olmayan namaz” demeye hicap ediyorum, çünkü namazın iki kaynağı vardır: 1: Kitap, 2: Sünnet. Başka kaynak aranmaz. Beş vakit namazdaki farzlar, Cumâ namazı için de geçerli olup, hutbesiz Cumâ namazı geçerli değildir. Bayram namazlarında hutbe sünnettir. Okunmasa da namaz tamamdır.

Sünnetleri hafife almayasın. Kur’ân’da belirtilmemiş, Peygamber Efendimiz’in ibâdet ve amellerinde görülen hallerin cümlesine sünnet deriz. Sünnetleri emr-i ilâhînin dışında görme. Kur’ân’da sarih olarak görülmediği için sünnettir. İcmâ, kıyas edilleyi şeriye namaz için geçerli değildir.

Rabbımızın lütuf ve ihsânı olan en büyük bayram olarak belirtilen Cumâ günü, âyet ve hadisle ifâde edilen öğle vaktinde Cumâ namazı.. Hutbede bulunarak imam efendiye uyup iki rekat farzı kılan kişinin ALLÂH’ın emrine göre cumâsı tamamdır. Sünnetlerini de mezhebine tâbi olunan imam efendinin içtihâdına göre kılmaktır. Çünkü imam efendilerimizin aralarında sünnetlere dâir içtihat farklılıkları vardır. Hepsi de geçerli olup, cumânın sıhhatına halel getirmez.

İmâm-ı A’zam Hazretleri hicri 75 senesinde dünyâya teşrif ettiler. 150 senesinde irtihal eylediler. Makamları cennet olsun. Kendileri tâbiînden olup, ashâbın yaşlıları ile görüştüler. Ve îzah ettiler:

“Hazret-i Resûlullah (s.a.v) Efendimiz mescide gelmeden önce dört rekat sünnet kılar, mescide geldiklerinde hutbe îrad ederlerdi. İki rekat cumânın farzını cemaate kıldırır, hâne-yi saâdetlerine gider, dört rekat da orada sünnet kılarlardı.”

İmâm-ı A’zam Hazretleri bu türlü beyan ve içtihat etmişlerdir.

İmâm Şâfiî Hazretleri, İmâm-ı A’zam Hazretleri’nden sonra dünyâya teşrif ettiler. Cumânın sünneti hakkında buyurdular ki :

“Cumâdan evvel iki rekat, cumâdan sonra da iki rekat Hazret-i Resûlullâh’ (s.a.v.) sünnet kılardı.”

İmâm Mâlik ve İmâm Hanbel hazretlerinin içtihatları da :

“Cumâya gelmeden evvel Hazret-i Resûlullah (s.a.v.) iki rekat namaz kılar, farzdan sonra başka namaz kılmazdı.” şeklindedir. Allah cümlesinden râzı olsun.

Cumâ Sûresi’nde de müsta’celiyyet vardır : “ALLÂH’ın zikrinden sonra yeryüzüne yayılınız, rızıklarınızı arayınız.” On altı rekatlı hiç bir mezhep yoktur. Dikkat edilirse, yalnız sünnet üzerinde ihtilaf değil, içtihat değişikliği vardır. Kimsenin namaza rekat ilâve etmesi uygun olmayıp, hatâdır.

Bâzı kimseler çok ibâdet ve tâatla çok kazanacağını zannederler. Her şeyin ifrâtı yasaklanmıştır. Misâl olarak, seferde olan dört rekatlı farz namazları iki rekat kılmayı Hazret-i Allah emrediyor. Fazla kılarsan ne olur? Âsî olursun, emr-i ilâhîye karşı geldiğin için. “Hiç fazla namaz kıldı diye insanı döverler mi? Fazla mal göz mü çıkarır?” gibi sözlerle emr-i ilâhîyi basit bir hâdise gibi gösterip günâha girme. “Zuhr-u âhir” diye bir namaz yoktur. İslamiyette şüpheli ibâdet olmaz.şüpheli ibadete sıhhatlidir diye kimse cevaz veremez Evham, rûhî hastalıktır. Namaz husûsunda ilham ve rüyâ ile de amel edilmez.
Kayıtlı
hakikat

Süper Üye
*****

DUA : 175
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 588

Deki; O Allah Bir'dir...


« Yanıtla #1 : Şubat 12, 2009, 08:00:14 ÖS »

Cuma namazı ve zuhri ahir meselesi
 Hükümet ve devletin olmadığı yerde, ulü’l-emrin icra edilmediği yer -ki, darü’l-harptir- darü’l-harpte ise cuma namazı kılınmaz, diye uyduruk fetva verenler, zamanımıza kadar geldi.

selamun aleykum

bu konuda bilgimiz yada araştırmamız varsa bu konuyu üslübu güzel bir şekilde açıklayalım inş.
öncelikle uyduruk fetva verenler tabiri kesınlıkle yakışık almamıştır...

EBU HANİFE VE HANİFİ ALİMLERİNE GÖRE DARUL HARBİN HÜKMÜ

Dar-i harb , ancak , tek bir şartla , dar-i İSLAM olur : O da , içers,nde , İSLAM’ın hükmünü izhar etmektir.

DAR-İ İSLAM’IN , DAR-İ HARB OLMASININ ŞARTI

Ziyadat isimli kitapta , İmam Muhammed  şöyle buyurmuştur:
İmam Ebu Hanife  ‘ye göre , darul İSLAM , - şu- üç şartla , darul harb olur.
1 ) Kafirlerin hükümlerini , aleni olarak icra etmek , İSLAM hükmüyle , hükmetmemek .
2 ) Darul harble , darul İSLAM arasında , bir İSLAM yurdunun bulunmaması ; darul harbe bitişik olmak.
3 ) Kafirler istila etmeden önce , sabit olan güvenin kalmaması.

Ebu Yusuf ile Muhammed  dediler ki:”Darul İSLAM içinde Ahkamı küfrün icra olunmasıyla dar’ul küfür olur.”(El Bedaiu’s fi Tertibi’ş Şerani-İMAMI KASSANİ /c7-sh:130-31)

ŞAFİ ALİMLERİNE GÖRE DARUL HARBİN HÜKMÜ

Şafii ulemasından İmam Nevevi şöyle diyor: “Darul harb üç kısımdır:

1-Müslümanların meskun bulundukları yerler,
2-Müslümanların fethedip gayri müslim ahalisinin cizye karşılığında iskan ettikleri yerler,
3-Başlangıçta Müslümanların meskun bulundukları, fakat daha sonra gayri müslimlerin istila ve hakimiyetleri altına geçen yerlerdir.


MALİKİ ALİMLERİNE GÖRE DARULHARBİN HÜKMÜ

Darul harb kavramının tarifinde maliki uleması, Müslümanların iSLAM dininin şeriatını ikame edip edemediklerini temel kıstas kabul etmişlerdir. Maliki alimlerine göre gerek siyasi ve gerekse hukuki olarak iSLAMın hakimiyeti dışında kalan beldeler darul harbtirler. Bu konuda maliki ulemasından El-Hurraşi şöyle diyor: “Darul harb; harbilerin hakim oldukları yerlerdir.”Şerh-u Muhtasar-ı Halil / El Hurraşi

HANBELİ ALİMLERİNE GÖRE DARUL HARBİN TARİFİ

Hanbeli uleması darul harb kavramını tarif ederken hükümlerin hakimiyetine, müstevli kafir ve mürtedlerin fiili otoritesine önem vermişlerdir. Nitekim Hanbeli ulemasından Allame ibnu Muflih şöyle diyor:Ahkamul müsliminin galip olduğu her dar, darul iSLAMdır. Yine ahkamul küffarın galip olduğu her dar da, darul küfürdür. Bu iki darın dışında dar yokturKitabu adabu şeriyye / Allame ibnu Muflih


Bu iki dar da üzerinde uygulanan hükümlere göre şekillenip mahiyet kazanırlar. Hanbeli ulemasından Hicavi şöyle diyor: “Darul harb içerisinde küfür hükmünün galip olduğu yerdir.”El ikna / Hicavi


Müctehid imamlar; şer'i delilleri esas alarak hükümleri   izah  ederler.   Hanefi fukahası;   bir   beldenin   Darû'l   İslâm   veya Darû'l Harp olarak nitelendirilmesinde   nüfusu  dikkate  almamıştır.   Bütün  fıkıh kitaplarında :   "- İçerisinde  İslâm ahkâmının   tatbik   edildiği   Darû'l  Harb, (olan ülke) Darû'l İslâm haline gelir.   Cum'a ve bayram namazlarının   kılınması  gibi..   Her  ne  kadar  o   beldenin  (Darû'l  Harbin)  mukim   olan  ki  orada kalsalar  da  durum  değişmez"  (1) hükmüne  raslamak  mümkündür. 

 Farzedelim  ki,   Patagonya kâfirlerin   ikamet  ettiği   ve   küfür   ahkâmının  icra  olunduğu  bir  şehirdir.   Müslümanlar  savaş  sonucu orayı   ele   geçirmiş   ve   zimmet   akdi   yaparak   gayr-i  müslimlerin   haklarını    tanıyacaklarını  taahhüd etmişlerdir.    Mü'minlerin   İmamı   bu  şehire;   Vali,   Kadı,   şurta  amiri  ve  Cum'a   imamı  tayin eder. Bu   dört  kişi  ile  birlikte   orayı  elde  tutan  askerler;  nüfûsun  % l'ni,   gayr-i müslimler de % 99'nu teşkil etse dahi, o belde  Darû'l İslâmdır.   Resûl-i   Ekrem  (SAV)'in   Medine'ye   hicretinden   sonra yapılan   sosyal   sözleşmede   (Bazı müellifler, buna ilk Anayasa diyorlar) :   "- İhtilaf halinde çözümü Allah'a ve Rasûlüne bırakacaklarını" taahhüd etmişlerdi.   Dolayısıyle  nüfûs oranları  ne  olursa  olsun,  Medine   "Darû'l  İslâm" dı...

Darû'l   Harp'te;   küfür  ahkâmı  hakim  olduğu   için,   mü'minlerin   eda   ehliyetinde   bazı  arızalar ortaya çıkar.   Başta  Had  cezâları  olmak üzere, feraiz ve muamelâtla ilgili hükümlerin uygulanması mümkün   olmaz.   Çünkü hakim durumda olan siyasi  iktidar; kendi kanunlarıyla, insanlar arasındaki ilişkileri tanzim eder.  Hanefi  fûkahasına  göre; Cum'a ve Bayram namazlarının eda,  edilebilmesi  için, mü'minlerin   ûlû'lemr'inin   izni   gerekir. (2)   Bu  hususta;   başta   Hz. Cabir (RA) olmak   üzere,   İbn-i Ömer  ve  İbn-i  Abbas  (RA) 'dan gelen hadisler esas alınmıştır. Cuma namazının edası için gereken şartlar;  mükellefin  dışında  aranır.   Bu sebeble; edasının şartları ortadan kalkarsa, insanlara öğle namazını   kılmak   farz   olur.   (3)


Reşûl-i Ekrem (SAV)'in birinci  Akabe  bey'atından   hemen  sonran Hz-Esad b. Zürare (RA)'yi imam olarak tayin ettiği ve onlann kendü aralarında cum'a nama.zı kıldıkları   bilinmektedir. (4)    Daha  sonra  Hz. Musab  İbn-i   Ümeyr (RA)'in   Medine'ye   muallim   olarak   gönderildiği    ve  onlara,   Cum'a   nemazı   kıldırdığı  bilinmektedir. (5)  Bu sahih   rivayetleri   esas  alan ulemadan bir cemaat; Cum'a Namazının Mekke'de iken farz kılındığını   beyan   etmiştir.     Esasen   Hz.  Esad  b.  Zürare  (RA)'nin;   kendi   şahsi,   reyiyle    farz  olan öğle   namazını  bırakıp,   insanlara   cum'a   kıldırması  mümkün   değildir.  Muhakkak   bu  hususta  Resûl-i Ekrem (SAV)'in bir  tebliği   gerekir.   Bazıları  Cum'a Namazının   Medine'de  farz  kılındığını  iddia etmişlerdir.   Bu  rivayet;   bir-çok   tefsirde   zikredilmiştir.   Ancak   Ekrem  (SAV)'in   hicret olayı sırasında,  daha  Medine'ye  girmeden   Cum'a  namazı   kıldırdığı   bilinmektedir.  Bütün   kaynaklarda Resül-i  Ekrem (SAV)   ilk Cum'a namazını; Medine  yakınlarında   Ben-i  b. Avf kabilesinin  topraklarında kıldırdığı  kayıtlıdır.


Mukallid  olan bir  mü'minin; zaruret sebebiyle taklid ettiği  mezhebin, (müctehid imamlarının) ictihadlarında  çelişki  araması  doğru   değildir.   Bu   insanın   kalbine   vesvese   verir   ve   amellerini ifsad  eder.  Hanefi  fûkahası  "Daru'l Harp'te de;   mü'minlerin   kendi  içlerinden    bir  imam  seçerek  cum'a namazını  eda  edebileceklerini"  (6)  beyan  etmiştir.

İbn-i Nüceym'in "El Bahru'r Raik",   İbn-i Hümam'ın  "Fethü'l  Kadir"   ve   İbn-i Abidin'in   "Reddü'l Muhtar"  isimli   eserlerinde   "- Gayr-i Müslimlerin galip, müslümanların mahkûm durumda  bulunduğu  ve  mü'minlerin   halifesinin   olmadığı" durumlarda nasıl hareket edilmesi gerektiğini izah ederken şunları söylemişlerdir: "- Gerekli olan müslümanların  kendi   içlerinden   ehil   olan bir  ûlû'lemr   (Harp emiri)   olarak   nasbetmeleridir.  Onun  üzerinde  ittifak  etmeleri  vaciptir.   Onu  kendilerine  idareci  olarak  seçerler  ve  o  da  Kadı (Hakim) tayin   eder.   Böylece kendi aralarında vuku bulan hadiselerin yargı organlarına (Mahkemeye) aktarılmasını   sağlamış   olurlar. Yine buralarda  kendilerine  Cum'a  namazı  kıldıracak  bir  imam   nasbederler" (7)  İbn-i  Abidin bu hükümleri  zikrettikten sonra: "- İnsanın mutmain olduğu ve kabul edebileceği  görüş de bu olsa  gerektir.     Bu   hüküm   istikâmetinde amel edilmelidir"  diyerek, tercih edilen  kavilin bu olduğuna işaret eder.  Kâfirlerin mü'minler üzerinde velayet hakkı olmadığı  için, yapacakları  tayinler  geçerli  olmaz.   Mü'minlerin   kendi   içlerinden   birine  bey'at   ederek  cemaat  olmaları   gerekir

  KAYNAKLAR

(1)   İmam-ı Kasani - El Bedaiû's Senai - Beyrut: 1974 C: 7 Sh: 130, aynca Molla Hüsrev - Dürerû'I Hükkam fi Şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307-C: l Sh: 295.  Ömer Nasûhi Bilmen- Hukuki İslâmiyye ve  Istılâhat-ı Fıkhiyye Kamusu - İst: 1970 C: 3 Sh: 369  Madde : 278.

(2) Şeyh Nizamüddin ve Heyet - El  Feteva-ı Hindiyye- Beyrut: 1400 C: İ Sh: 145, aynca İbn-i Hümam  Fethü'l Kadir - Beyrut: 1316. C: l Sh: 411-412, İmamı Kasani - A.g.e   C:1,  Sh: 261 

(3) Abdurrahman   El  Ceziri - Kitabû'l  Fıkh   Ale'l  Mezahibi'l  Erbaa - Beyrut: 19:9 (3 bsm) -C:-l Sh: 388.

(4) Ez Zürkani - Şerhû'l  Mevahib - Beyrut: ty C: 7 Sh: 378,  ayrıca  Mansur  Ali  Nasıf  Taç -Tercemesi - İst: 1976 Eser Yay.  C: l Sh: 478  Had- No: 805.  Abdi'l Latifi'z  Zebidi - Sahih-i  Buhari  Muhtasarı,  Tecrid-i  Sarih  Tercemesi  ve  Şerhi - Ank: ty (4 Bsm) C: 3 Sh: 46-47. 

(5)  Abdi'l  Latifi'z  Ez  Zebidi - A.g.e. C: 3  Sh: 47.

(6) İbn-i Nüceym - El Bahru'r  Raik - Kahire: 1311  C: 6 Sh: 298,  ayrıca  İbn-i  Abidin- Reddü'l Muhtar Ale'd   Dürri'l   Muhtar - Kahire: 1972 C: 4 Sh: 308  (Türkçe Nüsha  İst: 1934 Şamil Yay. C: 12 Sh: 145).

(7) İbn-i Abidin - A g.e.  aynı  yer.


Sahih kaynaklarda Rasulullah’ın ilk cumayı mekke’den medineye hicret ettiği zaman Ranuna vadisinde kıldığını görürüz. Demek ki, farz olmasına rağmen Rasulullah (sav) üç sene boyunca Mekke’de Cuma namazını kılmamıştır. Çünkü Cuma namazı diğer namazlara benzemez. Cuma namazının şartları diğer namazın şartlarından farklıdır. Bu şartlar Mekke’de o anda mevcut olmadığı için, Miraç gecesinde beş vakit namaz  farz kılınmasıyla beraber Cuma namazı da farz kılınmış olmasına rağmen, Rasulullah ve sahabeler Cuma namazı yerine öğle namazı kılmışlardır.

Cuma namazının şartları tahakkuk ettiğinde onun yerine öğle namazı kılınmaz. Şartları tahakkuk ettiği halde mazeretsiz olarak üç defa Cuma namazını kılmayan kişinin, sahih hadisde de geçtiği üzere, kalbi mühürlenir. Fakat şartları tahakkuk etmediği zaman Cuma namazı yerine öğle namazı kılan bir kişiye ise her hangi bir günah yoktur. Zira rasulullah üç sene boyunca mekkede Cuma namazı yerine öğle namazı kılmıştır.

Öyleyse farz olduğu halde Rasulullah’ın Mekke’de Cuma namazı kılmamasının sebepleri nelerdir?

Cuma namazı kılınacak yerin bütün müslümaların toplana bileceği ve bütün müslümanlara açık bir yer olması gerekir. Bu o zamanlar mekkede mümkün değildi. Çünkü bütün müslümanlar toplanıp Cuma namazı kılsalardı, gizli olan bazı müslümanlar açığa çıkmış olacak ve kafirler toplu olarak müslümanlara eziyet edeceklerdi.

Cuma namazı diğer namazlar gibi sadece ayetler ve rek’atlardan ibaret değidir. Cuma namazında öğle namazının farzının iki rekat yerine, Cumanın rükunlarından birisi olan hutbe vaktidir. Bu hutbe Cuma kılındığı anda müslümanları ilgilendiren en önemli meseleler anlatılır. Bu konuşulanlar ise kafirlerin ve tağutların hoşlarına gitmeyecek şeylerdir. Bu nedenle bu konuşmalara izin vermezler ve müslümanlara eziyet ederler. Müslümanlar kafirlerin izin verdiği kadarıyla hutbe yapmakla cumanın bir rüknü olan hutbe şartını yerine getirmiş olmazlar. Ve lakin müslümanlar imam Cuma hutbesinde serbestçe ve istediği şekilde o andaki müslümanların ihtiyacını anlatamayacaksa ya da anlattığı taktirde bundan dolayı eziyet görecekse artık imam cumanın rukunlarından biri olan hutbeyi yapamayacak durumdadır. Bu hal ise cumanın farziyetini kaldırır. Nerede ve ne zaman olursa olsun, cumanın rükunları tahakkuk etmediği anda cumanın farziyeti kalkar.

Zamanımızda Allah’ın hükümleri dışında hükümlerle hükmeden kafir hükümdarların insanları uyutmak, onların kendilerine zarar vermelerini engellemek ve o devletin iSLAM devleti olduğu imajını verebilmek için camiler yaptırıp Cuma namazlarının kılınmasına izin verdilerini görmekteyiz. Hatta bu namazları kıldıracak imamlar tayin edip onlara maaşlar bile verdiklerini görmekteyiz. İşte bu imamlar da kafir devletin istediği şeyleri anlatmakta, istemediği şeyleri anlatmamakta ve bu şekilde İSLAM’a değil kafir hükümdarlara hizmet etmekteler.

Şayet böyle olmasaydı kafir hükümdarlar onlara maaş verirlermiydi? Şayet bu imamlar gerçek iSLAMı açıklamış olsalardı, yani hüküm verme yetkisinin yalnız Allah’a ait olduğunu Allah’tan başkasının hükümleriyle hükmeden devletin kafir olduğunu, bu devlete itaatin küfür olduğunu ve her müslümanın bu devleti ortadan kaldırmak için elinden geleni yapması gerektiğini ve bütün bunların imanın bir gereği olduğunu, bu şekilde inanmadıkça ve bu şekilde amel etmedikçe kişinin namazda kılsa, oruç da tutsa, hacca da gitse müslüman olmayacağını söyleseler bu kafir hükümdarlar onlara izin vermek bir yana maaş verirlermiydi?

Sırf Cuma namazını eda edebilmek için iki rekat farz kılıp, durumla alakalı olup olmadığına bakmaksızın, hatta kafir devletin hoşuna gidecek şekilde bir hutbe vererek Cuma namazının rükunlarını yerine getirdiklerine getirdiklerini zannedenler ancak kendini aldatırlar...

Kalkıp da işte camiler çıktır, ezanlar okunuyor, Cuma namazı kılınmasına ses çıkarılmıyor, bunun için Cumanın şart ve rukunları tahakkuk etmiştir, bundan sonra üç defa mazeretsiz olarak Cumu namazı kılmayan kişinin kalbi mühürlenir diyen kişi ya İSLAM’dan habersiz ya da kafirleri yüceltip insanları kandırmak isteyenden başka bişey değildir.

Peki darul harp’de Cuma namazı hiçbir zaman kılınmaz mı? Dört Mezhep imamlarına göre, belirli bazı şartları yerine getirildiği taktirde darül harp’de Cuma namzı kılına bilir şöyle ki;

1)Darul harp’de Cuma namazı kılına bilmesi için müslümanların serbestçe toplanıp bir araya gelebilecekleri bir yer olmalı.

2)Toplandıkları bu yerde, müslümaların aralarında seçmiş oldukları imamın hutbede o anda müslümanları en çok ilgilendiren meseleleri açıkça anlatabilmesi ve bundan dolayı ne müslümanlara ne de imamalara bir eziyet gelmemesi gerekir.

Bu iki şartın gerçekleşe bilmesi halinde darul harp’de Cuma namazı kılına bilir. Bu şartlarda ancak İSLAM devleti ile barış antlaşması yapmış darul harp’de gerçekleşe bilir. Bunun dışındaki darul harpler de bu şartların tahakkuk etme ihtimali çok azdır. Hele de tağut olmasına rağmen insanlara müslüman devleti imajı veren bir devlette buna asla müsaade edilmez. Çünkü bu gibi devletler kendi hakikatlerini ortaya koyan bir hutbe okunmasına bile asla müsaade etmezler.

Bu şartlar tahakkuk ettiği halde Cuma namazı kılmamak ne kadar tehlikeli ise, şartları tahakkuk etmediği halde Cuma namazı kılmak da o derece tehlikelidir. Şartları tahakkuk etmediği için Cuma namazı yerine öğle namazı kılan bir kişiye düşen de o yerde tekrar Cuma namazı kılına bilmesi için gerekli olan şartların tahakkuk edebilmesi için tüm gücüyle çalışmasıdır.
Kayıtlı

Düşmanın zilleti altındaki rahattan; Cihad altındaki meşakkat daha değerlidir...

"Düşmanlarım bana ne yapabilir ki?
Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum,
nereye gitsem o benimle gelir.
Hapsedilmem halvet,
sürgün edilmem hicret,
öldürülmem şehadettir.
Değil mi ki
göğsümde Allah'ın Kitabı
ve Rasulü'nün sünneti vardır!"

ibn teymiyye
kulhimet

Tecrübeli Üye
***


DUA : 64
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 214


« Yanıtla #2 : Nisan 18, 2009, 07:52:14 ÖÖ »

selamun aleyküm Allah razı olsunbu konuda çok degişik kafa karıştıran herkesin kendine göre (islamda olmaması gereken bişey )bişeyler söyledigi cuma namaz ı yla ilgili kaynaklı fıkıh a uygun bilgiler için.
Alıntı
Düşmanın zilleti altındaki rahattan; Cihad altındaki meşakkat daha değerlidir...

"Düşmanlarım bana ne yapabilir ki?
Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum,
nereye gitsem o benimle gelir.
Hapsedilmem halvet,
sürgün edilmem hicret,
öldürülmem şehadettir.
Değil mi ki
göğsümde Allah'ın Kitabı
ve Rasulü'nün sünneti vardır!"

ibn teymiyye
[/b] a.r.o.
Kayıtlı
tevhit06

Gayretli Üye
**

DUA : 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 17


« Yanıtla #3 : Eylül 26, 2009, 08:01:51 ÖÖ »

sayın HAKİKAT isimli üye; çok katı kurallara sahipsin. Bu gül gibi vatanı bize, kanlarıyla canlarıyla bırakan  gazilerimiz ve şehitlerimizden Allah razı olsun. Bu memeleket kafir memeleketimi bu delet kafir devleti mi biraz düşün Allah tan kork.
Kayıtlı
hakikat

Süper Üye
*****

DUA : 175
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 588

Deki; O Allah Bir'dir...


« Yanıtla #4 : Ekim 12, 2009, 05:44:20 ÖS »

sevgili tevhit kardeşim Şeyh Abdullah Azzam'ın İSLAM AKİDESİNİN ÖZELLİKLERİ adlı bir kıtabı var orada parlemento ile ilgili çok net açıklamalar var.Kitabı okursan gerekli bilgilere ulaşırsın.Sanırım kitabın tamamı  yada hükümlerle alakalı birbölümü bu sitede mevcut oradanda bakabilirsin ..

selam ve dua ile...
Kayıtlı
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  


|Site Map|Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Home
Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC
SMF Theme By: MPDesignZ.com

Dost Sitemiz: ZeynepDer.Org

Valid XHTML 1.0 Transitional