Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
Aralık 15, 2018, 09:41:21 ÖÖ

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Profil Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt
B O Y K O T   Ü R Ü N L E R I
+  �mmetin Sanal Kur'an Kursu...... www.ilminadresi.com
|-+  Eğitim
| |-+  Edebiyat - Hakikatler
| | |-+  müimin-kafir
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: müimin-kafir  (Okunma Sayısı 69645 defa)
raduyev

Gayretli Üye
**


DUA : 15
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 22


« : Ağustos 15, 2008, 01:58:24 ÖS »

MÜMİN KAFİR

KARŞILAŞMA*

*Mümin — Siz kimsiniz?*

*Kâfir — Sizce kâfir!*

*Mümin — Ne istiyorsunuz?*

*Kâfir — Sizinle konuşmak...*

*Mümin — Sebep?*

*Kâfir — Bakalım kim kimi mat edecek?*

*Mümin — Buyurun, şu iskemleye oturun. Ben bu zamana kadar altı türlü kâfir
gördüm: Topyekûn bütün dinleri ve Allah'ı inkâr edenler... Allah'ı kabul
edip peygamberlerini inkâr edenler... Allah'ı kabulle bazı peygamberleri
inkâr edenler... Müslümanlığı kabul eder gibi olup onun bazı emirlerine ve
yasaklarına itiraz edenler... Müslümanlığı sözde kabul edip onu bu asra göre
yenileştirmek ve değiştirmek icap ettiğini iddia edenler... Müslümanlık
iddia edip onu olduğundan başka türlü göstermek isteyenler... Siz, bunlardan
hangi zümreye mensupsunuz?*

*Kâfir — Ay, bunların hepsi sizce kâfir mi?..*

*Mümin — Hepsi!..*

*Kâfir — Ben sırasına göre bunlardan ayrı ayrı hepsine ortağım!..*

*Mümin — Demek siz bütün şubeleriyle kâfirsiniz! Fakat bu birbiriyle
barışmaz şubelere yayılı ve bu kadar dağınık olmak, küfür dâvanızda zaaf ve
tezat teşkil etmez mi?..*

*Kâfir — Bilâkis... Ben herşeyden evvel Allah'ı inkâr ediyorum! Namütenahi
bir cehd sarfederek muhal farz, O'nu kabul eder gibi olsam, peygamberleri
kabul edemeyeceğimi anlıyorum. Allah'ı ve bazı peygamberleri kabul etsem,
bazılarını redde mecburum! Hepsini ve bilhassa sonuncusunu kabul edip
müslümanlık çerçevesine girsem, onun birçok emir ve yasaklarını mânâsız ve
mantıksız buluyorum! Onları da sineye çeksem, müslümanlığın bu asra göre
mutlaka yenileştirilmesi ve değiştirilmesi zaruretini görüyorum! Ve, yine
farz—ı muhal, tam bir müslüman olsam, hiç de müslümanlığı sizin anladığınız
gibi kavrayamayacağımı kavrıyorum! Görüyorum ki, benim inkârım başından
sonuna kadar tezatsız bir bütün ifade ediyor. Düşünün... Ben gerçek iman
adına sizin varmış bulunduğunuz noktaya, ayrı ayrı hepsini muayeneden
geçirmiş olmak şartıyla, ne kadar uzağım!..*

*Mümin — Siz, bütün dünya felsefeleriyle beraber, bir çok dinleri ve
bilhassa müslümanlığı, en ince ve en mahrem noktalarına kadar biliyor
musunuz?*

*Kâfir — İnanın ki, bütün bunlarla beraber, müslümanlığı, değme İslâm
âlimlerinden daha iyi tanıyorum!*

*Mümin — Öyleyse, sizinle uğraşırken, küfür üniversitesinin her fakültesiyle
ayrı ayrı meşgul olmak icap edecek...*

*Kâfir — Fena mı? Memnun olun! Eğer bende, küfür ismini verdiğimiz hadiseyi
olanca zenginlik ve çeşitleriyle bulursanız, siz de terazinin öbür kefesine
en hususi mânadaki imanınızın bütün dirhemlerini atmak fırsatını elde etmiş
olursunuz! Ve bakalım, hangi kefe ağır gelir?*

*Mümin — Yeryüzünde en ahmak müminin, en ahmak ânında duyacağı Allah
bedaheti ve kalbinden fışkırtacağı Allah lâfzı, sizin o zengin kefenizi
berhava etmeye yeter ama, pekâlâ, size mevzu mevzu cevap vermeyi kabul
ediyorum! Önce şu teşhisle işe başlayayım: Siz kendinizi tezatsız görme
noktasında aykırılıkların en yırtıcıları arasında parçalanmış ve her şeyden
evvel nefsinizi murakabeden uzak kalmış bir yaratılış temsil ediyorsunuz! Ve
yanlışa inanmak şöyle dursun, inanmaya inanma haysiyetini elden kaçırmış
bulunuyorsunuz. Aydın geçinen nice kâfir gibi, siz, şunu bunu değil, doğruyu
inkâr makamındasınız. Siz insanı inkâr ediyorsunuz.*

*İNSAN*

*Kâfir — İnsan nedir?*

*Mümin — Allah'ın aynası...*

*Kâfir — Neye memurdur?*

*Mümin — Mukaddes emanete...*

*Kâfir — Mukaddes emanet ne demektir?*

*Mümin —Allah'a ermek sırrı...*

*Kâfir— Nasıl erilir?*

*Mümin — Kullukla...*

*Kâfir — Kulluk nasıl olur?*

*Mümin —Allah'ın emir ve yasaklarına baş keserek..*

*Kâfir — Bu kadarı erdirir mi?*

*Mümin — Ermenin ilk basamağına çıkarır...*

*Kâfir — Sonraki basamaklar?*

*Mümin — Ruhta ve ruhun hayatında...*

*Kâfir — Bu dünyadan gaye?*

*Mümin — "Hiç"ten "hep"e ve ölümden ölümsüze geçmek ve dâvanın kadro ve
rejimini kurmak...*

*Kâfir — Bu yolu kim gösterir?*

*Mümin — Peygamber...*

*Kâfir — Bu işin ismi?*

*Mümin — Din...*

*Kâfir — Bu işin kitabı?*

*Mümin —Allah kelâmı...*

*Kâfir — Ya öbür peygamberler?*

*Mümin — Hepsi kendi zaman ve mekânında hak...*

*Kâfir — İslâmınki?*

*Mümin — Her zaman ve mekânın Mutlak Rasûlü...*

*Kâfir — O'ndan sonra peygamberler gelemez mi?*

*Mümin — Ne de mutlak mânasiyle O'ndan evvel gelebilirdi.*

*Kâfir — O'ndan sonra herhangi bir içtimaî sisteme yer yok mudur?*

*Mümin — O'na bağlanmak ve O'ndan olmak şartiyle her sisteme yer, hattâ emir
vardır...*

*Kâfir — O, beşerin bütün verim hakkını inhisar altında mı tutuyor?..*

*Mümin — O, beşerin bütün verim hakkını Allah'ın kendisine lütfettiği
sonsuzluk buutları içinde, uzayabildiği kadar uzamaya davet ediyor ve bu
davetin inhisarını elinde tutuyor.*

*Kâfir — Siz, bakılınca görülemeyecek kadar geri bir mazisiniz!*

*Mümin — Biz, gerçekten, bakılınca görülemeyecek kadar ileri bir istikbâliz!
*

*İSPAT

Kâfir — Bana herşeyden evvel Allah'ı ispat etmeye çalışır mısınız?

Mümin — Size Allah'ı değil, sizi ispat etmeye çalışmak daha yerinde bir cehd
olur. Sizi, yani ruhunuzdaki idrak mekanizmasının sefaletini ispat...

Kâfir — İşe hakaretle mi başlayacağız?

Mümin — Asla! Bazı dik kelimelerime karşı sabretmeye alışacaksınız. Nitekim
benim sabrım sizinkinden büyük... Bir müminin küfür karşısında sabrı ne
demek? Eğer gayemiz hakikate ulaşmaksa, en sert ve haşin tahlil raporlarına
göğüs germek lâzım... Fikir ve hakikat, hatır ve gönül dinler mi?

Kâfir — Buyurun efendim, dinliyorum!..

Mümin — Büyük bir velîye, büyük bir zahir ehli demiş ki: "Ben Allah'ı binbir
delille ispat eden adamım!" Velî de şu cevabı vermiş: "Demek senin Allah'tan
binbir şüphen var!" Genç balıklar, ihtiyar balığa sormuşlar: "Kuzum, su diye
bir şeyden bahsediliyor. Göstersene şunu bize!.." İhtiyar balık cevap
vermiş: "Siz ondan başka bir şey gösterin ki, ben de size onu
gösterebileyim." İşte Allah'ın hakikati böyledir. Hem herşeyde O, hem de
gösterilemez. O'nu bedahet duygusu görür. İman tam olduğu zaman ispatı kovar
ve kendi başına kalır.

Kâfir — Güzel şiir...

Mümin — Ah, siz şiirin de ne demek olduğunu bir bilseniz! Şiir de hakikatin,
yıldırım gibi çevik bir metodla aranmasından başka bir şey değildir.

Kâfir — Bu da güzel bir şiir...

Mümin — Fakat sizin inat ve istihzanızda hiçbir şiir yok... Dinleyin! Allah,
insan için namütenahi sâf ve o nispette karışık bir bedahettir... Bu işin
kuru akıl metodlariyle ispat edilecek hiçbir tarafı mevcut değil... Tıpkı
mimarlıktaki (Akustik) buluşu... Hesap ve hendeseyle çalışılır, fakat
sanatla bulunur. Her hesap yerine gelir, fakat yankı doğmaz. Derken hiçbir
şey yapılmaz da kubbenin altı çınlamalarla dolar. Büyük bir mimar bunun için
diyor ki: "Akustik işi mayoneze benzer; ya tutar, ya tutmaz ve nasıl
tuttuğu, niçin tutmadığı bilinmez." Allah'a derin bir ruh feyziyle
inananlar, kulunu kendisine inandıranın da bizzat Allah olduğunu bildikleri
için, ispata fazla iltifat etmezler. Bu bir bedahet meselesidir; ruhunda bir
his anteni olana ne mutlu, olmayana da ne yazık!..

Kâfir — Sanki ispat mı etmiş oldunuz?

Mümin — Belki ispatın bir zaaf olduğunu ispat ettim. Belki ispat gayretinin
bir o kadar şüphe davet ettiğini ispat ettim. Allah'ın akıl üstü bir
melekeyle bulunduğuna ve bu melekenin akıldan senet istemeye tenezzül
etmediğini ispat...

*
*AKIL*

*Kâfir — Siz, iman sahipleri ispat edemiyeceğiniz bir mesele karşısında
kaldınız mı, hemen aklı ve ispatı inkâr etmek yoluna dökülürsünüz. Usûlünüz
daima budur. Sanki aldı inkâr etmekle varlığını peşinen kabul ettiğiniz şeyi
ispat etmiş oluyorsunuz. Düşünmüyorsunuz ki, ispat akıldadır. İnsanın,
mesafeyi kabul ettikten sonra ayaklarını inkâr etmesi, varılacak hiçbir yer
olmadığını gösterir. Onun içindir ki, akla birtakım gülünç çıkmazlar açarak
onu kendi içinde hayret ve esarete mahkûm ettikten sonra, yine onun
vasıtasiyle hakikat avcılığına çıkmak, içine saman doldurulmuş ölü köpekle
tavşan kovalamaya çıkmak kadar mânâsız olmaz mı? Sizin akla biçtiğiniz bu
esir memuriyetten sonra, ne iman, ne inkâr, hiçbir şey düşünülemez ve
konuşulamaz. Öyle bir yokluk âlemine girilir ki, orada "var" topyekûn yok
olduktan başka "yok"da yoktur. O halde susulur, cemadlaşılır, hiçbir tecrit
ve teşhise, tefekkür ve muhasebeye yer kalmaz. Sizin hileniz budur!..*
Kayıtlı

raduyev

Gayretli Üye
**


DUA : 15
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 22


« Yanıtla #1 : Ağustos 15, 2008, 02:00:03 ÖS »

*Mümin — Bakalım hile kimde? İmanın elinde akıl, anlattığınız bu tâbi
vaziyete geçerken, inkârın, yani sizin gibilerin elinde de putlaşıyor, kendi
olmadığı yerde "var" ve "yok"u gösterecek mutlak bir nefy âlemine kaçmak
suretiyle nefsini ve hükümranlık hırsını korumaya çalışıyor. Eğer hile ve
sahte teselli diye bir şey varsa işte budur; ve bu (taktik) aklın nihâî
gözbağcılığı, hokkabazlığı, düzenidir. O kadar ki, bu hileyi hattâ yine
akılla çözmeyi bilmeyenler için vaziyet tehlikelidir. Bakınız efendim; aklı
tüketen ve onun son sınır taşına kadar uzanıp kayaya çarpanların muazzam
düsturuna göre "Bu iş ne akılla olur, ne de akılsız..." Akıl, varken yok,
yokken var bir keyfiyettir. Ve yine aklî bir zaruret olarak şart... Şu
muhakkaktır ki, aklın akıl olması için evvelâ nefsini, zatını idrak etmesi,
bu hususta bir his şemmesine mâlik bulunması bedihîdir. Aklın selâhiyetini
tâyin, mutlaka kendisinin tam bir muayene, murakabe ve keşfiyle mümkündür.
Bu selâhiyet, muayyen bir mesafe şeridi gibi, kendisinden uzak kalan bir
âlemin kapısında nihayete erince, ona, yani akla, dışını inkâr değil,
bilâkis tasdik gibi son ve ulvî bir idrak düşer. İdrakin imkânsızlığını
anlayan bir idrak... Bu, aklın, kendi aczini müşahede yoliyle becerdiği öyle
bir varıştır ki, onda, bir nevi, kendi nefsini de idrak ve ikmâl kıymeti
mevcuttur. Sizin aklınız, kendi kendisini görmeden, gördüğünü, ölçtüğünü ve
binaenaleyh bulmadığını zanneden; bizim aklımız ise kendi kendini görerek,
göremediğini, ölçemediğini ve binaenaleyh bir görülemez ve ölçülemez
bulunduğunu gösteren bir vasıta... Böylece hile isnad ettiğiniz iman aklı,
hakikatin ve olunması gereken şeyin ta kendisi; hakikat ve halisiyet izafe
ettiğiniz küfür aklı ise hile ve hokkabazlığın bizzat hem suçlu ve hem güçlü
şekildir.*

*Kâfir — Safsata!..*

*Mümin — Cankurtaran simitlerinizden biri... Safsata... Onu hem siz yapar,
hem de muhatabınıza isnat edersiniz! Sizin yandan çarklı ve davlumbazlı
battal akıl geminizi kızağa çeken herkes, nazarınızda hayâl adamıdır. İşte,
bizatihi, Allah ve üstün illiyetleri anlamasına imkân olmayan, tek imkânı
ancak anlayamıyacağını anlatmaktan ibaret bulunan akıl, kendi öz gururunu
tekmeler tekmelemez, altından öyle bir akıl çıkar ki, o, bütün bedahetleri
görmeğe başlar. Gördüğü ilk tecelli de bedahetlerin en mutlakı halinde
Allah'ın varlığı olur.*

*Kâfir — Allah'ın bu kadar ucuz ispatını hiç kabul eder miyim ben?*

*Mümin — Demek siz sadece malın pahalısını kabul edersiniz! Pahalı olsun da
ne olursa olsun... Fakat Allah'ın, meselâ su gibi, nice nimeti vardır ki,
hiç bir bedel onun büyük değerini ölçemez. Bedahet de, bedava olmakla
beraber böyle bir nimettir.*

*Kâfir — Sizdeki yalnız tevilden ibaret güzellik...*

*Mümin — Sizdeki de tevilsiz çirkinlik!..*

*Kâfir — Ama yine akıl diyorsunuz. Daima akıl, hep akıl, ondan
vazgeçemiyorsunuz!*

*Mümin — Evet, akıl diyorum! Aklın, nihaî hamle ve kazanç olarak, kendi
kifayetsizliğini anlamasından, kendi kendisini tahrip etmesinden başka
hiçbir nasibi yoktur. Nitekim, kendisinden evvelki akılcılar sistemini
yıkmış olan Garplı bir filozof, hasımlarının "sen akılcılık mesleğini yıktın
ama, metodun aklîdir; buna ne dersin?" sözüne şu cevabı vermiştir: "Demek
ki, akim en üstün ve en nihaî faaliyeti, kendi metodiyle kendi kendisini
tahrip etmekmiş..." Siz bu filozofu tanıyor musunuz?*

*Kâfir — Evet... Meşhur (Bergson)... Şair felsefecilerden biri...*

*Mümin — Demek o da şair sizce.... Ya ondan asırlar önceki İmam-ı Gazalî'ye
ne buyrulur?..*

*Kâfir — Onu bilmiyorum!*

*Mümin — Bildiğiniz ne var ki, onu bilesiniz?.. İmam-ı Gazali diyor ki:
"Aklı gerdim, gerdim, kopacak kadar gerdim, gördüm ki, o, sınırlıdır ve
kendi kendisine varabileceği hiçbir nihayet noktası yoktur. Aklımı
kaybedecek hale geldim ve Allah Sevgilisinin ruh feyzine sığınıp her şeyi
anladım ve kurtuldum. Peygamberlik tavrı aklın verâsıdır." İşte akıl!..*

*PEYGAMBERLER*

*Kâfir — Allah münakaşasını bırakalım! Bu münakaşada, ne inanmayanın
inanana, ne de inananın inanmayana kendisini anlatabilmesine imkân var!
Köstebekle balık arasındaki iklim görüşü ve münakaşası gibi bir şey... Hem
bu aleme mantık ve aklî murakabe de fazla nüfuz edemiyor. Sizinle kabul
ederseniz, dinleri konuşalım.*

*Mümin — Aczinizi ve halinizi itiraf eder gibi bir üslubunuz olduğunu ve
müminlere mahsus silahlan imana zıd yolda kullanmaya davrandığınızı
hissediyor musunuz?*

*Kâfir — Geçelim efendim, geçelim! Dinleri konuşmaya hazır mısınız?*

*Mümin — Buyurunuz!*

*Kâfir — Peygamberlere inanıyor musunuz?.. Boyuna inandırmaya çalıştığınız
bir oluşa, asıl siz inanıyor musunuz?*

*Mümin — Peygamberlere, ışık ve hararet kaynağı güneşe inanışımı aşan bir
(realite) katiyetiyle inanıyorum!*

*Kâfir — İnanır göründüğünüzü biliyorum, fakat samimiyetle inandığınıza
inanmıyorum! kendinizi kandırmaya çalışmaktasınız belki...*

*Mümin — Bari benim inandığıma inanacak kadar olsun, bir inanma nasibiniz
olsaydı... Meşhur bir kâfirin bir sözü vardır: «Biz Allaha ve Peygamberlere
değil, ancak Allah ve Peygamberlere inanan insanların mevcut olduğuna
inanırız.» Bu nasipsiz kadar da mı nasibiniz yok?*

*Kâfir — Haydi, Allaha, o mücerred kuvvete, evvelî ve nihaî müessire
inanıyorsunuz, ben de bu inanma ihtimalini anlar gibi oluyorum! Fakat
peygamberlerin diyelim; yani bizim gibi alalâde insanların, Allah tarafından
gönderilmiş olduğuna nasıl inanılabilir?*

*Mümin — Bunun «nasıl»ını sormayın! Çünkü siz, inananın, inandığına
inanmayacak kadar mücerret inanma hassasını kaybetmiş bir bedbahtsınız!*

*Kâfir — Ama sualime cevap vermiyorsunuz!*

*Mümin — Ne yapayım ki, sualinize cevap vermeden evvel Allahın lûtfıyle,
sizi, sizin fikir ve ruh seciyenizi, bir kere daha tesbit ve müşahade altına
almanın enfes fırsatını kazanmış bulunuyorum! Sizin gibilerin fikir
seviyesini en mükemmel ifade eden, yine İmam-ı Gazali Hazretleridir:*

*«Bunlara desen ki, arkandan bir kaplan geliyor, üzerine hücum edip seni
parçalayacak, inanmazsan dön ve bak! Sana şu cevabı verirler: İnanmam ve
dönüp bakmam; sen daha evvel arkamdan kaplan geldiğini ispat et ki,
bakayım!»*

*Kâfir — Kah, kah, kah! Ne zarif mantık canbazlığı!*

*Mümin — Mantıka bu kadar güvenen siz, demek şimdi onun canbazlığını da
bizde görmeye başladınız!*

*Kâfir — Mantığı tersinden kullanmak...*

*Mümin — Öyleyse, işte yine kendi ağzınızla yakalandınız. Demek mantık,
tersinden de kullanılabiliyor!.. Ve bu kullanıştan rahatsız olmuyor. Nitekim
(sofıst)lerin sahte mantığını ezip geçen (Sokrates), üstün mantığın
temsilcisiydi. Gelin, size mantık nedir, öğreteyim: Mantık, bir inanıştan
sonra, tıpkı bir (Geometri) mütearifesine bina edilen icaplar gibi, o
inanışa bağlı gereklerin, sebep ve neticelerin idrak ölçüsünden başka bir
şey değildir; ve sultan olmak yerine vezir selahiyetinde bir vasıtacıktır.*

*Kâfir — Sultan kim?*

*Mümin — İman, inanış... Sultan ferman eder, vezir de icaplar ve gerekler
manzumesinin örgüsünü tertipler. Bu işin de ismi mantık olur.*

*VE PEYGAMBER*

*Kâfir — Peygamber bahsini tekrar ele alalım. Peygambere inanılır mı?*

*Mümin — Yalnız ona inanılır, inanmak, ona inanmaktır.*

*Kâfir — Allah tarafından gönderilmiş mutavassıt kullar bulunduğuna inanmak,
Allanın insana verdiği idrak melekelerini inkara kadar gitmez mi? Allanın,
kullarını kendisine davet için mutavassıta ne ihtiyacı var?*

*Mümin — Ne elem verici sual!.. Bunu, sizin vaziyetinizde bulunanlar, bir de
şöyle vazederler: «Asıl kulun, Allahı bulmak için mutavvasıta ne ihtiyacı
var?»... Halbuki kul muhtaç ve Halik bundan münezzehtir.*

*Kâfir — O halde?..*

*Mümin — Kullarını her hususta birbirine muhtaç yarattığına göre, en üstün
akıl derecesindeki peygambere de bütün kullarım muhtaç etmesi ve Allaha
ermek yolunda kullarının bu ihtiyacını Peygamberle gidermesi Yaradanın şan
ve rahmetine tam uygun değil mi?*

*Kâfir — Peygamberlik iddiasındaki zatlar bunu kendilerinden uyduruyorlarsa?
*

*Mümin — Şüphe denilen iblis, size bu tarafiyle nüfuz ediyor da niçin, «Ya
dedikleri aynen doğruysa!» sualine yanaştırmıyor? Allahı kabul eden için
onun, kullarına inayet ve rahmet muradıyla Peygamberler hâlketmesinde bir
muhal hissi duyulabilir mi? Şüpheci şeytan niçin şüphe madalyonunun öbür
yüzünü gizliyor?*

*Kâfir — İyi ama Peygamberlerin sıdkına ait hangi vesikaya sahibiz?*

*Mümin — Yine kendi elinizle yakalandınız. Müthiş bir vesikaya sahibiz.
İhlâsları... Namütenahi derin ve taklit kabul etmez saffet ve
halisiyetleri.... Azim ahlâkları, üstün akıllan ve en küçük hayal ve
vesveseye yer vermeyen örnek doğrulukları...*

*Kâfir — Yalancı peygamberler görülmemiş değil ya!..*

*Mümin — Aman, şimdi ne güzel yakalandınız! Elbette görüldü. Fakat onlar
peygamber olup da yalancı olanlar değil: yalancı olup da peygamber
olmayanlardır. Bu işin yalancısı hemen yakayı ele verdiğine göre, demek
bizzat ve bilfiil doğrucunun sıdkına ve doğrucuların varlığına kıyas unsuru
teşkil ederler... Hemen foyaları meydana çıkar.*

*Kâfir — Kelime ve mantık oyunu!*

*Mümin — Sizinkiyse küfrün peşin hükmü..*

*FELSEFE*

*Kâfir — İslâm felsefesine göre...*

*Mümin — Durun, durun, boşuna yorulmayın! İslâmda felsefe diye bir şey
yoktur!*

*Kâfir — A, o da ne demek?*

*Mümin — Şu demek ki, siz, tarafsız bir görüşle, yani bir nevi felsefe
görüşüyle, ya felsefenin ne demek olduğunu bilmiyorsunuz; yahut da ve en
doğrusu, İslâmlığın ne olduğunu kavrayamıyorsunuz!*

*Kâfir — Ya nedir?*

*Mümin — Demin tarafsız bir görüş diye bir tabir kullandım. İşte felsefe,
tarafsızlıktan yola çıkıp, bulacağı veya bulamayacağı nispet ve
istikametlere göre kendisine taraf arayan başı boş düşünce manzumelerinin
adıdır. Hakikat, felsefe için güya varılması lazım gelen, fakat asla
varılmayan, varılmayacak ve boyuna aranacak olan bir hedef, bir ilk
merhaledir. İslamdaysa sadece bir ilk temel ve bir ilk ve mutlak arayış...
Yani İslâmda hakikat peşin ve varlığın sırlarını aramak ondan sonra...
Birbirinin yanlışını çıkartmaktan başka rolü olmayan felsefeyi, perişan ve
her dem birbirinin başını yemek gayesinde bir demokrasiye benzetecek olursak
İslâma hakikat saltanatı gözüyle bakabiliriz. Demek varış önce, arayış
sonra... Varışa bağlı tefekkürün adı da felsefe değil, hikmet... Felsefe
başı boş bir çıkış ve bulamayış, İslâmi tefekkür ise düzenli bir yol alış ve
bulduğunu derinleştiriş ve genişletiş...*

*Kâfir — Hep şiir, hep şiir, hep büyü sanatı, sözleriniz...*

*Mümin — Şimdi «İslâm felsefesine göre» lafını durdurup «İslam hikmetlerine
göre» diye sözünüze devam edebilirsiniz...*

*Kâfir — Vazgeçtim! Siz felsefeyi yermekte devam edin.*

*Mümin — Yerdim, yereceğim kadar.*

*Kâfir — Peki onun hiç mi faydası yok?..*

*Mümin — Var!.. Hem de ne büyük fayda!.. Söylediğim gibi, birbirinin
yanlışını çıkarma, birbirini yerme, yeme faydası.. Ve iman sahiplerine bâtıl
aklın ne demek olduğunu göstermeleri, mücadele sahası açmaları ve tababette
mikroba karşı yapıldığı gibi bir nevi (asepsi) ve (antisepsi) tedbirine
meydan vermeleri...*

*Kâfir — Aklım almıyor!*

*Mümin — Aklınız yok ki, alsın!..*

MÜMİN - KÂFİR

Necip Fazıl

Büyük Doğu Yayınları
Eylül 2004, 8. Baskı, Sf. 7-9
[/color]
Kayıtlı
нαzαη

Süper Üye
*****


DUA : 105
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 730


« Yanıtla #2 : Ağustos 15, 2008, 02:25:27 ÖS »

bikaç gün önce bunun filmini izledim 7124 paylaştıınız için teşekkürler thumbsp
Kayıtlı



Suya anlat derler derdini
gördüğün kötü rüyayı suya anlat
anlat ki, akıp gitsin suyla
su dinlesin
aksın
gitsin
bitsin
...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  


|Site Map|Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Home
Powered by SMF 1.1.13 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC
SMF Theme By: MPDesignZ.com

Dost Sitemiz: ZeynepDer.Org

Valid XHTML 1.0 Transitional