Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aralık 04, 2008, 08:21:51 ÖS

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Profil Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt
+  Ümmetin Sanal Kur'an Kursu...... www.ilminadresi.com
|-+  İslamı Öğreniyorum ( Bölüm Yöneticileri: AzRa - Kul Ahmedd )
| |-+  İslam ve Toplum (Moderatörler: Zemheri__, hakikat)
| | |-+  GELENEĞİ SORGULAYARAK, GELECEĞE HAZIRLANMAK
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: GELENEĞİ SORGULAYARAK, GELECEĞE HAZIRLANMAK  (Okunma Sayısı 143 defa)
kervan

Editör
******


Teşekkür: 210
Online Online

Mesaj Sayısı: 1425


WWW
« : Ağustos 05, 2008, 05:19:41 ÖS »

GELENEĞİ SORGULAYARAK,
GELECEĞE HAZIRLANMAK


Prof. Dr. Ali Akpınar

Müslümanlar olarak buluntu bir dinimiz var. Mirasyedi bir evlat gibi, ana baba ocağında bulduğumuz dinimizin kadrü kıymetini bilemiyoruz.
Ona gereken değeri de veremiyoruz.
Zira insanın sahip olduğu bir şeyin içerisinde emeği, teri yoksa onun kıymetini bilmez. Biz de dini sahiplenirken, onu temel kaynaklarından okuyup öğrenmedik, anlayarak içimize sindirmedik. Taklidî iman, taklidi söylem ve taklidî eylemlerle onu geçiştirdik. Yakîn seviyesinde tahkike ermedi inancımız, gırtlağımız-dan aşağıya inemedi söylediklerimiz, inanç ve söylemlerimiz davranışlarımıza tam olarak yansımadı. Sonuçta inandığımız gibi yaşamayanlar olduk, dili peygamberlerin söylediğini söylediği halde, azmanların yaptıklarını yapanlardan olduk.
El adama ne der, dosta düşmana karşı ayıp olur, yaparsam bana ceza yazılır endişesi yönetiyor bizi çoğu zaman. ALLAH adama ne der, ayıp olabilir ama ya günah ise, deme noktasına gelemedik bir türlü. Oysa Kur'ân, gerçek mü'minlerden bahsederken onların temel özellikleri arasında, kınayanların kınamasına aldırmazlar ifadesini kullanır:
"Ey inananlar, sizden kim dininden dönerse bilsin ki, ALLAH, yakında öyle bir toplum getirecek ki O, onları sever, onlar da O'nu severler. Mü' minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler. ALLAH yolunda cihâd ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu, ALLAH'ın bir lutfudur, onu dilediğine verir. ALLAH'ın lutfu geniştir, O, bilendir."(1)

Ayette geçen kınayıcının kınamasından korkmazlar ifadesi oldukça dikkat çekicidir. ALLAH'ın sevgisini kazanmış olanlar, ALLAH yolunda yollarına devam ederken çevre baskısı gibi dış etkenlerden asla etkilenmezler. Çünkü onlar, ALLAH'ı hesaba katarak yaşayanlar ve ALLAH'a hesap vereceklerinin bilincinde yaşayanlardır.
Kendilerini atalar dinine teslim etmiş olanlarla ilgili olarak Kur'ân'da şöyle buyrulur: "Onlara, 'ALLAH'ın indirdiğine ve Rasüle gelin' denildiğinde, 'Babalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter.' derler. Ya ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerine değillerse?" (2)

İman ve İSLAM'ımızın taklit-ten kurtulup tahkike ermesi için yapılması gereken şey, taklîden de olsa söylediğimiz gerçekleri kaynaklarından doğru bir şekilde öğrenip onları içselleştirmek, onlara ruh kazandırmak ve hayata yansıtmaktır. Yaşantımızla inancımızı karşılaştırmamız gerekir. Bunun için çokça ve anlayarak, üzerinde durup derinlemesine düşünerek okumalıyız, Kur'ân ayetlerini ve peygamberimizin hadislerini. Yani buluntu bilgi kırıntılarıyla avunmayı bırakıp ALLAH'a ve Peygamberine dönmemiz, dini o temel kaynaklardan öğrenmemiz gerekir. Zira din ALLAH'ındır. O'nun dinini doğru bir şekilde ancak O'nun Kitabından ve Peygamberinden öğrenebiliriz.

Kur'ân, çoğunluğa uymanın çoğu zaman insanı yanlışa götüreceğini haber veriyor: "Yeryüzünde bulunanların çoğuna uysan, seni ALLAH'ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zannediyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar." (3)

Bu yüzden Müslüman çoğunluğu değil, hakikati gözetmelidir. İbn Mesud; "Cemaat, bir kişi de olsa Hakk'ta birleşendir." derken bu gerçeğe işaret ediyor.

Devamı var...
Logged

"İçinde (yaşamakta) olduğumuz şehre sor, hem kendisinde geldiğimiz    kervana da.   Biz gerçekten doğruyu söyleyenleriz." (Yusuf Suresi / 82)
kervan

Editör
******


Teşekkür: 210
Online Online

Mesaj Sayısı: 1425


WWW
« Yanıtla #1 : Ağustos 05, 2008, 05:24:17 ÖS »

Peygamberimiz de zayıf karakterli, uydum kalabalığa bir hayat yaşayanları şöyle uyarıyor:

“Sakın immea olmayın. İmmea olursanız sonunda şöyle demeye başlarsınız: İnsanlar iyi olursa, biz de iyilik yaparız. Onlar, zulmederse, biz de zulmederiz. Ama siz şunu özünüze yerleştiriniz: İnsanlar iyilik yaparsa, siz de iyilik yapın. Onlar kötülük yaparlarsa, siz asla zulmetmeyin.”(4)

Hadiste geçen 'immea' kavramı, her önüne gelene, ben de seninleyim diyen; her sese kulak veren, kendisine ait bir görüşü, bir duruşu olmayan, delilsiz, bilgisiz olarak dinini başkasına tabi kılan taklitçi; itikad ve ibadet bir yana ahlakî konularda bile kör bir taklidin içeri-sinde olan, kendine özgün görüşü olmayan, karaktersiz, eyyamcı, şahsiyetsiz kişi, diye tanımlanmış-tır.(5)
Yani immea, etkileyen değil etkilenen, yönlendiren değil, yönlendirilen/güdülen, belirleyen değil belirlenen kimsedir.

Oysa Kur' ân bizden “Vasat Ümmet, tanık ümmet(6), Hayırlı/seçkin Ümmet(7)” olmamızı isterken, bizim belirleyen seçkin bir toplum, denge toplumu, izlenen ve yönlendiren örnek toplum olmamızı hedeflemiştir. Nitekim bir hadislerinde Hz. Peygamber: "Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiğinizden sorumlusunuz."(8) buyurarak her Müslümana çok önemli yükümlülükler yükleyerek onları güdülen kişiler olmamaya yönlendirmiştir.
Bir hadiste de “Ya öğrenen ol, ya öğreten. Ama sakın immea olma!”(9) denmiştir.
Buna göre immea olmamak, bilgilenmekten geçmektedir. Başka bir deyişle, immea olmanın temel sebebi, bilgisizlik, eksik yahut yanlış bilgi sahibi olmak, bildiğinin farkında olmamak, bilgiyi eyleme dönüştürmemektir.

İMANDA İLERLEMEK

Sahabenin hayat hikayelerinde, 'Esleme fe ahsene İSLAMehü' "İSLAM oldu ve Müslümanlığını güzelleştirdi." ifadesi sıkça geçer. Yani onlar İSLAM olup, oldukları gibi kalmamışlardır. İSLAM, onların düşünce, söylem ve eylem dünyalarını biçimlendirmiş, yeni bir kalıba sokmuştu.

Kur'ân adamının dilinden hiç düşürmediği "İhdinas sıradal müstakîm." duasının anlamı, bizi dosdoğru yolda dâim ve kâim eyle. Bizler doğru yolu bulalım, doğru yolda kalalım, doğru yolda ilerleyelim, hidayetimiz kuvvetlensin ve artsın demektir. Nitekim bu konuda Kur'ân'da şöyle buyrulur:
"Onlar Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidâyetlerini artırmıştık."(10)

Ashab-ı Kehf, inanmayan babalarına ve toplumlarına rağmen tevhidi benimsemiş ve ne pahasına olursa olsun tevhid üzerine kalmaya azmetmiş bir grup gençti. Onların bu kararlılıkları sebebiyle Yüce ALLAH, onların hidayetlerini artırmış, onlara yardım etmiş, ayaklarını sabit kılmıştı. Onların güçlenen bu imanları, onları yaşadıkları toplumun kör gidişatına uymamaya, ne pahasına olursa olsun baş kaldırmaya ve inançları uğruna her türlü fedakârlığı göze almaya sevk etmişti.

Zira gücünü, erişilmez gücün sahibi olan Yüce ALLAH'tan alanları gelişen günü birlik olaylar olumlu olarak etkiler. Onlar ki, halk kendilerine: "(Düşman) 'İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun!' deyince, (bu söz,) onların imanını artırdı. Ve: 'ALLAH bize yeter, O, ne güzel vekildir.' dediler."(11)

"Mü'minler (düşman) orduları(nı) gördükleri zaman (korkmadılar): 'Bu ALLAH'ın ve Rasülünün, bize va'dettiği (zafer)dir. ALLAH ve Rasülü doğru söylemiştir.' dediler. Ve bu, onların sadece imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı."(12)
Kendisinden bir türlü kurtulamadığımız takıntılarımız var. Bağışıklık yapan günahlarımız, bir türlü atamadığımız taassuplarımız/tutuculuklarımız. Kötü alışkanlıklarımız, kötü sözler (yalan, gıybet, sövme vb.), beynamazlık (sürekli yahut geçici namazı terk) bizi bırakmayan yahut bizim bırakamadığımız günahlar. Bunları devam ettirirken bizi nefislerimiz, çevremiz yönetiyor. Rabbimiz ve hakikatler değil.

 Hâlbuki İSLAM öncesi devirde sahabinin çoğunda bunların hepsi vardı. Ama onlar, bu takıntılarından kurtulmasını bildiler. Eşkıya iken evliya oldular. Günahların içerisine batmışken, sevapların adamı oldular. Aşiret, kavim, kabilecilik hastalığından kurtulup, arabı acemi kardeş oldular. Onlar bunu sağlam bir ALLAH inancı ve doğru bir din anlayışı ile gerçekleştirdiler. Çünkü onlar Yaratan olarak kabul ettikleri ALLAH'ı, yöneten olarak da kabullenmişlerdi. Onlara göre din, hayatın bütün alanlarını düzenleyen ilkeler mecmuasının adıydı. Onlar Kur'ân ayetleriyle hidayete ermişlerdi ve sürekli olarak Kur'ân ayetleri ile besleniyorlar, güçlerini o ayetlerden alıyorlardı:
"Mü'minler o kimselerdir ki, ALLAH anıldığı zaman yürekleri ürperir, O' nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler." (13) "Ağlayarak çeneleri üstüne kapanırlar ve Kur'ân, onların derin saygısını artırır." (14)

Çünkü onlar: "Bilesiniz ki yaratmak da emretmek de ALLAH'a mahsustur." (15) ayetini kendilerine düstur edinmişler ve Yaratan olarak kabul ettikleri Yüce ALLAH'ı yöneten olarak da kabul etmişlerdi.

Şimdi şu sorulara kendi nefsimizde cevap arayalım:

Bizi kim yönetiyor ve yönlendiriyor?

Kimin adamı olarak çalışıyoruz?

Ne adına ve kime çalışıyoruz?

Kısaca bizim Rabbimiz/yönetenimiz kim?

ALLAH'ın dinine inandığını söyleyenler olarak, ALLAH'ın dinini doğru olarak ne kadar biliyor ve yaşıyoruz?

Din, bizi biçimlendiren yaşantımızda ne kadar etkin ve yetkin?

İman ve İSLAM'ımız yerinde saymaya devam ediyor mu, yoksa bizi değiştirme ve bizi biçimlendirme gücüne sahip mi?


1- 5 Maide, 54.
2- 5 Maide, 104.
3- 6 Enâm, 116.
4- Tirmizî, Birr 62.
5- Mübarekfûrî, Tuhfetü'l-Ahvezî, VI, 145-146.
6- Bkz. 2 Bakara, 143.
7- Bkz. 3 Ali İmran, 110.
8- Buhari, Cuma 1, 12.
9- İbnü'l-Esîr, en-Nihâye, I, 67.
10- 18 Kehf, 13.
11- 3 Ali İmran, 173.
12- 33 Ahzab, 22.
13- 8 Enfâl, 2.
14- 17 İsra, 109.
15- 7 Araf, 54.
Logged
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  


|Site Map|Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Home
Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
SMF Theme By: MPDesignZ.com

Dost Sitemiz: ZeynepDer.Org

Valid XHTML 1.0 Transitional