Array
hafiz-ul_esrar
Mon 26 November 2007, 11:17 am GMT +0200
Enbahtiyar odur ki, dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, mâlâyâni şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin. (haşiye)
Haşiye: Bu ‘madem’ler içindir ki, şahsıma karşı olan zulümlere, sıkıntılara aldırmıyorum ve ehemmiyet vermiyorum. “Meraka değmiyor” diyorum ve dünyaya karışmıyorum.
Mektûbât, s. 73
hafiz-ul_esrar
Mon 26 November 2007, 11:23 am GMT +0200
İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi; Hâlık-ı Kâinat'ı tanımak ve ona îman edip ibadet etmektir. Ve o insanın vazife-i fıtratı ve farîza-i zimmeti, marifetullah ve îman-ı billahtır ve iz'an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir.
Şualar
fi-sebilillah
Mon 26 November 2007, 11:45 am GMT +0200
Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle.
Birinci Söz
Ebleh:ahmak
hafiz-ul_esrar
Mon 26 November 2007, 12:07 pm GMT +0200
insan bu aleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. mahiyet ve istidad itibariyle her şey ilme bağlıdır. ve bütün ulum-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu, marifetullahtır. ve onun üssü'l-esası da iman-ı billahtır.
Sözler
hafiz-ul_esrar
Thu 29 November 2007, 09:22 am GMT +0200
İnsanın fıtrat-ı zişuuru olan vicdanı saadet-i ebediyeye bakar, gösterir.
Evet, kim kendi uyanık vicdanını dinlerse EBED.. EBED...EBED...
Sesini işitecektir. Bütün kainat o vicdana verilse ebede karşı olan ihtiyacının yerini dolduramaz.
Demek o vicdan o ebed için mahlıktur.
reyyan
Thu 29 November 2007, 09:36 am GMT +0200
Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zâyi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat, bir uykudur; bir rüyâ gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider.
Sözler | On Yedinci Söz | 193
Hamza
Thu 29 November 2007, 09:47 am GMT +0200
İslam Alimlerinden Veciz Sözler
*Fakirlik, hâline şükredip kimseye şikâyet etmeyerek ihtiyacını gizlemektir.*
İbrahim Havvâs (Rahmetullahi aleyh)
*Meşhur olmak sevdası ile yanıp tutuşana, doğruluk nasip olmaz.*
İbrâhim bin Edhem (Rahmetullahi aleyh)
*Üç şey kalbi öldürür: Çok konuşmak, çok uyumak ve çok yemek.*
Fudayl bin İyad (Rahmetullahi aleyh)
*Namaz kılmak, yalnız Allahü teâlâdan korkan müminlere, kolay gelir.*
İmâm-ı Rabbânî (Rahmetullahi aleyh)
*Vücudun rahatı az yemekte; rûhun rahatı az günahtadır.*
İmâm-ı Gâzâli (Rahmetullahi aleyh)
*Gözü harama bakmaktan ve başkalarının ayıplarını görmekten korumalıdır!*
Bâyezîd-i Bistâmî (Rahmetullahi aleyh)
*Eskiden iyilik yaparlardı söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmıyorlar fakat söylüyorlar.*
Ömer bin Hâris (Rahmetullahi aleyh)
*Gençliğin kıymetini ihtiyarlar, huzûrun kıymetini huzûrsuzlar, sıhhatin kıymetini hastalar, hayatın kıymetini ölüler bilir.*
Hatim-i Esam (Rahmetullahi aleyh)
*Üç zümreye, üç şey çirkin düşer: 1-İdârecilere, sertlik, 2-Âlimlere, mal sevdası, 3-Zenginlere ise cimrilik.*
Molla Câmî (Rahmetullahi aleyh)
*İşlediğiniz günâhları gizlediğiniz gibi, yaptığınız iyilikleri de gizleyiniz!*
Zünnûn-i Mısrî (Rahmetullahi aleyh)
*Nefsin aldanmasına, dünyanın yalancı ve geçici tadına kapılan, hayrın tadını alamaz.*
Yûsuf bin Hüseyin Râzî Rahmetullahi aleyh
*Öyle bir kimseyle arkadaşlık edin ki; onda dünya malı hırsı bulunmasın.*
Dâvûd-i İskenderî (Rahmetullahi aleyh)
*Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylar ile doldurmak demektir.*
İmâm-ı Birgivî (Rahmetullahi aleyh)
*İnsanların sıkıntılarına katlanmak, Allahü teâlânın beğendiği, Resûlullahın sevdiği ve evliyânın özendiği bir ahlâktır.*
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (Rahmetullahi aleyh)
*Ölmek felâket değildir. Asıl felâket, öldükten sonra başa gelecekleri bilmemektir.*
İmâm-ı Rabbânî (Rahmetullahi aleyh)
*Adalet, halkın dirliği ve düzeni; idarecilerin ise, süsü ve güzelliğidir.*
Hazret-i Ali (Radıyallahü anh)
*Dört şey ibâdettendir: Abdestsiz durmamak, çok secde etmek, gönlü mescidlere bağlı olmak ve Kur’ân-ı kerîmi çok okumak.*
Ali Dede Bosnevî (Rahmetullahi aleyh)
*Temiz ve helâl ye de, ister sabaha kadar ibâdet et, ister uyu!*
İbrâhim bin Edhem (Rahmetullahi aleyh)
*Hakîki sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde de eksilmeyendir.*
Yahyâ bin Muâz-ı Râzî (Rahmetullahi aleyh)
*İki şeyi istersiniz ama, bulamazsınız. Bunlar, neşe ve rahatlık olup, ikisi de Cennette olur.*
Ebû Turâb-ı Nahşebî (Rahmetullahi aleyh)
*İyi komşuluk, yalnız komşuya eziyet etmemek değil, komşunun eziyetlerine de katlanmak demektir.*
Hasan-ı Basrî (Rahmetullahi aleyh)
*Elden geldiği kadar kaç kötü arkadaştan, Kötü ahbâb kötüdür, en zehirli yılandan. Yılan zehir akıtıp, insanı candan eder, Ama kötü arkadaş, can ve imandan eder.*
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi (Rahmetullahi aleyh)
*Kıyamet günü nereye gitmek istiyorsanız, hazırlığınızı ona göre yapınız.*
Ömer bin Abdülazîz (Radıyallahi anh)
*Malı olanın aç sabahlaması, olmayanın tok sabahlamasından evladır.*
Bişr-i Hafi (Rahmetullahi Aleyh)
*Mümin güneş gibidir. Sararıp, solarak batar ama doğduğunda (ahirette) göz kamaştırır.*
Ebubekir şiblî (Rahmetullahi aleyh)
*Üç şey üç zümreye çirkin düşer: İdarecilere sertlik, âlimlere mal sevdası, zenginlere cimrilik...*
Molla Câmî (Rahmetullahi aleyh)
*Nefsinin arzularına tâbi olan, Allahü teâlânın nasıl kul olur? Ey insan! Kime tâbi isen onun kulu olursun.*
Abdullah-ı Dehlevi (Rahmetullahi aleyh)
*Kalb dünyâ arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, imkânı yok, âhireti sevmiş olamaz.*
Abdülkâdir Geylâni (Rahmetullahi aleyh)
*Edeb hudûda, sınırlara riâyet etmek onu taşmamaktır. En büyük edeb ise ilâhi hudûdu muhâfazadır, gözetmektir.*
Abdülhakim Arvâsi (Rahmetullahi aleyh)
*Eshâb-ı kirâma hürmet etmeyen kimse, Muhammed aleyhisselâma îmân etmiş olmaz.*
Ebûbekir Şiblî (Rahmetullahi aleyh)
*İstediklerini vermediğiniz zaman kızan ve küsen hakiki dost değildir.*
İmam-ı Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi aleyh)
hafiz-ul_esrar
Thu 29 November 2007, 10:00 am GMT +0200
Rahman razı olsun Hamza abim...
Mevlam bu vecizeleri kalbimize nakşeyleyip sırrına erişmeyi nasib etsin...inşaALLAH
teşekür
hafiz-ul_esrar
Sat 1 December 2007, 07:44 am GMT +0200
Evet bu kâinatta hayır şer, lezzet elem, ziya zulmet, hararet bürudet, güzellik çirkinlik, hidâyet dalalet birbirine karşı gelmesi ve içine girmesi, pek büyük bir hikmet içindir.
Şualar1_224
hafiz-ul_esrar
Mon 3 December 2007, 07:41 am GMT +0200
Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir; lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir.
(Lem’alar 6)
hafiz-ul_esrar
Tue 4 December 2007, 07:50 am GMT +0200
Madem insan bekaya âşıktır, elbette bütün kemalâtı ve lezzetleri, bekaya tabidir. Ve madem beka, Bâki-i Zülcelal´e mahsustur ve madem Bâki´nin esması bâkiyedir ve madem Bâki´nin âyineleri Bâki´nin rengini ve hükmünü alır ve bir nev bekaya mazhar olur. Elbette insana en lâzım iş ve en mühim vazife; o Bâki´ye karşı alâka peyda etmektir. ve esmasına yapışmaktır.
(Lem’alar 12)
altinoluk
Tue 4 December 2007, 09:14 am GMT +0200
ALAH SİZLERDEN RAZI OLSUN
RABBİM HAYATIMIZDA UYGULAYABİLMEYİ NASİP ETSİN
KENDİSİNE KUL HABİBİNE ÜMMET EYLESİN
CENNETGÜLÜ
Tue 4 December 2007, 10:39 am GMT +0200
İmanın verdiği nurve şuur ile ve sana gösterdiği ve bildirdiği esma'i İLAHİ'ye adedince vahdet alakalar ve ittifak rabıtaları ve uhuvvet münasebetleri var.MESELA;Her ikinizin;HALIKINIZ bir, Malikiniz bir,Mabudunuz bir,Razıkınız bir,bir bir,bine kadar bir,bir... Hem Peygamberiniz bir,Dininiz bir,Kıbleniz bir.Bir bir,yüze kadar bir bir.Sonra; köyünüz bir,devletiniz bir, memleketiniz bir...ona kadar bir bir bir.bu kadar bir birler,vahdet ve tevhidi,vifak ve ittifakı,muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği;ve kainatı ve küreleri birbirine bağlayacak manevi zincirler bulundukları halde;şikak venifaka,kin ve adavete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz vesebatsız şeyleri tercih edip mü'mine karşı hakıki adavet etmek ve kin bağlamak;ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebat-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i'tisaf olduğunu; kalbin ölmemiş ise,aklın sönmemiş ise anlarsınnn!.(m.243) RİSALEİ NUR KÜLLİYATINDAN (hizmetrehberi)
hafiz-ul_esrar
Wed 5 December 2007, 09:13 am GMT +0200
Bu kâinat sahibinin tezahür-i rububiyetine ve sermedî uluhiyetine ve nihâyetsiz ihsan´atına küllî bir ubudiyet ve tanıttırmakla mukabele eden Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm bu kâinatta güneşin lüzumu gibi elzemdir.
(Şualar 581)
hafiz-ul_esrar
Thu 6 December 2007, 01:10 pm GMT +0200
Madem ki, yapar ve bilir; elbette konuşur. Madem konuşur, elbette konuşmasına yakışan Kur´ândır. Bir çiçeğin tanziminden lâkayd kalmayan bir Mâlik-ül Mülk, bütün mülkünü velveleye veren bir kelâma karşı nasıl lâkayd kalır. Hiç başkasına mal edip hiçe indirir mi?
(Zülfikâr Mec. 33)
hafiz-ul_esrar
Sat 8 December 2007, 11:00 am GMT +0200
Sizdeki gençlik kat´iyyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada(meşru dairede) kalmazsanız, o gençlik zayi´ olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek.
(Gençlik rehberi)
hafiz-ul_esrar
Sun 9 December 2007, 01:06 pm GMT +0200
Mümkün olur mu ki; bu kâinatı bütün esmasının(isimlerinin) kemalâtını ifade eden masnuatla tezyin ederek seyir için garib(hayret verici) ve ince san´atlarla süslenilmiş bir saraya benzetsin de, rehber bir muallim tayin etmesin?
(Haşir risalesi)
şebnem
Sun 9 December 2007, 01:16 pm GMT +0200
paylaşım için çok teşekkür ederim thumbsp elinize yüreğinize sağlık a.r.o.
hafiz-ul_esrar
Mon 10 December 2007, 09:50 am GMT +0200
Üslûb-ı Kur´ânın o kadar acib bir cem´iyeti var ki, birtek sure, kâinatı içine alan bahr-i muhit-i Kur´ânîyi içine alır. Birtek âyet, o surenin hazinesini içine alır. Âyetlerin çoğu, herbirisi birer küçük sure, surelerin çoğu, herbirisi birer küçük Kur´ândır.
(Zülfikâr Mec. 33)
hafiz-ul_esrar
Tue 11 December 2007, 01:45 pm GMT +0200
Hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Zira hakkın hatırı âlîdir. Hiçbir hatıra feda edilmemek gerektir.
(Mektûbat 350)
hafiz-ul_esrar
Wed 12 December 2007, 09:59 am GMT +0200
Evet: gözümüzle görüyoruz ki: bizleri ve bütün zîruhları bilir, ve bilerek şefkatle himaye eder, ve ihtiyacını ve her derdini bilir, ve bilerek inâyetiyle imdadına yetişir bir Alîm-i Rahîm var.
(Şualar 602)
isra_leyl
Wed 12 December 2007, 10:39 am GMT +0200
GAYR-I MEŞRU MUHABBETİN SONU MERHAMETSİZ AZAB ÇEKMEKTİR...BEDİÜZZAMAN
hafiz-ul_esrar
Thu 13 December 2007, 12:21 pm GMT +0200
İşte ey ehl-i hak ve ehl-i hidâyet! Şeytan-ı ins ü cinnînin mezkûr desiselerinden kurtulmak çaresi: Ehl-i Sünnet velcemaat olan ehl-i hak mezhebini karargâh yap ve Kur´ân-ı Mu´ciz-ül Beyan´ın muhkemat kal´asına gir ve Sünnet-i Seniyeyi rehber yap, selâmeti bul!..
(Lem’alar 79)
hafiz-ul_esrar
Fri 14 December 2007, 10:16 am GMT +0200
Terbiye-i İslâmiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte(ibadette) sarfetseniz, o gençlik manen bâki kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebeb olacak.
( gençlik rehberi)
hafiz-ul_esrar
Sat 15 December 2007, 06:13 pm GMT +0200
"Ey şan ve şerefi, nam ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al.
Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar. O belâ ve musibete düşersen, de, o belâdan kurtul."
(Mesnevi-i Nuriye, Katre)
hafiz-ul_esrar
Sun 16 December 2007, 10:31 am GMT +0200
Muhabbetullah, Sünnet-i Seniyenin ittibaını istilzam edip intac eder. Ne mutlu o kimseye ki, Sünnet-i Seniyeye ittibaından hissesi ziyade ola. Veyl o kimseye ki, Sünnet-i Seniyeyi takdir etmeyip, bid´alara girmiş ola.
(Lem´alar 54)
hafiz-ul_esrar
Mon 17 December 2007, 12:41 pm GMT +0200
Bil ki: Şu âlemin fenasından sonra sana refakat(arkadaşlık) etmeyen ve dünyanın harabıyla senden müfarakat eden(ayrılan) bir şeye kalbini bağlamak sana lâyık değildir.
(17. Lem’a)
hafiz-ul_esrar
Tue 18 December 2007, 02:07 pm GMT +0200
Madem hakikat budur. Madem helâl dairesi keyfe kâfidir. Ve madem haram dairesindeki bir saat lezzet, bazen bir sene bazen on sene hapis cezasını çektiriyor. Elbette gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti iffette ve istikamette sarfetmek lâzım ve elzemdir.
Şualar1_201
hafiz-ul_esrar
Wed 19 December 2007, 11:59 am GMT +0200
Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki: Dünyayı bir misafirhane-i askerî telakki etsin ve öyle de iz´an etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o telakki ile, en büyük mertebe olan mertebe-i rızayı çabuk elde edebilir. Kırılacak şişe pahasına, daimî bir elmasın fiatını vermez; istikamet ve lezzetle hayatını geçirir. Evet dünyaya aid işler, kırılmağa mahkûm şişeler hükmündedir; bâki umûr-ı uhreviye ise, gâyet sağlam elmaslar kıymetindedir.
(Mektubat 24)
hafiz-ul_esrar
Thu 20 December 2007, 02:37 pm GMT +0200
Nasılki Güneş´e karşı cereyan eden bir nehrin yüzünde kabarcıklar parlar gider. Gelenler aynı parlamayı gösterip, taife taife arkasında parlayıp sönüp gider. Bu sönmek, parlamak vaziyetiyle; yüksek daimî bir Güneş´in devamına delalet ederler. Öyle de, şu mevcudat-ı seyyaredeki hayat ve mevtin değişmeleri ve münavebeleri, bir Hayy-ı Bâki´nin beka ve devamına şehadet ederler.
(Mektûbat72)
Hayırlı Bayramlar..
hafiz-ul_esrar
Mon 24 December 2007, 12:46 pm GMT +0200
İşte ey ehl-i iman! Şeytanların bu müdhiş tahribatına karşı sizin en mühim kuvvetli silâhlarınız ve cihazat-ı tamiriyeniz istiğfardır ve Eûzü billah demekle Cenab-ı Hakk´a ilticadır. Ve kal´anız Sünnet-i Seniyedir.
(Lem´alar 74)
hafiz-ul_esrar
Tue 25 December 2007, 11:45 am GMT +0200
Madem Kur´ân bir hutbe-i ezeliyedir. nev´-i beşerin umum tabakatıyla ve ehl-i imanın bütün taifeleriyle konuşur. Elbette onlara göre müteaddid manaları ve küllî manasının çok mertebeleri bulunacak.
( sualar 364 )
hafiz-ul_esrar
Wed 26 December 2007, 06:18 am GMT +0200
İşte ey ehl-i iman! Şeytanların bu müdhiş tahribatına karşı sizin en mühim kuvvetli silâhlarınız ve cihazat-ı tamiriyeniz istiğfardır ve Eûzü billah demekle Cenab-ı Hakk´a ilticadır. Ve kal´anız Sünnet-i Seniyedir.
(74)
altinoluk
Wed 26 December 2007, 08:28 am GMT +0200
MADEM BİZİ ÇALIŞTIRAN HALIKIMIZ RAHİM VE HAKİMDİR:
BAŞA GELEN HERŞEYİ RIZA İLE ,SEVİNÇ İLE,RAHMETİNE,HİKMETİNE
İTİMAD İLE KARŞILAMALIYIZ.
şualar
hafiz-ul_esrar
Thu 27 December 2007, 07:50 am GMT +0200
Evet nasılki nuraniyet cihetiyle güneşin ziyası ve aksi kudret-i Rabbaniye ile deniz yüzüne ve bütün kabarcıklarına girmesi bir tek cam parçasına girmesi gibi kolaydır.ikisi müsavidir. Öyle de Zât-ı Nur-ul Envâr´ın nuranî kudreti dahi gökleri yıldızları yaratması döndürmesi sineklerin zerrelerin icadı ve döndürmesi gibi ona kolaydır.
(Şualar 609)
CENNETGÜLÜ
Fri 28 December 2007, 12:15 am GMT +0200
''BÜTÜN DUALAR VE İHTİYAÇTAN GELEN RİCALAR VE NİMETTEN ÇIKAN ŞÜKÜRLER VE İBADETLER VE NAMAZLAR,HALIK-I KÜLLÜ ŞEY'E MAHSUSTUR.(NUR ALEMİNİN BİR ANAHTARI.)
hafiz-ul_esrar
Fri 28 December 2007, 07:36 am GMT +0200
Sünnet-i Seniyeye ittibaı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevabdar yapabilir.
(Lem´alar 51)[/color]
altinoluk
Fri 28 December 2007, 09:16 am GMT +0200
''İman,insanı insan eder;belki insanı sultan eder.
Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İMAN ve DUAdır''
SÖZLER/23.söz
hafiz-ul_esrar
Sat 29 December 2007, 04:09 pm GMT +0200
Tabiat misali bir matbaadır, tabi’ değil; nakıştır, nakkaş değil; kabildir, fail değil; mistardır, masdar değil;nizamdır, nazım değil; kanundur, kudret deüğil; şeriat-ı iradiyedir, hakikat-ı hariciye değil.
(Mesnevi-i Nuriye 250)
Tabiiyyunların, mevhum ve hakikatsız tabiat dediklşeri şey, olsa olsa ve hakikat-ı hariciye sahibi ise ancak bir san’at olabilir,Sani’ olamaz. Bir nakıştır, Nakkaş olamaz. Ahkamdır, hakim olamaz. Bir şeriat-ı fıtriyedir, Şari olamaz. Mahluk bir perdey-i izzettir, Halık olamaz. Münfail bir fıtrattır, Fatır bir fail olamaz. Kanundur, kudret değildir;kadir olamaz. Mistardır, masdar olamaz.
(Lem’alar 186)
hafiz-ul_esrar
Sun 30 December 2007, 02:56 pm GMT +0200
Evet. insanın şuuruna ve ilmine delalet eden düzgün ölçülü bir san´atı ile, insan hâlıkının ilmine hikmetine delalet eden hüsn-i hılkat-i insan müvazenesi, aynen yıldız böceğinin gecedeki ışığının ve lem´acığının gündüzde güneşin ihatalı ziyasına nisbeti gibidir.
(Şualar 596)[/color][/b]
hafiz-ul_esrar
Mon 31 December 2007, 03:31 pm GMT +0200
Senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsaid muhtelif maddelerden terkib edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla, mâlikini tanı, vazifeni bil, dünyaya ne için geldiğini öğren.
(Hastalar risalesi)
hafiz-ul_esrar
Tue 1 January 2008, 04:43 pm GMT +0200
Elde Kur´ân Gibi Bir Mu´cize-i Bâki Varken, Başka Bürhan Aramak Aklıma Zaid Görünür.
Elde Kur´ân Gibi Bir Bürhan-ı Hakikat Varken, Münkirleri İlzam İçin Gönlüme Sıklet mi Gelir?
(Zülfikâr Mec. 5)
Sema
Tue 1 January 2008, 04:48 pm GMT +0200
SELAMUN ALEYKÜM
Modern hayat,insanların günün vücutlarına yağ pompalamak; diğer yarısı da,o yağları eritmek için harcadıkları garip ve akıl dışı bir oyundur....
hafiz-ul_esrar
Wed 2 January 2008, 05:18 am GMT +0200
İman nasılki bir nurdur, insanı ışıklandırıyor, insanın üstünde yazılan bütün mektubat-ı Samedaniyeyi okutturuyor. Öyle de, kâinatı dahi ışıklandırıyor. Zaman-ı maziyi ve müstakbeli, zulümattan kurtarıyor.
(Şualar 169)
hafiz-ul_esrar
Thu 3 January 2008, 11:09 am GMT +0200
Evet, günah kalbe işleyip, kalbi siyahlandıra siyahlandıra tâ nur-ı imanı kalpten çıkarıncaya kadar kalbi katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük manevî bir yılan olarak ısırır
(Lem’alar 4).
vera_nur
Thu 3 January 2008, 12:38 pm GMT +0200
İbni Kayyım diyor ki:
Bir kalp;
Günahtan tevbe edinceye kadar sahibini sıkıştırıyorsa,
Zikirsiz, ibadetsiz bir günü sıkıntılı görüyorsa,
İbadet ederken yemekten-içmekten daha çok zevk alıyorsa,
Virdini unuttuğunda malını kaybetmiş gibi üzülüyorsa,
Namaza durduğunda dertlerini unutuyorsa,
Vakit harcamada cimri ise,
Bir amelden çok o amelin kabul olması ile ilgileniyorsa..
O kalp diridir.
hafiz-ul_esrar
Fri 4 January 2008, 11:26 am GMT +0200
Demek iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder.
(Şualar 171)
hafiz-ul_esrar
Sat 5 January 2008, 12:15 pm GMT +0200
Eğer bütün cin ve insanın Kur´ândan tereşşuh etmeyen bütün güzel sözleri toplansa; yine Kur´ânın mertebe-i kudsiyesine yetişip tanzir edemez.
(Zülfikâr Mec. 100)
hafiz-ul_esrar
Sat 5 January 2008, 04:06 pm GMT +0200
...VECİZELER
İmanın kıymet ve ehemmiyeti :
İman saadeti dareynin anahtarıdır.
İman, mânevî bir cennetin çekirdeğini taşıyor. Küfür dahi, mânevî bir cehennemin tohumunu saklıyor.
Dünya ve âhirette ebedî ve daimî süruru isteyen, iman dairesindeki terbiye-i Muhammediyeyi (a.s.m.) Kendine rehber etmek gerektir.
Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve ferâizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.
Hayat, eğer iman olmazsa veyahut isyan ile o iman tesir etmezse, hayat, zahirî ve kısacık bir zevk ve lezzetle beraber, binler derece o zevk ve lezzetten ziyade elemler, hüzünler, kederler verir. Çünkü, insanda akıl ve fikir olduğu için, hayvanın aksine olarak, hazır zamanla beraber geçmiş ve gelecek zamanlarla da fıtraten alâkadardır. O zamanlardan dahi hem elem, hem lezzet alabilir. Hayvan ise, fikri olmadığı için, hazır lezzetini, geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen korkular, endişeler bozmuyor. İnsan ise, eğer dalâlet ve gaflete düşmüşse, hazır lezzetine, geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen endişeler, o cüz'î lezzeti cidden acılaştırıyor, bozuyor. Hususan gayr-ı meşru ise, bütün bütün zehirli bir bal hükmündedir.
Gençlik rehberinden
Ey zevk ve lezzete müptelâ insan! Ben yetmiş beş yaşımda, binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hadiselerle aynelyakin bildim ki, hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa, dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır.
Gençlik rehberinden
İnsan, nur-u iman ile âlâ-yı illiyyîne çıkar, cennete lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür ile esfel-i sâfilîne düşer, cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer. Çünkü, iman, insanı sâni-i zülcelâline nisbet ediyor. İman bir intisaptır. Öyleyse, insan, iman ile insanda tezahür eden san'at-ı ilâhiye ve nukuş-u esmâ-i rabbâniye itibarıyla bir kıymet alır. Küfür o nisbeti kat eder. O kat'dan, san'at-ı rabbâniye gizlenir. Kıymeti dahi yalnız madde itibarıyla olur. Madde ise, hem fâniye, hem zâile, hem muvakkat bir hayat-ı hayvanî olduğundan, kıymeti hiç hükmündedir.
Sözlerden
Her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir. Her seyyiat gibi cebanetin dahi menbaı, dalalettir. Evet tam münevver-ül kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. Belki hârika bir kudret-i samedaniyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek. Fakat meşhur bir münevver-ül akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise; gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer. "acaba bu serseri yıldız arzımıza çarpmasın mı?" der; evhama düşer.
Sözlerden
İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikatından kurtulabilir. "tevekkeltü alâllah" der, sefine-i hayatta kemâl-i emniyetle, hâdisâtın dağlarvâri dalgaları içinde seyran eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlakın yed-i kudretine emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder. Sonra, saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir. Yoksa, tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları, uçmasına değil, belki esfel-i sâfilîne çeker.
Sözlerden
İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder. Öyleyse, insanın vazife-i asliyesi, iman ve duadır. Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder.
Sözlerden
hafiz-ul_esrar
Sun 6 January 2008, 01:08 pm GMT +0200
Risalet
Nasıl güneş ziya vermeksizin mümkün değildir. Öyle de, Ulûhiyet de peygamberleri göndermekle kendini göstermeksizin mümkün değildir.Hem hiç mümkün olur mu ki, nihayet kemalde olan bir cemal, gösterici ve tarif edici bir vasıta ile kendini göstermek istemesin?Hem mümkün olur mu ki, gayet cemalde bir kemal-i san'at, onun üzerine enzar-ı dikkati celb eden bir dellâl vasıtasıyla teşhir istemesin?
Gayet manidar bir kitab, onu ders verecek bir muallim ister. Ve gayet güzel bir cemal, kendini görecek ve gösterecek bir âyine iktiza eder. Ve gayet kemalde bir san'at, teşhirci bir dellâl ister.
Binlerce enbiya, nev'-i beşerde nübüvveti iddia ederek binlerce mu'cizatla müddeayı isbat etmişlerdir. İşte o enbiyanın cemi' mu'cizatları lisan-ı vâhid ile nübüvvet-i mutlakayı ilân eder.
Kainatta bir hakikat varsa, nübüvvet vardır. Hilkatte nizam varsa, nübüvvet zaruridir. (Karıncayı emirsiz, arıyı ya'subsuz bırakmayan kudret-i ezeliye; elbette beşeri nebisiz bırakmaz.) Zira insanın vehm-alud nazarına istikamet, tecavüzkar kuvvayı selasesine i’tidal, isti’dadatı maneviyesine inkişaf verecek ilahi bir mürşid olabilir. O ise nebidir. Dünyada bundan doğru ne haber olabilirki; yüzbinler enbiya, yüzbinler mucizat ile nübüvveti iddia etmişler, mucizat ile isbat etmişler
.
Enbiyaların (Aleyhimüsselâm) icma'ı, nasılki vücud ve vahdaniyet-i İlahiyeye gayet kuvvetli bir delildir; öyle de, bu zâtın (A.S.M.) doğruluğuna ve risaletine gayet sağlam bir şehadettir. Çünki Enbiya Aleyhimüsselâm'ın doğruluklarına ve peygamber olmalarına medar olan ne kadar kudsî sıfatlar ve mu'cizeler ve vazifeler varsa; o zâtta (A.S.M.) en ileride olduğu tarihçe musaddaktır. Demek onlar, nasılki lisan-ı kal ile; Tevrat, İncil ve Zebur ve suhuflarında bu zâtın (A.S.M.) geleceğini haber verip insanlara beşaret vermişler ki, kütüb-ü mukaddesenin o beşaretli işaratından yirmiden fazla ve pek zahir bir kısmı, Ondokuzuncu Mektub'da güzelce beyan ve isbat edilmiş. Öyle de, lisan-ı halleriyle, yani nübüvvetleriyle ve mu'cizeleriyle; kendi mesleklerinde ve vazifelerinde en ileri ve en mükemmel olan bu zâtı tasdik edip, davasını imza ediyorlar.
Güneş ziyayı, ziya gündüzü istilzam ettiği derecede; kâinattaki hikmetler, Risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) istilzam eder.
Okumak ve yazmak öğrenmediği ve ümmi olduğu halde; ondört asrın ukalâsını, feylesoflarını hayrette bırakan ve edyan-ı semaviyede birinciliği kazanan bir din ile birden, tecrübesiz ve def'aten meydana çıkması emsal kabul etmez bir halet olduğu gibi; sözlerinden, fiillerinden, hallerinden çıkan İslâmiyet her zamanda üçyüzelli milyon insanın ruhlarına, nefislerine, akıllarına terbiyekârane ders vermesi ve manevî terakkiyata sevketmesi, emsalsiz bir halettir.
İşte, bak: Şu cezire-i vâsiada vahşî ve âdetlerine mutaassıp ve inatçı muhtelif akvâmı, ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyânelerini def'aten kal' ve ref' ederek, bütün ahlâk-ı hasene ile teçhiz edip bütün âleme muallim ve medenî ümeme üstad eyledi. Bak, değil zahirî bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri fetih ve teshir ediyor. Mahbub-u kulûb, muallim-i ukul, mürebi-i nüfus, sultan-ı ervah oldu.
Reşhalar: zülfikardan
O bürhanın şahs-ı manevîsine bak: Sath-ı Arz bir mescid, Mekke bir mihrab, Medine bir minber... O bürhan-ı bahir olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatib, bütün enbiyaya reis, bütün evliyaya seyyid, bütün enbiya ve evliyadan mürekkeb bir halka-i zikrin serzâkiri...
Reşhalar: zülfikardan
hafiz-ul_esrar
Mon 7 January 2008, 09:07 pm GMT +0200
Gençlik
خير شبابكم من تشبه بكهولكم و شر كهولكم من تشبه بشبابكم
hadis midir? Bundan murad nedir?
Elcevap: Hadis olarak işitmişim. Murad da şudur ki: En hayırlı genç odur ki, ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak, gençlik hevesâtına esir olmayıp gaflette boğulmayandır. Ve ihtiyarlarınızın en kötüsü odur ki, gaflette ve hevesatta gençlere benzemek ister, çocukçasına hevesât-ı nefsâniyeye tâbi olur.
Mektubattan
hafiz-ul_esrar
Tue 8 January 2008, 07:33 pm GMT +0200
Onu tanıyan ve ona itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.
(Şualar1 204)
hafiz-ul_esrar
Thu 10 January 2008, 10:24 am GMT +0200
İşte ey ehl-i hak ve ehl-i hidâyet! Şeytan-ı ins ü cinnînin mezkûr desiselerinden kurtulmak çaresi: Ehl-i Sünnet velcemaat olan ehl-i hak mezhebini karargâh yap ve Kur´ân-ı Mu´ciz-ül Beyan´ın muhkemat kal´asına gir ve Sünnet-i Seniyeyi rehber yap, selâmeti bul!..
(Lem’alar 79)
CENNETGÜLÜ
Sun 13 January 2008, 06:52 pm GMT +0200
İNSANIN FITRAT-I ZîŞUURU OLAN VİCDANI SAADET-İ EBEDİYE YE BAKAR,GÖSTERİR.EVET,KİM KENDİ UYANIK VİCDANINI DİNLERSE,''EBED,EBED!''SESİNİ İŞİTECEKTİR.BÜTÜN KÂİNAT O VİCDÂNA VERİLSE,EBEDE KARŞI OLAN İHTİYACININ YERİNİ DOLDURAMAZ.DEMEK,O VİCDAN O EBED İÇİN MAHLÛKTUR.
[/color]
hafiz-ul_esrar
Mon 14 January 2008, 12:15 pm GMT +0200
Hem eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa her gün biri kesilse hakikat-ı Kur´âniye’ye feda olan bu başı zındıkaya ve küfr-i mutlakaya eğmem. Ve bu hizmet-i imaniye ve nuriye’den vazgeçmem ve geçemem.
(sualar 266)
hafiz-ul_esrar
Tue 15 January 2008, 03:32 pm GMT +0200
Biz öyle bir hakikata hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir. Elbette bu sıkıntılı haller ile: müftehirane müteşekkirane bir mücahede-i maneviye yapıyoruz diye şekva etmemek lâzımdır.
( sualar 280 )
hafiz-ul_esrar
Wed 16 January 2008, 04:24 pm GMT +0200
Cazibedar hizmeti, heva ve hevesi teşci' ve arzularını tatmindir. O heva ise, insanın mesh-i manevîsine sebebdir.
Şeriat-ı Ahmediyenin (A.S.M.) tazammun ettiği ve emrettiği medeniyet ise: Nokta-i istinadı, kuvvete bedel haktır ki; şe'ni, adalet ve tevazündür. Hedefi de, menfaat yerine fazilettir ki; şe'ni, muhabbet ve tecazübdür. Cihet-ül vahdet de, unsuriyet ve milliyet yerine, rabıta-i dinî ve vatanî ve sınıfîdir ki; şe'ni samimî uhuvvet ve müsalemet ve haricin tecavüzüne karşı, yalnız tedafü'dür. Hayatta, düstur-u cidal yerine düstur-u teavündür ki; şe'ni, ittihad ve tesanüddür. Heva yerine hüdadır ki; şe'ni, insaniyeten terakki ve ruhen tekâmüldür.
Mevcudiyetimizin hâmisi olan İslâmiyetten elini gevşetme, dört el ile sarıl; yoksa mahvolursun.
hafiz-ul_esrar
Thu 17 January 2008, 12:27 pm GMT +0200
Esas-ı mesleğimiz enaniyeti, hubb-ı câhı, şân ve şerefi bırakmaktır. Mabeynimizde yalnız bir kardeşlik var.
(Şualar 286)
hafiz-ul_esrar
Fri 18 January 2008, 11:14 am GMT +0200
Nasıl bir usta, bina ettiği ve idare ettiği iki haneden bahseder. Proğramını ve işlerinin liste ve fihristesini yapar. Kur´ân dahi, şu kâinatı yapan ve idare eden ve işlerinin listesini ve fihristesini -tabir caiz ise- proğramını yazan, gösteren bir zâtın beyanına yakışır bir tarzdadır.
(Zülfikâr Mec. 33)
CENNETGÜLÜ
Fri 18 January 2008, 11:24 am GMT +0200
yazılan sözler tasavvur değil tasdiktir;teslim değil imândır;marifet değil şehadettir,şuhuddur;taklid değil tahkikdir;iltizam değil iz'andır;tasavvuf değil hakikattir;dava değil, dava içinde bürhandır.[/size][/color]
CENNETGÜLÜ
Fri 18 January 2008, 11:33 am GMT +0200
DÜNYAYI VE ONDAKİ MAHLÛKATI MANA-YI HARFİYLE SEV;MANA-YI İSMİYLE SEVME.''NE KADAR GÜZEL YAPILMIŞ!''DE ''NE KADAR GÜZELDİR''DEME.VE KALBİN BÂTININA BAŞKA MUHABBETLERİN GİRMESİNE MEYDAN VERME.ÇÜNKÜ BÂTIN-I KALB,AYİNE-İ SAMEDDİR VE ONA MAHSUSTUR.[/color][/color]
altinoluk
Fri 18 January 2008, 12:23 pm GMT +0200
ALLAH hesabına kainata bakan adam,her ne görürse ilimdir.
hafiz-ul_esrar
Wed 23 January 2008, 02:50 pm GMT +0200
Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder; vazife-i hayatiyeyi yapar. Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuddan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider
(Lem´alar 5)
CENNETGÜLÜ
Wed 23 January 2008, 06:05 pm GMT +0200
DÜNYA MÜ'MİNİN ZİNDANIDIR.(EFENDİMİZ(s.a.v))
hafiz-ul_esrar
Thu 24 January 2008, 01:49 pm GMT +0200
Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir; lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir.
(Lem’alar 6)
hafiz-ul_esrar
Fri 25 January 2008, 10:23 am GMT +0200
Madem insan bekaya âşıktır, elbette bütün kemalâtı ve lezzetleri, bekaya tabidir. Ve madem beka, Bâki-i Zülcelal´e mahsustur ve madem Bâki´nin esması bâkiyedir ve madem Bâki´nin âyineleri Bâki´nin rengini ve hükmünü alır ve bir nev bekaya mazhar olur. Elbette insana en lâzım iş ve en mühim vazife; o Bâki´ye karşı alâka peyda etmektir. ve esmasına yapışmaktır.
(Lem’alar 12)
hafiz-ul_esrar
Sat 26 January 2008, 11:14 am GMT +0200
Bu kâinat sahibinin tezahür-i rububiyetine ve sermedî uluhiyetine ve nihâyetsiz ihsan´atına küllî bir ubudiyet ve tanıttırmakla mukabele eden Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm bu kâinatta güneşin lüzumu gibi elzemdir.
(Şualar 581)
hafiz-ul_esrar
Sun 27 January 2008, 10:56 pm GMT +0200
Madem ki, yapar ve bilir; elbette konuşur. Madem konuşur, elbette konuşmasına yakışan Kur´ândır. Bir çiçeğin tanziminden lâkayd kalmayan bir Mâlik-ül Mülk, bütün mülkünü velveleye veren bir kelâma karşı nasıl lâkayd kalır. Hiç başkasına mal edip hiçe indirir mi?
(Zülfikâr Mec. 33)
hafiz-ul_esrar
Mon 11 February 2008, 10:24 am GMT +0200
Bu meydan-ı imtihanda olanlar, başı boş değiller; saadet sarayları ve zindanlar onları bekliyorlar.
(Haşir risalesi)
hafiz-ul_esrar
Tue 12 February 2008, 07:13 pm GMT +0200
Hiçbir şey ona ağır gelmez ki, gözümüz önünde gâyet çabuk ve kolaylıkla her baharda haşrin yüz bin nümunelerini yazıyor.
(Şualar 617)
hafiz-ul_esrar
Wed 13 February 2008, 08:16 pm GMT +0200
Nasılki âyinede ki yılanın sureti ısırmaz ve ateşin misali yakmaz ve murdarın aksi, telvis etmez. Öyle de: Hayal ve fikir âyinesinde küfriyatın ve şirkin akisleri ve dalaletin gölgeleri ve şetimli çirkin sözlerin hayalleri, itikadı bozmaz, imanı tağyir etmez, hürmetli edebi kırmaz. Çünki meşhur kaidedir ki: Tahayyül-i şetm, şetm olmadığı gibi, tahayyül-i küfür dahi, küfür değildir ve tasavvur-ı dalalet de dalalet değildir.
(Lem´alar 76)
hafiz-ul_esrar
Thu 14 February 2008, 05:54 pm GMT +0200
İşte ey ehl-i iman! Şeytanların bu müdhiş tahribatına karşı sizin en mühim kuvvetli silâhlarınız ve cihazat-ı tamiriyeniz istiğfardır ve Eûzü billah demekle Cenab-ı Hakk´a ilticadır. Ve kal´anız Sünnet-i Seniyedir.
(Lem´alar 74)
hafiz-ul_esrar
Thu 14 February 2008, 05:58 pm GMT +0200
Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini kaybetmemek için saliha zevcesini taklit eder, o da salih olur.
Hem bahtiyardır o kadın ki, kocasını mütedeyyin görür, ebedî dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır.
Bedbahttır o adam ki, sefahete girmiş zevcesine ittibâ eder, vazgeçirmeye çalışmaz, kendisi de iştirak eder.
Bedbahttır o kadın ki, zevcinin fıskına bakar, onu başka bir surette taklit eder.
Veyl o zevc ve zevceye ki, birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yani, medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder
hafiz-ul_esrar
Fri 15 February 2008, 10:06 am GMT +0200
Madem Kur´ân bir hutbe-i ezeliyedir. nev´-i beşerin umum tabakatıyla ve ehl-i imanın bütün taifeleriyle konuşur. Elbette onlara göre müteaddid manaları ve küllî manasının çok mertebeleri bulunacak.
( sualar 364 )
hafiz-ul_esrar
Mon 18 February 2008, 09:52 pm GMT +0200
Sünnet-i Seniyeye ittibaı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevabdar yapabilir.
(Lem´alar 51)
hafiz-ul_esrar
Tue 19 February 2008, 10:42 am GMT +0200
Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor; elbette bu ecel celladının elinden ve kabir haps-i münferidinden(yalnız başına bir hapisten) kurtulmak çaresi varsa, insanın en büyük ve herşeyin fevkinde bir endişesi, bir mes´elesidir.
(Meyve risalesi)
hafiz-ul_esrar
Wed 20 February 2008, 09:48 am GMT +0200
Evet. insanın şuuruna ve ilmine delalet eden düzgün ölçülü bir san´atı ile, insan hâlıkının ilmine hikmetine delalet eden hüsn-i hılkat-i insan müvazenesi, aynen yıldız böceğinin gecedeki ışığının ve lem´acığının gündüzde güneşin ihatalı ziyasına nisbeti gibidir.
(Şualar 596)
hafiz-ul_esrar
Thu 21 February 2008, 11:01 am GMT +0200
Senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsaid muhtelif maddelerden terkib edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla, mâlikini tanı, vazifeni bil, dünyaya ne için geldiğini öğren.
(Hastalar risalesi)
hafiz-ul_esrar
Fri 22 February 2008, 10:22 am GMT +0200
İslamiyet güneş gibidir. üflemekle sönmez; Gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz!
Gözünü kapayan yanlız kendine gece yapar.
Tarihçe-i Hayat
hafiz-ul_esrar
Sat 23 February 2008, 12:25 pm GMT +0200
Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-ı imaniyenin kemalâtını ef´alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler. Belki Küre-i Arzın bazı kıt´aları ve devletleri de İslâmiyete dehalet edecekler.
(Mektûbat 402-403)
hafiz-ul_esrar
Sat 23 February 2008, 05:36 pm GMT +0200
Yalnız
biri iste; başkaları istenmeye değmiyor.
Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor.
Biri talep et; başkaları lâyık değiller.
Biri gör; başkalar her vakit görünmüyorlar, zevâl perdesinde saklanıyorlar.
Biri bil; mârifetine yardım etmeyen başka bilmekler faydasızdır.
Biri söyle; Ona âit olmayan sözler, mâlâyânî sayılabilir.
hafiz-ul_esrar
Sun 24 February 2008, 01:39 pm GMT +0200
Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraiz(farzlar) ile ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.
(Gençlik rehberi)
hafiz-ul_esrar
Mon 25 February 2008, 09:55 am GMT +0200
İnsan-ı âsi, Çürümüş kemikleri kim diriltecek diye meydan okur gibi inkârına karşı Kur´ân der: Kim bidâyeten yaratmış ise, o diriltecek. O yaratan zât ise, herbir şeyi herbir keyfiyette bilir. Hem size yeşil ağaçtan ateş çıkaran bir zât, çürümüş kemiğe hayat verebilir.
(Zülfikâr Mec. 35)
hafiz-ul_esrar
Tue 26 February 2008, 09:27 am GMT +0200
Adavet etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et; onun ref´ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmarene ve heva-yı nefsine adavet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için, mü´minlere adavet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen; kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adavet et.
(Mektûbat 93)
hafiz-ul_esrar
Wed 27 February 2008, 06:56 pm GMT +0200
Bütün mevcudat birtek Sâni´a verilse, birtek mevcud gibi kolay ve sühuletli olur. Eğer müteaddid esbaba ve tabiata isnad edilse; birtek sinek, semavat kadar; bir çiçek, bir bahar kadar; bir meyve, bir bahçe kadar müşkilâtlı ve suubetli olur.
(Mektûbat 86)
hafiz-ul_esrar
Wed 27 February 2008, 07:14 pm GMT +0200
İ'lem eyyühel Aziz!
Senin iktidarın kısa, bekan az, hayatın mahdut, ömrünün günleri ma'dut ve herşeyin fanîdir.
Öyle ise şu fâni ömrünü fâni şeylere sarfetmeki fâni olmasın. Bâki şeylere sarfetki bâki kalasın.
reyyan
Sun 2 March 2008, 08:57 pm GMT +0200
Bismillah her hayrın başıdır. Sözler - 5
Ben nefsimi herkesten ziyade nasihata muhtaç görüyorum. Sözler -5
Herşey, Cenab-ı Hakk'ın takdiriyledir. Sözler - 468
Sizin herşey'iniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Mektubat - 227
Şu âlemde mü'minin mü'mine karşı en büyük yardımı dua iledir.Barla -247
Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Sözler -1 42
Ey arkadaş! İnsan da başıboş, serseri, sahibsiz bir hayvan değildir.Mes-- 44
Cesed-i insan; havaya, suya, gıdaya muhtaç olduğu gibi, ruh-u insan da namaza muhtaçtır. Sözler - 778
hafiz-ul_esrar
Sun 2 March 2008, 09:19 pm GMT +0200
Beşerin âsâr ve kanunları, beşer gibi ihtiyar oluyor, değişiyor, tebdil ediliyor. Fakat Kur´ânın hükümleri ve kanunları, o kadar sabit ve rasihtir ki, asırlar geçtikçe daha ziyade kuvvetini gösteriyor
(Zülfikâr Mec. 41)
hafiz-ul_esrar
Mon 3 March 2008, 06:46 pm GMT +0200
Zekat, her şahıs için sebeb-i bereket ve dâfi-i beliyyattır. Zekatı vermeyenin herhalde elinden zekat kadar bir mal çıkacak; ya lüzumsuz yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır.
(Mektûbat 100)
reyyan
Tue 4 March 2008, 09:17 am GMT +0200
Şimdi bak çeşmelere çaylara ırmaklara yerden dağlardan kaynamaları tesadüfi değildir Çünkü Onlara terettüp eden asar-ı rahmet olan faidelerin ve semelerin şehadetiyle ve dağlarda bir mizan-ı hacetle iddiharlarının ifade ile ve bir mizan-ı hikmetle gönderilmelerinin delaletiyle gösteriliyor ki; bir Rabb-ı Rahim’in teshiriyle ve iddihariyledir.
fi-sebilillah
Tue 4 March 2008, 09:21 am GMT +0200
İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi; Hâlık-ı Kâinat'ı tanımak ve ona îman edip ibadet etmektir. Ve o insanın vazife-i fıtratı ve farîza-i zimmeti, marifetullah ve îman-ı billahtır ve iz'an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir.
Şualar
[/color][/i]
kar__tanesi
Thu 6 March 2008, 09:49 am GMT +0200
Her söylediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu söylemek doğru değil. Bazen zarar verse sükût etmek, yoksa yalana hiç fetva yok. Her söylediğin hak olmalı, fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yok. Çünki hâlis olmazsa sû´-i tesir eder; hak, haksızlıkta sarf olur.
(Mektûbat 414)
hafiz-ul_esrar
Mon 17 March 2008, 05:42 pm GMT +0200
Mülk umumen onundur. Sen, hem onun mülküsün, hem memluküsün(kulusun), hem mülkünde çalışıyorsun. * O malik hem Kadîr´dir, hem Rahîm´dir; kudretine istinad et, rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safayı bul.
(20.mektub)
hafiz-ul_esrar
Tue 18 March 2008, 06:53 pm GMT +0200
Madem her şeyde bir güzellik ciheti var. ve rahmetin bir cilvesi var. Ve kader adalet ve hikmetle iş görür. Elbette biz bu zamanda umum âlem-i İslâmı alâkadar edecek bir kudsî vazife yüzünden gelen hafif bir zahmete ehemmiyet vermemekle mükellefiz.
( sualar 387 )
hafiz-ul_esrar
Sat 22 March 2008, 08:02 pm GMT +0200
Eyvah aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi´ ettik. Evet şu güzeran-ı hayat(geçici hayat) bir uykudur, bir rü´ya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider.
(17.söz)
nisa_nur
Tue 25 March 2008, 10:17 am GMT +0200
Bu zamanda en büyük bir ihsan,bir vazife,imanını kurtarmaktır,başkaların imanına kuvvet verecek bir surette çalışmaktır. (Emirdağ Lahikası)
hafiz-ul_esrar
Wed 26 March 2008, 10:03 am GMT +0200
Hakka hizmet, büyük ve ağır bir defineyi taşımak ve muhafaza etmek gibidir. O defineyi omuzunda taşıyanlara ne kadar kuvvetli eller yardıma koşsalar daha ziyade sevinilir ve memnun olunur.
(20.lem’a)
reyyan
Wed 26 March 2008, 10:10 am GMT +0200
Kabrin öbür tarafındaki endişe-i istikbal her ferdin en mühim mes'elesidir. L. - 173
Kabrin arkası için çalışınız, hakikî saadet ve lezzet ondadır. Mektubat -283
(Allah), bir insanı kâinat sisteminde hârika cihazlarıyla bir katre sudan birden zahmetsiz yaratır. Şualar - 659 -
Ettiğiniz bütün iyilikleriniz muhafaza edilmiş, mükâfatlarInI göreceksiniz. Ş - 225
Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Lem'alar -160
Kusurlu geçmiş zamanlarıma pişman ve nâdim olup, evvelki güldüklerime şimdi ağlıyorum. Barla L.- 97
Namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. Sözler -21
nisa_nur
Thu 17 April 2008, 10:12 pm GMT +0300
reyyan
Sat 5 July 2008, 09:20 am GMT +0300
“Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!”
-Mesnevî-i Nuriye- Habbe; s.111
reyyan
Sat 5 July 2008, 09:23 am GMT +0300
“Ecel birdir, tagayyür etmez... Ölüm, bu alem-i fenadan alem-i bekaya ve alem-i nura gitmek için bir terhistir.”
-Tarihçe-i Hayat- s.602
reyyan
Wed 9 July 2008, 12:57 pm GMT +0300
“Resul-i ekrem aleyhissalatü vesselam ferman etmiş: 'Ben ve benden evvel gelen peygamberlerin en ziyade faziletli ve kıymetli sözleri, 'la ilahe illAllah' kelamıdır.' diye.”
-Şualar- 11. Şua; s.203
reyyan
Wed 9 July 2008, 12:58 pm GMT +0300
“Fenalığı kendinden, iyiliği Allah'tan bil.”
-Sözler- 8. Söz; s.41
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Thu 17 July 2008, 05:57 pm GMT +0300
Allah razı olsun mübarek kardeşler..
Temasül tezadın sebebidir, tenasüb tesanüdün esasıdır, sıgar-ı nefs tekebbürün menba'ıdır, za'f gururun madenidir, acz muhalefetin menşeidir, merak ilmin hocasıdır.
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Fri 18 July 2008, 12:01 am GMT +0300
...Ben nefsimi herkesten ziyade nasihata muhtaç görüyorum...
(sözler 5)
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Fri 18 July 2008, 07:16 pm GMT +0300
Kaniat "NAKIŞTIR", "NAKKAŞ" Olamaz...
(Lemalar)
fi-sebilillah
Fri 18 July 2008, 08:00 pm GMT +0300
a.r.o. güzel sözler...
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Sat 19 July 2008, 06:35 pm GMT +0300
İhsan-ı İlahîden fazla ihsan, ihsan değildir. Her şeyi, olduğu gibi tavsif etmek gerektir.
reyyan
Sat 19 July 2008, 11:15 pm GMT +0300
Ey nefsim!
Deme, “Zaman değişmiş, asır başkalaşmış. Herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder, derd-i maişetle sarhoştur.”
Çünkü ölüm değişmiyor.
Firak, bekaya kalb olup başkalaşmıyor.
Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sür’at peydâ ediyor.
Hem deme, “Ben de herkes gibiyim.”
Çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder.
Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.
Hem kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gayesiz göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin? (Sözler sh: 170
reyyan
Wed 23 July 2008, 12:25 am GMT +0300
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Wed 23 July 2008, 07:39 pm GMT +0300
"Ölüm Firak Değil Visaldir,Tedbil-i Mekandır,Baki Bir Meyveyi Sümbül Vermektir."
Lemalar.
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Sun 27 July 2008, 04:40 pm GMT +0300
Acz, nidânın mâdenidir. İhtiyaç duanın menbaıdır.
Mesnevi-i Nuriye.
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Tue 29 July 2008, 06:37 pm GMT +0300
''Mucize,dava-i nübüvvetin isbatı için,münkirleri ikna etmek içindir;icbar için değildir''
sözler s.538
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Sat 2 August 2008, 08:34 pm GMT +0300
Ecnebilere düşman nazarı ile değil,belki saadetimizi ve i'lay-ı kelimetullaha bu zamanda vasıta olan terakki ve medeniyete bizi teşvik ve icbar ettiklerinden dost ve hadim nazarı ile bakacağız.
(Asar-ı Bediyye-1.Baskı-s:389)
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Mon 4 August 2008, 08:18 pm GMT +0300
Madem ki, yapar ve bilir; elbette konuşur. Madem konuşur, elbette konuşmasına yakışan Kur´ândır. Bir çiçeğin tanziminden lâkayd kalmayan bir Mâlik-ül Mülk, bütün mülkünü velveleye veren bir kelâma karşı nasıl lâkayd kalır. Hiç başkasına mal edip hiçe indirir mi?
(Zülfikâr Mec. 33)
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Fri 8 August 2008, 03:55 pm GMT +0300
“Sadaka nasıl mal ile olur. İlim ile dahi olur. Kavl ile, fiil ile, nasihat ile de oluyor.”
-Sözler- 25. Söz; s.335
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Fri 15 August 2008, 01:31 pm GMT +0300
Bir matlûb ki, gurûbda gaybûbet etmeye mahkûmdur; kalbin alâkasına, fikrin merakına değmiyor, âmâle mercî olamıyor, arkasında gam ve kederle teessüf etmeye lâyık değildir. Nerede kaldı ki, kalb, ona perestiş etsin ve ona bağlansın kalsın.
17.söz
fi-sebilillah
Sat 16 August 2008, 03:13 pm GMT +0300
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Mon 18 August 2008, 06:07 pm GMT +0300
Şeriatın yüzde doksanı -zaruriyat ve müsellemat-ı diniye- birer elmas sütundur. Mesail-i içtihadiye-i hilafiye, yüzde ondur. Doksan elmas sütun, on altunun himayesine verilmez. Kitablar ve içtihadlar Kur'ana dûrbîn olmalı, âyine olmalı; gölge ve vekil olmamalı..
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Tue 19 August 2008, 02:36 pm GMT +0300
'' Sabırsız adam teenni ile hareket etmediği için, basamakları ya atlar düşer veya noksan bırakır; maksud damına çıkamaz. ''
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Wed 20 August 2008, 12:43 pm GMT +0300
Cumhûru, bürhandan ziyade, mehazdeki kudsiyet imtisale sevk eder.
Müçtehidînin kitapları vesile gibi, cam gibi Kur'ân'ı göstermeli; yoksa vekil, gölge olmamalı."
sünühat
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Thu 21 August 2008, 10:01 pm GMT +0300
Gayr-ı meşru muhabbetin âkıbeti, mükâfatı, mahbubun gaddârâne adâvetidir..
Sunuhat
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Fri 22 August 2008, 02:14 pm GMT +0300
Eğer aklın varsa, kanaata alış ve rızaya çalış...
24.mektub
reyyan
Sat 23 August 2008, 10:58 am GMT +0300
Ey nefsim! Deme'zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle şarhoştur. Çünkü ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşeri, fakr-ı insani değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peyda ediyor.
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Sat 23 August 2008, 12:28 pm GMT +0300
Arkadaş! Nefsî tefekkürde tafsilâtlı, âfâkî tefekkürde ise icmâlî yaparsan, vahdete takarrüb edersin. Aksini yaptığın takdirde, kesret fikrini dağıtır. Evham ise havalandırır, enâniyetin kalınlaşır. Gafletin kuvvet bulur, tabiata kalb eder. İşte dalâlete isâl eden kesret yolu budur...
Mesnevi i Nuriye_zeyluzzeyl
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Sun 24 August 2008, 11:40 am GMT +0300
Kur'an kalblere kuvvet ve gıdadır, ruhlara şifadır. gıdanın tekrarı, kuvveti arttırır...
Mesnevi i Nuriye_habbe
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Wed 27 August 2008, 02:04 pm GMT +0300
Aç canavara karşı tahabbüb; merhametini değil, iştihasını açar. Hem de diş ve tırnağının kirasını da ister.
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Thu 28 August 2008, 03:59 pm GMT +0300
İslamiyet'te imandan sonra en yüksek hakikat namazdır.
Tarihçe-i Hayat
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Sun 31 August 2008, 04:04 pm GMT +0300
Fikrin evveli, amelin ahiri...
Amelin evveli, fikrin ahiri....
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Mon 8 September 2008, 08:21 pm GMT +0300
Nasihatı dinleyen, ancak cehlini bilenlerdir.
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Fri 12 September 2008, 06:27 pm GMT +0300
''Risalet-in Nur ise der: "Her kim olursan ol; bak, gör, yalnız gözünü aç, hakikatı müşahede et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanını kurtar." ''(Kastamonu Lahikası'ndan)
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Fri 26 September 2008, 11:29 pm GMT +0300
İslâmiyetin kanunları, yüksek bir tarzda âlemin ıslahına kâfidir.
(Mektubat sh: 215)
gecesever
Sat 27 September 2008, 09:22 pm GMT +0300
İ'lem eyyühe'l-aziz! ALLAH'a tevekkül edene ALLAH kafidir.
mesnev-i nuriye
gecesever
Mon 29 September 2008, 10:05 pm GMT +0300
zaman gösterdi ki, cennet ucuz değil; cehennem dahi lüzumsuz değil.....
mektubat:hakikat çekirdekleri
gecesever
Sat 4 October 2008, 02:52 am GMT +0300
Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.
Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.
Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra,
isterse ve hikmeti iktiza ederse,
sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder.
Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya,
yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir.
__ihlas risalesi__
gecesever
Sat 4 October 2008, 06:20 pm GMT +0300
İ'lem eyyühe'l-azîz!
Dört şey için dünyayı kesben değil, kalben terk etmek lâzımdır.
1. Dünyanın ömrü kısa olup sür'atle zeval ve guruba gider. Zevalin elemiyle visalin lezzeti zeval buluyor.
2. Dünyanın lezâizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.
3. Seni intizar etmekte ve senin de sür'atle ona doğru gitmekte olduğun kabir dünyanın zinetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü dünya ehlince güzel addedilen şey orada çirkindir.
4. Düşmanlar ve haşerât-ı muzırra arasında bir saat durmakla dost ve büyükler meclisinde senelerce durmak arasındaki muvazene, kabir ile dünya arasındaki aynı muvazenedir. Maahâzâ, Cenab-ı Hak da bir saatlik lezzeti terk etmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise kayıtlı ve kelepçeli olarak sevk edilmezden evvel Allah'ın dâvetine icabet et.
Mesnevî-i Nuriye
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Wed 8 October 2008, 08:47 pm GMT +0300
Hem deme, "Ben de herkes gibiyim." Çünkü, herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musîbette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.
gecesever
Fri 10 October 2008, 05:23 pm GMT +0300
benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse; ondan darılmak değil, belki memnun olmak lazım gelir.....
mektubat / on altıncı mektup
gecesever
Sun 12 October 2008, 04:40 pm GMT +0300
Biri iste; başkaları istenmeye değmiyor.
Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor.
Biri talep et; başkaları lâyık değiller.
Biri gör; başkalar her vakit görünmüyorlar, zevâl perdesinde saklanıyorlar.
Biri bil; mârifetine yardım etmeyen başka bilmekler faydasızdır.
Biri söyle; Ona âit olmayan sözler, mâlâyânî sayılabilir.
Sözler - 17.Söz
reyyan
Sun 12 October 2008, 10:14 pm GMT +0300
Ey insan!... Hiç mümkün müdür ki, sana bu sîmâyı veren ve o sîmâda böyle bir sikke-i Rahmeti ve bir hâtem-i Ehadiyeti vaz' eden Zât, seni başıboş bıraksın; sana ehemmiyet vermesin, senin harekâtına dikkat etmesin, sana müteveccih olan bütün kâinatı abes yapsın, hilkat şeceresini meyvesi çürük, bozuk, ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın, hem hiçbir cihetle şüphe kabul etmeyen ve hiçbir vecihle noksâniyeti olmayan, güneş gibi zâhir olan rahmetini ve ziyâ gibi görünen hikmetini inkâr ettirsin? Hâşâ!
gecesever
Tue 14 October 2008, 06:14 pm GMT +0300
Eğer Namaz kılmazsan, senin o günkü alemin zulümatlı ve perişan bir halde gider. Namaz kılanın diğer mübah dünyevi amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. İbadetin ruhu, ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır...........
fi-sebilillah
Sat 25 October 2008, 09:10 am GMT +0300
fi-sebilillah
Fri 31 October 2008, 09:59 pm GMT +0200
fatma*
Thu 13 November 2008, 08:35 pm GMT +0200
Eğer vermek istemeseydi istemek vermezdi....
reyyan
Tue 2 December 2008, 09:33 am GMT +0200
şualar | dördüncü şua | 76
bu kainatta görünen bütün güzellikler öyle bir güzelden geliyorki,bu mütemadiyen değişen ve tazelenen kainat,bütün mevcudatiyle ayinedarlık dilleriyle ,o güzelin cemalini tavsif ve tarif eder.
reyyan
Mon 15 December 2008, 06:57 pm GMT +0200
sözler | onuncu söz | 54
zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor.
reyyan
Sat 20 December 2008, 08:06 am GMT +0200
mesnevi-i nuriye | habbe | 110
ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ
Tue 20 January 2009, 08:21 pm GMT +0200
ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.
Allah razı olsun reyyan hocam bu da çok manidar ve hep düşündüren bi vecize oldu benim için... icon_neutral
İnsanın en evvel ve en büyük vazifesi ALLAHA İTAATTİR.
reyyan
Wed 4 February 2009, 11:25 am GMT +0200
"İbadetin ruhu ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır." (İşarat'ül i'caz)
"Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. Öyle ise, nefsimden başlarım." (Sözler)
"Zaman gösterdi ki, Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil" (Mektubat)
"Kainatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır.(Sözler)
hafiz-ul_esrar
Sun 1 March 2009, 04:07 pm GMT +0200
Bu dünya, dâr-ül hikmettir, dâr-ül hizmettir; dâr-ül ücret ve mükâfat değil. Buradaki a´mal ve hizmetlerin ücretleri berzahta ve âhirettedir. Buradaki a´mal, berzahta ve âhirette meyve verir. (Mektûbat 302)
reyyan
Sun 1 March 2009, 10:51 pm GMT +0200
İşte ey hayat-ı dünyeviyenin zevkine müptela ve endişe-i istikbâl ile istikbâlini ve hayatını temin için çabalayan bîçareler!
Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz, meşrû dairedeki keyfe iktifâ ediniz; o, keyfinize kâfidir. Haricinde ve gayr-i meşrû dairedeki bir lezzetin içinde bin elem olduğunu sâbık beyânâtta elbette anladınız.
Eğer mâzi, yani, geçmiş zamanın hâdisâtını sinema ile hal-i hazırda gösterdikleri gibi, istikbâldeki ahvâl dahi-meselâ elli sene sonraki halleri-bir sinema ile gösterilse idi, ehl-i sefâhet, şimdiki güldüklerine yüz binlerce nefrîn ve nefret edip ağlayacaktılar.
Dünya ve âhirette ebedî ve dâimî sürûru isteyen, İmân dairesindeki terbiye-i Muhammediyeyi (a.s.m.) kendine rehber etmek gerektir.
13. Söz s.133
medenı
Mon 16 March 2009, 08:30 pm GMT +0200
Akıl tamam olunca, söz azalır. Hazreti Ali Radıyallahu anh
medenı
Wed 18 March 2009, 01:53 pm GMT +0200
Şikâyetçi olup ağladığım nice günler oldu. Zaman geldi ki, ağladığım günlere ağladım.Hazreti Ebû Bekir Radıyallahu anh
fi-sebilillah
Thu 9 April 2009, 08:07 am GMT +0300
Sizdeki gençlik kat´iyyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada(meşru dairede) kalmazsanız, o gençlik zayi´ olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek.
(Gençlik rehberi)
medenı
Thu 21 May 2009, 06:10 pm GMT +0300
Hem şükür bilmeyen kulsun,
Hem diyorsun,küpüm dolsun.
Sen ALLAH'tan razı ol ki;
ALLAH senden razı olsun..
reyyan
Sat 12 September 2009, 09:20 am GMT +0300
Zaman ihtiyarladıkça Kur’ân gençleşiyor. (Bediüzzaman)
reyyan
Wed 23 September 2009, 06:00 pm GMT +0300
Şeytanın hilesi varsa, mü’minin de tövbesi var.
fi-sebilillah
Wed 23 September 2009, 08:04 pm GMT +0300
ALLAH TEALA razı olsun reyyan abla.... icon_neutral