Ümmetin Sanal Kur'an Kursu...... www.ilminadresi.com - İSRAF (Savurganlık)

Adsense kodları


İSRAF (Savurganlık)

Smf Seo Versiyon Ümmetin Sanal Kur'an Kursu...... www.ilminadresi.com , -- Seo entegre sistem.

Array
vera_nur
Thu 30 October 2008, 04:14 pm GMT +0200
       “İsraf” kavramı, Arapça’da “serefe” kökünden türemiştir. Kelime anlamı, herhangi bir işte normal olan sınırı aşmak, aşırı olmak demektir. 

       Ayrıca, ihtiyaçtan fazla tüketmek, gereksiz yere harcama yapmak, savurganlık yapmak gibi anlamlara da gelir.             

       Her türlü haddi (sınırı ) aşmak, insanın ve onun içinde yaşadığı toplumun dengesini bozar ve onları huzursuzluğa götürür. İster harcamalarda aşırılık olsun, isterse davranışlarda olsun sonuç aynıdır.

       Kur’an-ı Kerim, aşırıya kaçan, harcamalarında ve davranışlarında dengeyi kaçıran kimselerin yaptıklarını hoş görmemektir. İsraf, sapmaların, bozulmaların, haksızlıkların, bozgunun kaynaklarından biri olarak gösterilmektedir.         

       İsraf yapanlara “müsrif” denmektedir.

 Kur’an’da İsraf’ın Manaları 

       Kur’an bu kavramı iki anlamda kullanmaktadır. 

       Birincisi : “haddi (sınırı) ve ölçüyü aşmak anlamındadır ki, bu aynı zamanda inkârcıların bir özelliğidir. Çünkü onlar Allah’tan gelen, helal ve haram ölçülerini tanımazlar. O ölçüleri işlerine geldiği gibi değiştirmeye kalkışırlar. Onlar, insan olarak kulluk yapmaları gerekirken Allah’ın ölçülerini çiğneyip geçerler. İnsanla Rabb (c.c.) arasında olması gereken dengeyi korumazlar. Davranışlarında normal sınırı gözetmezler ve konulan ölçünün ötesine geçerler, aşırıya giderler.

       “(Salih onlara dedi ki), Allah’tan korkun ve bana itaat edin. O müsriflerin (israf edenlerin) emrine uymayın. Onlar yeryüzünde bozgunculuk yaparlar ve ıslah etmezler (düzeltmezler).” (Şuara sûresi, 26/149-151)

      Görüldüğü gibi Kur’an, Salih peygamberi dinlemeyen ve inanmamaya devam eden inkârcılara müsrifler (israf edenler) demektir. Kendilerini uyarmak üzere gelen elçilere karşı bir şehir halkının tavrı da ibret verici bir ‘israf’ örneğidir.               

       Allah’ın elçileri o şehir halkını doğru yola çağırdıkları zaman, onlar elçilerin çağrısına uyacakları yerde, onları uğursuzluğa suçladılar. Bunun üzerine elçiler şöyle söylediler:

       “...Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır siz (müsrif) (aşırı giden) bir kavimsiniz.” (Yasin sûresi, 36/19.)

       Günlük yaşayışında ellerindeki malı, serveti, imkanları veya parayı gereksiz yere harcayanlar da bir çeşit sınırı aşanlar,  aşırı gidip  dengeyi bozanlardır.

       “Ey Ademoğulları! Her mescide (gidişinizde) ziynetlerinizi alın (uygun elbise giyin). Yiyiniz içiniz fakat “israf” etmeyiniz. Çünkü Allah müsrifleri (müsrifleri) israf edenleri sevmez.” (A’raf sûresi, 7/31.)

       Buradaki “israf” hem yiyecek veya eşya kullanımında aşırılık hem de Allah’ın koyduğu helal ve haram ölçüsüne uymamak anlamındadır.       

       Cahiliyye Arapları, ‘günah işlediğimiz elbiselerle Kabe’yi tavaf (ziyaret) edemeyiz’ diyerek Kabe’yi çıplak olarak ziyaret ederlerdi, kendi anlayışlarına göre ibadet ettiklerini sanırlardı. Bu âyet ile hem bu yanlış anlayış kaldırıldı hem de elbise, yeme-içme, eşya kullanma, Allah’ın hükümleri konularında bir ölçü ve denge getirildi.

       Kendini açlığa ve çıplaklığa alıştırarak veya helal olan şeyleri kendine haram kılarak Allah (c.c.)’ı razı edeceğini sananlar önemli bir aldanış içindedirler. Allah, böyle haramı helal, helalı haram yapan müsrifler (sınırı aşanları) sevmez. Öyleyse insanlar, Allah’ın nasip ettiği helal yiyecekleri ve eşyaları kullanacaklar, güzel ve süslü elbiseler giyecekler; ama israf etmeyecekler, ölçüde ve eşya kullanımında aşırı kaçmayacaklar.

       Allah’ın ölçüsüne göre, süslü elbise giymek günah değil, aksine helalı haram, haramı helal sayma günahtır.       

       İsrafın ikinci anlamı savurganlıktır. 

       Allah, dünya nimetlerini insanlar ve canlılar için yaratmaktadır. Bu nimetleri kullanma ve yeme arzusunu da insanın içerisine koyan Allah’tır. Bunları yemek, içmek veya kullanmak insanın hem hakkıdır, hem de şükrünün bir gereğidir. İnsan nimetleri yiyecek, kullanacak ama nimeti vereni de bilecek.

       Savurganlık anlamındaki ‘israf yasağı’ çok güzel bir ‘ekonomik denge’dir. İsraf, bu dengeyi bozar. Birisi çok harcarsa, diğerinin hakkına el atmış olur. Herkes, gücüne, çalışmasına ve şartlarına göre nimetlerden yararlanır. Ancak israf edenler bu nimet dengesini bozarlar. 

       Kur’an, hem aşırı harcamayı, hem aşırı kısmayı (cimriliği) hoş görmüyor. Müslümanlara bu ikisi arasında orta bir tutum tavsiye ediyor.

       “Elini bağlı olarak boynuna asma (cimri olma). Onu büsbütün de açıp savurma (israf etme). Sonra kınanmış bir halde oturup kalırsın.” (İsra sûresi, 17/29.)

        Peygamberimiz de buyuruyor ki :

       “Yiyiniz, içiniz, sadaka veriniz ve giyininiz. Ancak kibirlenmeyin ve israf etmeyin. Şüphesiz Allah (c.c.) nimetinin eserini (görüntüsünü) kulunun üzerinde görmek ister.” (Buhari, Libas/1; İbnu Mace, Libas/23.)
       İnsana emanet olarak verilen malı saçıp-savurmak, gerekli yerlere harcamamak, insanlar arsındaki ekonomik dengeyi bozar, kişiler arasındaki kıskançlığı artırır. Cimrilik ise yardım düşüncesini öldürdüğü gibi, ihtiyaç sahiplerine ulaşmayı engeller. İnfak ve sadaka ahlâkını köreltir. Halbuki infak kurumu yakın akrabanın ihtiyaçlarını karşılamayı temin eder, sadaka kurumu ise insanlardan muhtaç olan sıkıntılardan kurtarmayı sağlar.       

       Kuran, israf kelimesini yanında bir de (bezr) kavramını kullanıyor. Bezr de, israf gibi bir malı saçıp-savurmaktır.

       Bezr, sözlükte tohum ekmek, ölçüsüz dağıtmak demektir. Bundan hareketle ‘tebzir’ mastarına, tohumu  gereken yere atmamak, böylece onun kaybolmasına sebep olmak, karşılığında bir şey almamak manası verilmiştir.

        Bezr, malı saçıp-savurmak, gerektiği yerlere sarfetmemek, yerli yerinde değil de yok olup gideceği yerlerde harcamak demektir ki, israfla yakın anlama gelmektedir.

       Malı lüzumsuz yere, ihtiyaç olmayan yerlere harcamak, infak edilmesi gereken kimselere infak etmemek, malı hayır yollarında harcamamak eldeki serveti Allah’a isyan yollarında harcamak ‘bezr’ dir.

       İslâm insan hayatına her konuda bir denge getiriyor. İnançta, amellerde, ahlâklarda, mal kazanma ve harcamada, duygularda, nefret ve sevmede hep orta yolu tavsiye ediyor. Ne aşırılık, ne de tembellik veya gevşeklik. Ne ifrat, ne de tefrit. İslâm ümmeti, vasat bir ümmettir. (Bakara sûresi, 2/143.) Yani orta yolu izleyen, dengeli ve hayır yolları üzerinde olan bir ümmettir. Bu ümmetin mal konusundaki tutumu da dengelidir, harcamaları da ölçülüdür.       

       Mülk aslında Allah’a aittir. İnsana emanet olarak geçici bir süre için verilir. Malı ve geçimlikleri helal yoldan kazanıp helal yola harcayanlar, Allah yolunda infak edip hak sahiplerinin hakkını verenler, bezr etmeyenler, mal konusundaki sınavı kazanırlar.

       Kur’an  buyuruyor ki:

       “Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. Bezr ederek saçıp-savurma. Çünkü bezr (israf) edenler şeytanın kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı nankördür.” (İsra sûresi, 17/26-27.)