Array
Hamza
Sun 11 May 2008, 12:14 pm GMT +0300
Hz. Peygamber’in ve Ashâb-ı Kiram’ının ALLAH Yolunda Her Türlü Zorluklara ve İşkencelere Katlanması; ALLAH İsminin En Yüce Olması Uğrunda Canlarını Hiçe Saymalarını Hz.Mikdat (r.a.) Nübüvvet geldikten Sonra Hz. Peygamber’ (S.A.V.)'in Çektiklerini anlatsın inşALLAH...
- Nüfeyr şöyle anlatıyor: Bir gün Mikdad b. Esved’le birlikte oturuyorduk. Bir adam geldi. Gözlerini işaret ederek Mikdad’a şunları söyledi:
‘Hz. Peygamber’i gören şu iki göze ne mutlu! ALLAH’a yemin olsun ki senin gördüğünü görmeyi çok isterdim. Aynı şekilde katılmış olduğun o peygamber meclislerine de katılmayı çok isterdim’. Adamın bu sözleri benim çok hoşuma gitmişti. Mikdad’sa o kişiye şunları söyledi:
‘Niçin sizden bazı kimseler hâlâ ALLAH Teala’nın kendisine nasip etmediği bir mecliste bulunmayı temenni etmektedir. Eğer bu kişi Hz. Peygamber devrinde yaşamış olsaydı durumunun ne olacağını kestirebilir miydi? ALLAH’a yemin ederim ki Hz. Peygamber’in meclislerinde çok kimseler bulundu. Fakat ALLAH onları burunları üzerine cehenneme attı. Çünkü onlar Hz. Peygamber’e icâbet etmediler ve onu doğrulamadılar. Niçin sizi, kendisinden başka Rabb tanımayan ve peygamberlerinin getirdiklerini tasdik eden insanlar kılan ALLAH’a şükretmiyorsunuz? Zahmetleri, sıkıntıları başkaları çekmiş, sizse sefâsını sürüyorsunuz. Andolsun ki Hz. Peygamber, diğer peygamberlerin hepsinden daha sıkıntılı bir hayat geçirmiştir. O, cahillerin putlarına tapmaktan daha üstün bir din olmadığına inandığı bir fetret ve câhiliyet dönemi insanlarına gönderilmiştir. Hz. Peygamber Furkan’ı getirdi ve onunla hak ile bâtılın, baba ile oğulun aralarını ayırdı. (Çünkü babalardan veya oğullardan biri müslüman oluyor. Bu yüzden de aralarına düşmanlık giriyordu). ALLAH Teala ateşe giren kimsenin helak olduğunu görmesi için insanların kalb kilitlerini iman ile açmıştır. En yakınının ateşte bulunduğunu bilen kişinin gözleri elbette ki aydın olamaz. ALLAH Teala’nın şu sözleriyle anlatılmak istenen mana da budur:
“Onlar ‘Ey Rabb’imiz! Bize gözler sevinci eşler ve çocuklar ver ve bizi takva sahiplerine önder yap!’ derler”
(Furkan: 25/74)
Kaynak: Hilye I/175 (Cübeyr b. Nüfeyr’den); Heysemi, Mecma VI/17 (Taberani’nin de çeşitli senetlerle rivayet ettiği kaydedilmektedir)
Hamza
Sun 11 May 2008, 12:45 pm GMT +0300
- Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V.) şöyle buyuruyor:
"Allah yolunda, hiç kimsenin görmediği eziyetlere katlandım. Benim düştüğüm dehşetli hallere hiç bir kimse düşmemiştir. Öyle zamanlar oldu ki üzerimizden otuz gün otuz gece geçtiği halde ne Bilal ve ne de ben, onun koltuğu altında sakladığı az bir yiyecek dışında canlıların yiyebileceği hiç bir şey bulamadık."
Kaynak: Bidaye III/47 (İmam Ahmed’den, o da Enes’ten); Terğib V/159 (Tirmizi ve İbn Hibban’dan naklen); hadisi ayrıca İbn Mace ve Ebu Nuaym da rivayet etmişlerdir.
:'( :'( :'( :'( :'( :'( :'(
Ey RESÛLÜM Salllahu Aleyhi Vessellem ben seni çooook seviyorum... icon_neutral icon_neutral icon_neutral
Hamza
Sun 11 May 2008, 01:17 pm GMT +0300
- Âkil b. Ebî Tâlib şöyle anlatıyor: Kureyşliler babam Ebu Talib’e müracaat ederek ona
‘Ey Ebâ Tâlib! Yeğenin Muhammed cemiyetlerimizin, toplantılarımızın üzerine gelip bize hoşumuza gitmeyen bazı şeyler söylüyor. Eğer yapabilirsen onu bu işten vazgeçir’ dediler.
Ebu Tâlib de bana;
‘Ey Âkil ! Git amcanın oğlunu ara, bul ve bana getir !’ dedi. Hz. Peygamber’i bize ait ağıllardan birinde buldum. O çok yorgundu. Benimle birlikte dönerken yürüyebilecek bir gölge arıyordu; fakat yolumuz üzerinde böyle bir gölge de yoktu. Nihayet babamın yanına vardık. Babam Ebu Tâlib, Hz. Peygamber’e şunları söyledi:
‘Yeğenim ! Kavmin Kureyş bana gelerek hakkında şöyle şöyle şikayette bulundular. Gel hem kendine hem de bana kıyma! Bizi ne senin ve ne de benim gücümün yetmeyeceği bir yük altına sokma! Kureyşlilere hoşlarına gitmeyecek şeyleri söylemekten de vazgeç !’
Ebu Tâlib’in bu sözlerinden, onun desteğini çekerek kendisini yalnız bıraktığı sonucunu çıkaran Hz. Peygamber de;
"Ey amcam ! Eğer güneşi sağ, ayı da sol elime versen yine de bu işi (peygamberliği) bırakacak değilim. Allah bu işi üstün getirinceye ya da ben helak oluncaya kadar buna devam edeceğim" dedi.
Sonra Hz. Peygamber’in gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Hz. Peygamber’in bu halini gören Ebu Tâlib şunları söyledi:
‘Ey Kardeşimin oğlu ! Nasıl istersen öyle davran; işini yapmaya devam et ! Yemin ederim ki senden hiç bir zaman desteğimi çekmeyeceğim !"
Kureyşlilere dönerek ise;
‘Yeğenim asla yalan söylememiştir. Haydi siz kendi işinize dönünüz !’ dedi.
Kaynak: Heysemi VI/14 (Taberani’nin Esvat ve Kebir adlı kitaplarından. Heysemi ayrıca yine Taberani’nin ve Ebu Ya’la’nın başından az bir kesintiyle bu hadisi değişik bir şekilde rivayet ettiklerini de zikreder); Bidaye III/42 (Buhari’nin Tarih’inden)
Hamza
Sun 11 May 2008, 09:15 pm GMT +0300
- Ebu Tâlib vefat ettiği zaman Rasûlullah’ın yolunu Kureyş’in ahmaklarından birisi kesti ve peygamberin üzerine toprak attı.
Hz. Peygamber böylece evine döndü. Kızlarından biri yüzündeki toprağı hem siliyor, hem de ağlıyordu. Hz. Peygamber de;
"Ağlama kızım, kesinlikle Allah senin babanı koruyacaktır" dedi.
Ebu Tâlib ölünceye kadar, Kureyşliler Hz. Peygamber’e dokunamadılar. Ancak onun ölümünden sonra Hz. Peygamber’e hakaret ve işkence etmeye başladı !
- Ebu Tâlib vefat ettikten sonra Hz. Peygamber’e şiddet gösterildi ve Hz. Peygamber, Ebu Tâlib’in ölümünden sonra
"Ey Amcam ! Senin ayrılığın ne süratli bir şekilde bana kendisini hissettirdi" dedi.
:'( :'( :'( icon_neutral :'( :'( :'(
Kaynak : Bidaye III/134, Ebu Nuaym, Hilye, VIII/308 (Ebu Hureyre’den)
Hamza
Sun 11 May 2008, 09:19 pm GMT +0300
- el-Ezdi şöyle anlatıyor: Cahiliye devrinde Hz. Peygamber’i gördüm. ‘Ey nas! Lâilâheillallah deyiniz, kurtulunuz!’ diyordu.
Kimisi peygamberin yüzüne tükürdü. Kimisi peygamberin üzerine toprak serpti, kimisi de ona küfretti. Bu manzara öğleye kadar devam etti. Baktım ki bir kız, su dolu bir desti ile peygamberin yanına geldi. Peygamber yüzünü ve ellerini yıkadı
‘Ey kızım! Babanın başına herhangi bir şey getireceklerinden korkma!’ dedi. Bu kızın kim olduğunu sordum.
‘Rasûlullah’ın kızı Zeyneb’tir’ dediler.
(Heysemi, VI/21)
Hamza
Sun 11 May 2008, 09:30 pm GMT +0300
- Urve b. Zübeyir şöyle anlatıyor: Ben Abdullah b. Amr’a “Kureyşlilerin Hz. Peygamber’e yaptıkları en feci şey nedir ?” diye sordum. Bana;
Kureyş’in ileri gelenleri Hicr’de oturuyorlardı. Yanlarına gittim. Şöyle konuşuyorlardı: Şu adama gösterdiğiniz sabrı, hiç kimseye göstermediniz. O bize ‘akılsız’ diyor, atalarımıza küfrediyor, birliğimizi bozuyor, ilahlarımıza küfrediyor. Onlar böyle konuşurken Hz. Peygamber çıkageldi.
Rükn’ün karşısına gelince, Kâbe’yi tavafa başladı. Onların yanından geçerken Peygamber’e bazı işaretler yaptılar. Hz. Peygamber’in bundan alındığını yüzünden anladım. İkinci geçişinde de aynı şeyi yaptılar. Hz. Peygamber hiç bir şey söylemedi. Üçüncü defa aynı şeyi yaptıklarında Hz. Peygamber;
“Ey Kureyşliler, beni dinleyin. Muhammed’in canı elinde olan ALLAH’a yemin ederim ki, ölüm için geldim” dedi.
Rasûlullah’ın bu sözü onlarda çok büyük bir etki yaptı. Öyle ki sanki herkesin başında bir kuş var da, aman uçmasın diye kıpırdamıyorlardı. Hatta Hz. Peygamber hakkında en fazla düşmanlık güden dahi, Peygamber’e en yumuşak bir sözle
“Ey Ebû’l-Kasım, güle güle git. Sen cahil bir insan değilsin” dedi. Hz. Peygamber de oradan ayrıldı. Ertesi gün yine toplandılar. Ben de aralarındaydım. Bir kısmı diğerlerine
“Muhammed’in elinden çektiğimizi hatırlattınız. Size gelen eziyetleri gündeme getirdiniz. O sizin hoşunuza gitmeyen kelimeleri size söyleyince de onu bıraktınız”. Onlar bu durumdayken Hz. Peygamber çıkageldi. Hep birden yerlerinden sıçrayarak Hz. Peygamber’in etrafını çevirdiler ve
“Sen misin şöyle şöyle diyen? Sen misin, dinimiz ve ilahlarımız hakkında şunu şunu söyleyen?” dediler. Hz. Peygamber
“Evet, bunları söyleyen benim” dedi.
Onlardan biri Hz. Peygamber’in yakasına yapıştı. Ebubekir de Peygamber’i müdafaa etmek için kalktı. Hem ağlıyor hem de “Rabb’im ALLAH’tır diyen bir kişiyi öldürecek misiniz?” diyordu. Sonra Kureyş Peygamber’i bıraktı. Bu manzara, Kureyş’in peygamberle ilgili olarak gördüğüm en şiddetli tavrı ve manzarası idi.
(Heysemi, VI/16, İmam Ahmed’den)
Hamza
Sun 11 May 2008, 09:35 pm GMT +0300
- Esma (r.anhüma)’dan;
“Müşriklerin Peygamber hakkındaki en şiddetli icraatı neydi ?” diye sordular. Esma (r.anhüma);
Müşrikler mecliste oturmuşlardı. Peygamber ve ilahları hakkında söylediklerini müzakere ediyorlardı. Onlar bu durumdayken Peygamber çıkageldi. Hepsi birden Peygamber’e hücum ettiler ve imdad sesleri babama kadar ulaştı. Birisi;
“Ey Ebabekir! Arkadaşına yetiş!” diye bağırdı. Babam bizim yanımızdan çıktı -ki o zaman başında dört tane saç örgüsü vardı- ve gidip onlara
“Azap olasıcalar. Siz, Rabb’im Allah’tır, diyen ve size Rabb’inizden mucizeler getiren bir kişiyi öldürecek misiniz?” dedi.
Onlar o zaman Peygamber’i terkederek babama yöneldiler. Babam eve döndüğünde o örgülerinden hangisine el atsa elinde kalıyordu.
Bunun üzerine “Ey celâl ve ikram sahibi! Sen ortaktan münezzehsin!” deyip duruyordu.
(Heysemi, Mecma VI/17; İbn Abdilber, İstiab, II/227; Hilye, I/31)
Hamza
Sun 11 May 2008, 09:40 pm GMT +0300
- Hz. Ali (r.a.) hutbesinde;
“Ey nas! İnsanların en kahramanı kimdir?” diyordu.
“Ey mü’minlerin emiri! Sensin !” dediler. Hz. Ali;
“Biliniz ki, ben her kimle döğüşmüşsem, onu mutlaka alt etmişimdir. Fakat insanların en kahramanı Ebubekir’dir. Çünkü biz (Bedir günü) Rasûlullah’a bir gölgelik yaptık. ‘Onu müşriklerden kim koruyacak?’ dedik.
Allah’a and içerim, bizden hiçbir kimse bu işe yanaşmadı. Ancak Ebubekir, kılıcını kınından çekerek peygamberin başucunda durdu. Ona herhangi bir müşrik saldırdığında, Ebubekir de ona saldırıp püskürtüyordu” dedi.
Yine bir gün Rasûlullah’ı gördüm. Kureyşliler Peygamber’i yakalamıştı. Birisi ona sataşıyor, kin kusuyordu. Kimisi Hz. Peygamber’i tartaklıyor ve
“Sen misin ilahları bir tek ilah yapan?” diyorlardı. Andolsun bizden hiç bir kimse Peygamber’e bu durumda yaklaşmadı, ancak Ebubekir fırlayıp kimine vuruyor, kimiyle cedelleşiyor, kimini itiyordu ve “Rabb’im Allah’tır diyen bir kişiyi öldürecekmisiniz, azab olasıcalar ?” diyordu.
Sonra Hz. Ali abasını çıkardı. Mübarek sakalları ıslanıncaya kadar ağladı, sonra
“Size Allah ile yemin verdiriyorum, Firavun’un ailesinden olan mümin mi hayırlıdır yoksa Ebubekir mi ?” dedi. Halk sustu. Hz. Ali;
“Allah’a yemin ederim ki Ebubekir’in bir saatlık ömrü, Firavun ailesinden olan müminin, yeryüzü dolusu iyiliklerinden daha hayırlıdır. Çünkü o imanını gizliyor, Ebubekir ise, açıkça mü’min olduğunu ilân ediyordu” dedi.
(Bezzar, Müsned.)
Hamza
Mon 12 May 2008, 11:35 pm GMT +0300
- Ebu Cehil, Safa’nın yanında Peygamber’le karşılaştı. Peygamber’e eziyet etti. Hamza da av meraklısıydı. O gün de avlanıyordu. Manzarayı gören hanımı avdan dönünce Hamza’ya;
“Ey Ebâ Umâre! Keşke bugün Ebu Cehil’in yeğeninin başına neler getirdiğini görseydin” dedi.
Bunun üzerine Hamza öfkelendi. Evine girmeden geri döndü. Boynunda yayı olduğu halde mescide yürüdü. Kureyş meclislerinin birinde Ebu Cehil’in oturduğunu görünce, bir şey söylemeden yayını kafasına indirdi. Kureyş’ten bazı kimseler ayağa kalkarak Hamza’yı Ebu Cehil’den uzaklaştırdılar. Hamza;
“Benim dinim Muhammed’in dinidir. Ben şehadet ederim ki Muhammed Allah’ın Rasûlü’dür. Allah’a yemin ederim ki, ben artık bundan dönmeyeceğim. Eğer siz doğru iseniz, geliniz, beni bu işten çeviriniz” dedi.
Hz.Hamza (r.a.) müslüman olduğu zaman Hz. Peygamber (S.A.V.) onunla izzete kavuştu. Müslümanlar yardımcı buldular. Kureyşliler artık korkmaya başladı. Çünkü Hamza’nın Hz. Peygamber’i koruyacak güçte olduğunu biliyorlardı.
Diğer bir rivayette:
- Hamza bir gün ok atışından dönüyordu. Onunla bir hanım karşılaştı ve
“Ey Ebâ Umâre, bugün yeğenin Ebu Cehil b. Hişam’dan neler çekti. Ebu Cehil ona küfretti, onun yakasına yapışarak şöyle şöyle yaptı” dedi. Hamza;
“Ebu Cehil bunları yaparken hiç kimse kendisini gördü mü?” diye sordu. Kadın
“Evet, halk bunu gördü” dedi. Bunun üzerine Hamza Safa ile Merve’nin yanındaki meclise vardı. Baktı ki Kureyşliler oturuyor, Ebu Cehil de aralarında bulunuyor. Yayını eline alarak Ebu Cehil’in iki kulağı arasına öyle bir vurdu ki, yayın ucu kırıldı. Sonra
“Bu sefer yayla vurdum. Gelecek sefer kılıçla vuracağım. Şahidlik ederim ki, Muhammed Allah’ın Rasûlü’dür ve getirdiği din doğru ve Allah tarafındandır” dedi. Oradakiler;
“Ey Ebâ Umâre! o bizim ilahlarımıza küfretti. Eğer bunu sen yapsaydın, ondan üstün olduğun halde senden de kabul etmezdik. İşte durum budur, Ey Ebâ Umâre! Kaldı ki, sen küfürbaz değilsin” dediler.
Kaynak
Heysemi, Mecma’, IX/267 (Tabarani’den mürsel olarak),
Heysemi, Mecma’, IX/267 (Tabarani’den mürsel olarak); Hakim, Müstedrek, III/192